Zeynep Feyza

SÖZ UÇAR, YAZI KALIR

Dünyayı anlamak istiyorsanız okuyun.
Kendinizi anlamak istiyorsanız yazın.

Yazı, hayatımıza ilk Sümerler döneminde, çivi yazısı olarak girmiştir.
Çizmiş oldukları semboller yazının temelini oluşturmuştur.

Yazının bulunması esasen, üretilen ürünlerin depolanması için tutulan kayıt ihtiyacından doğmuş, alışveriş gibi ikili ilişkiler ile de geliştirilmiştir. Böylece yapılan alışverişler kayıt altına alınmıştır. Zamanla yeni semboller keşfedilerek yazı hızlı bir gelişime uğramıştır.

İlk olarak Mezopotamya coğrafyasında ortaya çıkan yazı anlayışı sonraki sürede tüm uygarlıklara yayılmıştır.

Eski Mısır’da hiyeroglif, Mayalar tarafından Maya glifi ve Azteklerin Nahuatl isimli yazı stili gibi, farklı uygarlıklarda bağımsız olarak farklı yazı sistemleri bulunmuş ve kullanılmıştır.

Yazı günümüzün her alanında kullandığımız, hayatımızın zaruri bir parçasıdır.

Fakat yazının öyle bir yanı vardır ki, bizlere sosyal ve ekonomik konularda iletişim ve kolaylık sağlamasının yanı sıra, kendimizi anlamamıza da yardımcı olmaktadır.

Beyinlerimiz düşünmeye programlanmıştır.
Sürekli düşünmek, değerlendirmek ve sonuçlandırmak üzerine kuruludur.

Bu hayati organ bizi biz yapan düşüncelerimizin komuta merkezidir.

Düşünceler ise yalnız dışa vurulduğu zaman anlam kazanmaktadır.

Ve bunu elde etmenin en nahif yolu da yazmaktan geçer.

Yazmak, düşüncelerin birer düşünceden ibaret olmadığının göstergesi ve varoluşun bir ıspatıdır.

Yazmak, hayatın anlamını, varoluş gayemizi bulmak için çıkılan bir yolculuktur.
Harfler ve kelimeler ise çıkılan bu yolda birer tılsımlı yoldaştır.

Beynimiz fizyolojik olarak düşünceleri ve gerçeği ayırt edemez.

Belki de bu yüzdendir ki insanlar ellerinde somut birşey olsun diye yazar.
Bazen düşünceleri gerçeğe dönüştürmek, bazen de gerçekleri düşünebilmek için.

Kafka “konuştuğumdan farklı yazıyor, düşündüğümden farklı konuşuyor, düşünmem gerektiğinden farklı düşünüyorum; ve bunlar böylece derin bir karanlığa doğru devam ediyor” der.

İşte sonsuz aydınlığa kavuşmak için, bu karanlıktan geçilmelidir.

Belki ilham denen fısıltının sebebini sorgulamak, belki de sadece bu yolculuğun keyfini çıkarmak içindir.

Belki de bu yüzden Sait Faik yazmasam deli olacaktım der.

Yazmak çok katmanlı, çok yönlü bir eylemdir.
Kriterleri, şablonları, doğruları ve yanlışları yoktur.
En azından tüm bunlar son derece subjektifdir.

Yazmak içine ayna tutmaktır.

İyileşmenin ve iyileştirmenin en güzide yolu yazmaktır.

Bu döngüde bizlere armağan edilen eserleri okuyarak bir nebze olsun dünyayı, yazılara yeni yazılar katarak da kendimizi anlayabiliriz.

Velhasıl, söz uçar, yazı kalır.

Zeynep
Melbourne



İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu