Zeynep Feyza

SESSİZ SEÇİM

Avustralya bu haftasonu sandığa gidiyor.

Buradaki seçimler Türk toplumu için bambaşka bir sandık deneyimi.

Özellikle zamanında Türkiye’de oy kullanmış vatandaşlarımız için.

Burada meydana gelen seçimler Türkiye’deki gibi sansasyonel değil.

Ana partiler aşağı yukarı aynı vaatleri veriyor.

Hiç kimse hangi partiye oy vereceğini fanatik bir tutumla tartışmıyor.

Ne parti sloganları, ne çay dağıtılan mitingler, ne de seçim marşları duyuyoruz.

En fazla broşür dağıtılıyor.

Elbette seçim süreçleri her ülkede farklı bir şekilde seyir alır.

Ancak, benzerlik gösteren bir unsur var.

O da, toplumdaki bireylerin oyunun, çevresindeki insanlar sebebiyle şekillenmesidir.

Siyaset herkesin ilgi alanında değil elbette.

İki ucu keskin bir bıçak olan bir kavramın, genelin ilgi alanı dışında olması da anlaşılır.

Bu nedenle de insanların ilgileri dışında olan bir konuyu dış etkenlere göre şekillendirmek çok kolaydır.

Fakat, bir ülkenin idare edilme şekli o ülkenin tüm vatandaşlarını ilgilendirmelidir.

Neticede, bir ülkenin vatandaşları nasıl ise öyle yönetilir, öyle idare edilir.

Platon’un Sokrates’in ağzından sarfettiği bir söz var:

Yapıyı oluşturan ögeler kırık ve bozuk ise yapı da çürük olur.

Siyaset her zaman kendi çıkarlarını toplumun çıkarlarının önünde tutan bir olgudur.

Jose Saramago, Görmek adlı kitabındaki distopik dünyada bu durumu çok özel bir şekilde kaleme alıyor.

Romanda bahsi geçen kentte seçim yapılıyor, sandıklar kuruluyor.

Ancak beklenmedik bir şey oluyor ve oyların büyük çoğunluğu boş çıkıyor.

Hükümet bir komplo şüphesiyle derhal teyakkuza geçerek bu beklenmedik durumu siyasal düzenin çarkları içinde öğütmeye çalışıyor, sonuç alamayınca da hükümet çareyi sıkıyönetim ilan ederek kenti terk etmekte buluyor.

Fakat beklentinin aksine, düzenin yokluğunda düzensizlik baş göstermeyince, düzensizlik çıkarmak da yine siyasal erke düşüyor.

Kelleleri düşünmeye fırsat vermeden kesmenin en iyi çözüm olduğu iktidarın değişmez kuralıdır. Çünkü sonra çok geç olacağı onlar için aşikardır.

Avustralya’da belirli bir siyasi düzen oturdulduğu için iktidara hangi parti geçerse geçsin genel itibariyle devasa bir değişim söz konusu olmuyor.

Fakat jeopolitik etkenlerden ötürü dünyanın her yerinde durum böyle değil. İşin işine siyasi oyunlar da girince, tarih kitaplarına konu olacak olaylar meydana gelebiliyor.

‘Siyasetin dilinde lafız mananın tersidir’.

Yani siyasi bir şey söylendiği zaman onun tam tersinin hakikat olduğunu, bir liderin söylediğinin tam tersini yaptığını, yapacağını anlayabiliriz.

Siyasi erk, ne olursa olsun halkın iyiliğinden çok menfaate dayalı olacaktır.

Fakat durum böyle olsa da kötünün iyisini seçmek her zaman kardır.

Pandemi, savaş, ekonomik kriz hali hazırda siyasi dengeleri etkilerken, insanlar ülkelerinin gereksinimlerini doğru yorumlamalı ve ona göre önlem almalıdır.

Aksi takdirde, herkesin kör olduğu bir ülkede, tek gözlü olanlar kral olur.

Zeynep
Melbourne

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu