Ferhat Özkurt

TATLI DİL YETER (Mİ?)

Merhaba,

Bu hafta sizler için ikna etme sanatı ile ilgili bir yazı hazırladım. Hepimiz “Tatlı dil yılanı deliğinden çıkartır” deyimini duymuşuzdur. Ancak ikna etme sanatı ile ilgili bu atasözü her ne kadar doğru olsa da, yeterli midir? Yazımızda sadece tatlı dilin değil aynı zamanda daha gelişmiş tekniklerin de kullanılmasında fayda olacağını göreceğiz.

Hepimiz sosyal bir ortamda yaşayan ve sürekli bu ortamda diğer insanlar ile etkileşimde bulunmak zorunda olan sosyal varlıklarız. Profesyonel hayatta; astlarımız, üstlerimiz, tedarikçilerimiz ve müşterilerimiz. Sosyal hayatta; ailemiz, arkadaşlarımız, ilişkilerimiz veya komşularımız ile münasebetlerimizde her daim bir çatışma ve ya çekişme içerisindeyiz. Bazen her koşulda olaylar isteklerimiz doğrultusunda gelişirken, çoğu zaman tüm ilişkilerde istemediğimiz birçok durum ile karşı karşıya geliriz. İşte bu gibi durumların bizim istediğimiz şekilde sonuçlanabilmesi için, anlaşmazlıklarda ikna kabiliyetimizi kullanarak istediğimiz neticeyi alabiliriz. Elbette istediği sonucu elde etmek için kaba kuvvet, finansal üstünlük ya da sosyal statü farkını kullanan insanlar her daim mevcut olacaktır. Ancak bu yazının konusu karşı tarafında sizin tarafınıza gönüllü olarak geçmesini sağlayan ikna tekniklerini kullanma kabiliyetidir.

Günümüzde bilinen birincil ikna kabiliyetlerinden biri elbette yüz yüze konuşma ve gözlerinin içine bakma eylemidir. Bu esnada ikna etmek isteyen kişi; ses tonu, beden dili, seçtiği kelimeler ve hatta giydiği kıyafet tarzı ve rengiyle karşı tarafı ikna etmeye çalışır. Çoğu zaman iyi planlanmış ve uygulanmış bir yüz yüze konuşma karşı tarafı ikna etmeye yeter.

Fakat bu tarz bir yaklaşım size her zaman başarı getirmeye bilir. Günümüzde iletişimde fark yaratmanın yolu yıllardır bilinen doğrulara sıkı sıkı sarılmak yerine bazen biraz marjinal yollar tercih etmek olabilir.

Örneğin çok önemli bir konu hakkında yöneticinizin onayını almak istiyorsunuz. Karşısına geçip tüm tatlı dilinizle ikna etmeye çalışsanız da sonucun değişmeyeceğine eminsiniz. Öyleyse bir çılgınlık yapıp O’na önemsiz birçok işinizle ilgili gönderdiğiniz mailin sonuna bu konuyu ekleyerek sadece bir mail gönderin. Gönderdiğiniz mailde soru soran, ya da onay bekleyen ifadeler yerine önemsiz bir olay hakkında bilgi veren ifadeler kullanın. İşe yarama ihtimali yüz yüze ikna ihtimalinden yüksek olabilir.

Yalnız bunu yapmadan önce haklılığınızdan emin olun. Yoksa işinizi kaybedebilirsiniz. 🙂

Bazen sadece bir kere tatlı dille anlatmanın yetmediği zamanlarda, ikna etmek için rahatsız edici boyutlarda tekrarlayarak bıkkınlık getirin. Karşı tarafın zihnini tüketerek ikna edebilirsiniz. (Bu yaklaşımın size bir yerlerden tanıdık geldiğine eminim.)

Karşı tarafa sizin istediğiniz iki seçenek sunun ve bir tanesini seçmek zorunda olduğuna ikna edin.

İkna etmek istediğiniz kişinin fiziksel ya da zihinsel en yoğun anını yakalayarak ikna etmek için kolay lokma haline getirin.

Sizin istediğinize ikna olmaz ise karşılaşabileceği olumsuzlukları anlatın.

Beden diliniz, hareketleriniz, mimikleriniz ve hatta seçtiğiniz kelimeler ile ikna edeceğiniz kişiyi fark ettirmeden taklit edin. Bunu başardığınızda kendi haklılığınıza doğru yaptığınız her şeyi karşı tarafta bilinçsizce taklit edecektir.

Öfkelendirerek karşı tarafı gaza getirin. Öfke ile birisi nasıl ikna edilir diye düşünebilirsiniz ancak öfke çok büyük bir motivasyondur. Eğer karşınızdakini gaza getirecek kadar öfkelendirebilirseniz çılgın kararlar aldırabilirsiniz.  

“Siz daha bilirsiniz elbet” gibi kelimeler ile karşı tarafın koltuklarını kabartıp O’nu övün. Sizin de bu işin ehli olduğunuzu hissedip saygınızı kazandığını düşündüğünde size güvenmeye başlayacaktır. Artık ipleri elinize alma sırası gelir.

Karşı tarafa suçluluk duyacağı ve ya korkacağı argümanlar ile yaklaşın. Kimse kötü görünmek istemez. Herkes kendinden bahsedilirken iyi biri olduğuyla ilgili güzel sözler duymak ister.

Tüm bu ve benzeri yolların yanı sıra size birde şu örneği vermek istiyorum.

Bazen sadece kelimeleri kullanma sıranız bile karşı tarafı ikna ederken önem arz eder.

Sizden pahalı bir ayakkabı isteyen eşinizi ve ya çocuğunuzu düşünelim.

Onlara vereceğiniz naif ve güzel bir cevap ; “Alamayız, Bu ay ödemelerimiz çok, Önümüzdeki ayın bütçesine ekleyerek ona göre planlayalım. O zaman alırız.” Olsa bile satın alma eylemi gerçekleşmediği ve daha en başından bunun karşı tarafa net bir şekilde söylediğiniz için istediğiniz sonucu elde edemeyebilirsiniz. Karşı taraf hala haksız olsa isteğinde diretmeye devam edebilir.

Bir de aynı cevabı şu şekilde vermeyi deneyelim; “Elbette alırız, Önümüzdeki ay bütçesine ekleyip planlayalım, Bu ayki ödemelerimiz biraz fazla, Şuan alabilecek durumda değiliz.” Bu cevap ile daha en baştan karşı tarafın isteğini yerine getireceğiniz mesajını iletmiş olduğunuz için, isteği yapan kişi diğer koşulları dinlemeye gerek duymadan dominantlığından memnun bir şekilde tatmin olmuş olur.

Böylece her zaman sadece tatlı dille değil, içinde bulunduğumuz duruma ve karşımızdaki kişinin karakterine göre bir strateji belirleyerek ikna etmenin daha mümkün olduğunu anlıyoruz.

Hayat başımıza gelen olaylar bütünüdür. Bu olaylara karşı bizim sergilediğimiz tutum ise hayattaki duruşumuzu belirler. Farkındalığımız duruşumuzun en temel kirişidir. Eğer içinde bulunduğumuz hayatı istediğimiz şekilde yönetmek istiyorsak yeni bilgiye açık olmalıyız.

Bir sonraki yazıma kadar esenlikler dilerim.

Hayat bilince güzel.

Ferhat Özkurt
Melbourne

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu