TAVŞAN DAĞA KÜSMÜŞ,

Melbourne’ye yaklaşık 150 km mesafede bir hapishaneye, orada yatan Türk mahkumları ziyarete gitmiştik. Ziyaretçi anonsu yapılır yapılmaz 5 dakika içerisinde hemen 15 Türk gencinin bizimle görüşmek için yanımıza geldiğine şahit olduk.

Önce onlarla tanıştık, hal hatırlarını sorduk. Kulak verip kendilerini dinlemeye başladıkça dertlerini de birer birer açmaya başladılar.

“Bizleri bu hapishanede ne arayan var, ne de soran”,

“Hiçkimse bizimle ilgilenmiyor”,

“Ramazan ayında sahur yemeği verilmesi için cezaevi yetklilerine başvuruda bulunmuştuk ama kabul edilmedi”,

“Ben de bir zamanlar ara sıra da olsa Broadmeadows Camisi’ne gelirdim namaz kılmaya“

Cezaevine düşmüş Türk mahkumları ziyaret için gittiğimiz hapishanede bu ve benzeri ifadeleri bizzat kendilerinden işitmek, içimizi burkmuş olsa da hayatlarında bir hata işleyip oralara düşmüş ama derin pişmanlık duyan bu insanların dertlerinden toplum olarak ne kadar da uzak olduğumuzu daha iyi anlamamızı sağlamıştı.

Yukarda bahsi geçen bu ziyaretin kimler tarafından yapıldığının çok da önemi yok esasında. Ancak sırf kendi toplumundan olduğu için hiç tanımadıkları bu insanları ziyarete uzak bir mesafedeki cezaevinin yolunu tutan bu duyarlı vatandaşlarımızı tebrik etmek lazım. Bir bakıma onlar sayesinde en azından hastalığın teşhisi ortaya konulmuş oldu. Bunu tedavinin başlangıç safhası olarak çok önemli bir adım olarak görmek gerekir. Tabi iş sadece teşhis edilip öylece bırakılırsa netice alınamayacağı da muhakkak.

Avustralya Türk toplumu olarak belki de hiç farkında bile olmadığımız böyle bir hakikati idrak etmemiz ve değişik suçlardan dolayı gurbet diyarında cezaevlerinde yatan Türklerin yerine kendimizi veya çocuğumuzu koyarak en azından empati kurabilmemiz açısından bu vakayı kayda değer görmek gerekir düşüncesiyle meseleyi buraya taşıma ihtiyacı hissettim.

Yaklaşık yarım asırdır yaşadığımız Avustralya’da yıllardır faaliyette olan ve çok güzel toplumsal çalışmalara imza atan epeyce sivil toplum kuruluşumuz var.

Mesela geleneksel hale getirilen ve Arefe günleri öğle namazından sonra toplu şekilde yapılan kabristan ziyaretleri, bayram festivalleri, Cuma namazı sonrası yemek ikramları bunlardan sadece aklıma gelen birkaçı.

Cezaevlerinde yaşanan bu problemin çözümü veya kısmen hafifletilmesi adına ayda bir defa bile olsa belli bir sıra takip edilerek üçer kişilik heyetler halinde  ziyaret geleneği başlatılmış olsa, bu bize ne kazandırırdı veya ne kaybettirirdi sorusunun cevabını Avustralya Türk toplumunun değerli fertlerinin enginliğine havale ediyorum.

1 Yorum

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here