Röportaj: Türklerde aşırı ego problemi var; o yüzden ne Avustralya’ya adapte olabilmişler ne de Türk kalabilmişler.

0
1276

Halk röportajları serimiz devam ediyor. Bu seferki konuğumuz genç iş adamı Aykut Örnek.

Sizi tanımayan okuyucularımız için biraz kendinizden bahseder misiniz?

1986 yılında Adana’nın Seyhan ilçesinde iki çocuklu bir ailenin iki numarası olarak dünyaya geldim. Başarısız ve haylaz bir lise hayatım sonrası herkesi şaşırtarak Çukurova Üniversitesi iktisat bölümünü kazandım. Üniversite yıllarımın da çok parlak geçtiğini söyleyemem fakat zor da olsa üniversiteyi bitirdim. O yıllarda akademik olarak başarısızdım ama çok aktif bir insandım. İnsan ilişkileri ve çevre konusunda gayet başarılıydım diyebilirim. Çeşitli alanlarda faaliyet gösteren derneklerde gönüllü rol aldım ve birkaç firmada staj olanağım oldu. Üniversiteden mezun olduktan sonra da Avustralya’ya geldim. Bugünse Avustralya, Çin, Vietnam ve Türkiye’de faaliyetleri devam eden Xmport Global Trading isminde ithalat ve ihracat üzerine bir firmam var. Yakın zamanda temizlik ve güvenlik alanında faaliyet gösteren bir firmaya da ortak oldum. Avustralya’nın en köklü Türk iş adamları derneği olan Avustralya Türk İş Konseyi’nde iki senedir yönetim kurulu üyesiyim.

Avustralya maceranız nasıl başladı? Neden Avustralya?

Avustralya’ya MBA (Master of Business Administration) okumak için geldim; daha sonra Türkiye’ye dönerim diye düşündüm. Buraya gelmeden önce ABD, İngiltere, Kanada ve Avustralya’nın ekonomik yapısı ve gelişme potansiyelleri hakkında çok araştırma yaptım. Gelişmiş bir ülke yerine gelişme potansiyeli yüksek bir ülkenin doğru olacağı ve bu tarz ülkelerin daha fazla fırsat sunacağını düşündüğümden (Avustralya’da kimsem olmamasına rağmen) burada karar kıldım. Avustralya çok ani gelişen bir karardı. Aslında Kanada’ya gidecektim çünkü orada yakın aile dostlarımız vardı fakat Kanada’nın iklimi aşırı soğuk olduğu için Avustralya’yı tercih ettim.

Melbourne’ye 2011 yılı başında dil okuluna geldim. Bir senelik dil okulundan sonra MBA yapmaktan vazgeçtim ve yüksek lisans eğitimimi IT alanında yapmaya karar verdim. Bunun nedeni de tabiki oturum alabilmekti. O dönemki düşüncem burada yaşamasam dahi bu kadar para ödüyorsam, eğitime elimde diplomadan fazlasıyla dönmeliydim. Aslında ilk 3 senemde Avustralya’yı hiç sevmedim diyebilirim çünkü bana çok sıkıcı geliyordu; hatta birçok kere dönmeyi bile düşündüm. Şımarık yetiştirildiğim için ailem de benim zorluklara göğüs geremiyeceğimi düşünüyordu. Ben de kendimi ispatlayabilmek adına tüm zorluklara katlandım. Düşünsenize Türkiye’den geliyorsunuz, hayatınızda ne yemek, ne ev işi, ne de para kazanmak için beden işçiliği yapmışsınız ve bunun üzerine alışveriş merkezleri beşten sonra kapanıyor, saat ondan sonra fast food dışında başka yiyecek bir şey bulamıyorsunuz. Dil okulundayken Türk arkadaşlara ‘bizim Adana buradan gelişmiş, daha eğlenceli’ diyordum siz düşünün, hala alay ederler o lafım için.

Avustralya’daki öğrencilik hayatım boyunca temizlikten garsonluğa aklınıza gelebilecek birçok iş yaptım ve bu dönemde egomu yenmeyi, sıfırdan başlayabilmeyi öğrendim. Yüksek lisansım bittikten sonra kısa bir süre IT firmasında çalıştım. Oturum aldıktan sonra kendi ithalat ve ihracat firmamı açtım ve hala bu işe devam ediyorum.

Aile ile mi yoksa bekar mı başka bir ülkeye yerleşip orada yaşamak daha kolay?

Eğer güçlü bir karaktere sahipseniz ve 18-30 yaş aralığındaysanız tek yerleşmek daha kolay. Çünkü her şeyi kendiniz için yapıyorsunuz ve bu yaş aralığı insanın kendini tanıdığı, korkusuz olabildiği bir dönem. Bu yüzden özgür olmak ve sorumluluğunuzun sadece kendinize olması bence bir avantaj. Fırsatları daha sağlıklı bir psikolojiyle görebiliyorsunuz. Yaş ilerledikçe bir desteğe ihtiyacınız oluyor, yalnızlık belirli yaştan sonra zorlaşıyor.

Burası ve burada yaşayan Türk toplumu hakkındaki gözlemlerinizi merak ediyorum, okuyucularımızla paylaşır mısınız?

Dürüst olmam gerekirse buradaki toplum çok bölünmüş bir yapıda. Sadece Avustralya’da değil bulunduğum diğer ülkelerde de bunu gözlemledim. Biz bir araya geldiğimizde inanılmaz güçlü bir toplumuz fakat nedense bunu bir türlü başaramıyoruz. İnanırmısınız sağ-sol davası 1980’lerde bitti ama burada hala bu kavgayı sürdüren var. Benim gördüğüm buradaki Türkler ne Avustralya’ya adapte olabilmişler ne de Türk kalabilmişler, bu da toplumu ister istemez etkiliyor. Ben Türk olmaktan gurur duyan bir insanım fakat yaşadığım ülkenin değerlerini ve dinamiklerini anlayıp bunlara da saygılı olmam gerektiğini düşünüyorum. Avustralya’da 200’den fazla değişik toplumdan insan yaşıyor, bunlarla daha fazla kaynaşmamız gerektiğine inanıyorum. Bakın bu demek değildir ki asimile olalım, değerlerimizi elbetteki koruyalım fakat bu değerlerimizi Avustralya’da pazarlayalım bu da farklı toplumlarla kaynaşmaktan geçiyor. Biz kendimizi zaten biliyoruz, kendimizi bizi tanımayanlara anlatmamız gerekiyor. Ürünlerimiz, kültürümüz ve lobimiz Avustralya’da daha fazla söz sahibi olmalı, bu konularda çok eksiğimiz var.

Avustralya’da da üniversite eğitimi görmüş, iş kurmuş biri olarak Türkiye ile burasının farkı ya da birbirine karşı avantajı var mı?

Buradaki en büyük avantaj hem eğitim hem de iş hayatında daha fazla özgürlüğe sahibiz ve hiçbir çekincemiz olmadan sorumluluk alabiliyoruz. İnsanlar hayata çok erken atılıyorlar bu yüzden deneyimleri ve vizyonları Türkiye’deki insanlardan çok daha ileride. Türkiye’deki insanlar teorikte çok bilgili fakat pratikte yeterli değiller çünkü deneyimleri yok. Kısacası kağıt üzerinde Türkiye, pratikte Avustralya daha iyi. 

Özellikle iş hayatında Türkiye’de bürokrasiyle uğraşmak gerçekten çok zor, iş kurmak bir dert onu kapatmak ondan ayrı bir dert. Kimsenin anlamadığı çok karmaşık bir sistem var. Avustralya ise birçok konuda daha sistematik.

Türkiye’nin özellikle yabancı yatırımcıya birçok avantajı var, yabancı yatırımcı için Türkiye cennet diyebilirim.

Bir konuya daha değinmeden geçemeyeceğim. Avustralya’da insanlar pozitif, Türkiye’de ise negatif. Türkiye’de bir girişim yapmak istediğimizde insanlar o kadar negatif, ön yargılı ki kendinizden şüphe etmenize, ya başarılı olamazsam sorusunu kendinize sormanıza neden oluyorlar. Bundan dolayı da birçok proje ve düşünce daha başlamadan bitiyor, bitiriliyor.

Burada yaşadığınız iyi, kötü, komik bir anınızı bizimle paylaşmak ister misiniz?

O kadar enterasan olaylar yaşadım ki buraya geldiğimden beri, hangisiyle başlayayım bilemedim. 

Avustralya’daki 3.günümde Fijili bir ailenin yanında kalmaya başladım. Eve öğle saatlerinde girer girmez Fijili kadın bir şeyler anlattı ama hiçbir şey anlamadım desem yeridir. İngilizcem zaten iyi değil bir de üzerine Fijili aksanını anlamaya çalışıyorum. Daha sonra yukarı çıktım, valizimi boşalttım ve aşağı indim odanın kirasını ve depozitoyu vermem lazım. Kadını bulamayınca parayı adama verdim, odama çıktım uyudum. Birkaç saat sonra bir patırtıyla uyandım, bir baktım kapım tekmelenerek açıldı 2 tane polis karşımda bir şeyler söylüyorlar. Yataktan çıktım, beni yere yatırıp kelepçelediler. Polislerin davranışlarına bakınca sanki adam öldürmüş birisi gibiydim. O kadar şaşkın ve korkmuştum ki içimden dedim, ben artık bittim. Birileri adam öldürdü suç bana kaldı ya da başka daha büyük bir suç işlediler bana iftira atıyorlar diye düşündüm. Ağlayacam ağlayamıyorum çünkü kafamda bir ses diyor ki ağlarsan suçu kabul edersin, kesinlikle ağlama. Neyle suçlanıyorum, ne oldu onu da bilmiyorum ama kafamdan birçok şey geçiyor o anda. Her neyse beni aldılar karakola götürdüler sorguluyorlar ama İngilizce doğru düzgün yok çok anlaşamıyoruz tabi. Sonra bana telefonumu verdiler, İngilizcesi iyi birini ara gelsin dediler. Ben de 2.gün tanıştığım bir Türk arkadaş vardı onu aradım karakola gel dedim. O gelene kadar da beni bir odada bıraktılar. 2 saat sonra arkadaşım geldi yeniden sorguya aldılar beni. Sonra anladım ki Fijili kadının eşi kumarbazmış, ben de parayı ona verince adam gitmiş kumar oynamış, parayı kaybetmiş, sonra adamın oğlu gelmiş adamı dövmüş. Onu bulanlar evde benden başka kimse olmayınca adamı ben dövdüm zannetmişler, şikayet etmişler. Meğerse kadın ben eve ilk geldiğimde, kocası kumarbaz olduğundan ödemeyi yalnızca kadına yapmamı istemiş. Şimdi komik gelen o 3-4 saatlik periyot benim hayatımdan 30 yıl aldı ve İngilizceyi mutlaka öğrenmem gerektiğini fark ettirdi.

Gelecekle ilgili planlarınız neler? Bu dünyaya ve insanlara neler kazandırmak istersiniz?

Benim hayattaki en büyük hayalim, ailemin her zaman gurur duyacağı bir birey olabilmek ve öyle kalabilmek. Bu yüzden ölene kadar başarının peşinde koşacağım. Planlarım içerisinde 40 yaşında emekli olup, zorunluluktan değil istediğim için çalışmak ve farklı alanlarda başarılı olup özellikle gençlere deneyimlerimi aktarmak var. Beni hayatta en çok mutlu eden etkenlerden birisi, insanların hayatlarına ve kişiliklerine dokunup potansiyellerini ortaya çıkarabilmek. Bunun için emek veriyorum ve ilerleyen yıllarda da buna devam edeceğim. Benim için insan kazanımı paradan daha önemli. Topluma başarılı, bilinçli ve eğitimli bir şahıs kazandırmanın, doğaya, hayvanlara ve dünyaya kazandırmak demek olduğuna inanıyorum.

Annemin baskıları sonucu evliliği de planlarım içerisine almak zorunda kaldım:). Şaka bir yana eğer doğru insanı bulabilirsem mutlu bir yuva hayalim de var.

Ülkem ve insanlarım için tek isteğim birgün aramızdaki tüm ayrımcılığı bir kenara bırakıp, biraraya gelip beraber hareket edebilmemiz. Bunun için çalışıyorum fakat hiçbir ilerleme kaydedemiyorum maalesef.

Yurtdışına gitmek hayaliniz miydi yoksa durumlar mı sizi buralara attı? Her şey farklı olsaydı yine de gelir miydiniz?

Yurtdışı her zaman benim hayalimdi. Hayatımda verdiğim kararlardan hiçbir zaman pişmanlık duymadım ve bugün düşündüğümde Avustralya’ya gelmekle en doğru kararı verdim diyebiliyorum. Yine de gelirdim yani. 

Burada ne gibi faaliyetler de bulunuyorsunuz?

Çok aktif bir hayatım var. Spor, egzersiz ve Melburn’un kahvesi vazgeçilmezlerim. Hafta sonları arkadaşlarımla orman, ulusal parklara ve benzeri yerlere gidip doğayla içiçe olmayı çok seviyorum. Farklı kültürleri öğrenmek ve yeni deneyimler yaşamak benim için çok keyif aldığım bir hobi diyebilirim.

İş hayatı dışında sivil toplum örgütlerinde gönüllü olarak rol alıyorum ve bundan çok zevk duyuyorum. İngilizce bir söz var “ hiç kimse hayatta geriye baktığında uyuduğu ve hiçbir şey yapmadığı günleri hatırlamayacak” bu nedenle hayatımı dolu dolu yaşayıp her günümü güzel bir anıyla doldurmaya çalışıyorum.

Sizin gibi buraya gelmek isteyenlere, burada başarmak isteyenlere tavsiyeniz nedir?

İlk önerim egolarını geri plana atmaları ve buraya adapte olmaları. Biz Türklerde malesef aşırı ego sorunu var, bu egolar bizi hayatta çok geriye atıyor. Ben o işi yapmam, ben bu işi yapmam, ben mühendislik mezunuyum, benim ailem çok önemli bir aile, biz zenginiz mentalitesi yurtdışında maalesef geçmiyor. İnsanları ve yapılanları küçük görmek ise Avustralya gibi ülkelerde bizi dibe itiyor. Buraya gelirken tüm zorluklara hazırlıklı olup, tüm egolarını çöpe atıp gelsinler.

İkinci önerim eğer İngilizceleri çok ileri seviyede değilse, Türk arkadaşlardan ve ortamından uzak durmaları kendileri için çok iyi olacaktır. Önce İnglizcelerini geliştirsinler, ülkenin dinamiklerini anlasınlar, hedeflerine odaklasınlar; hedeflerine ulaştıktan sonra isterlerse  günün 24 saatini Avustralya’daki Türklerle geçirsinler.

Bir diğer önerim kendilerine güvensinler, amaçlarından ve hayallerinden vazgeçmesinler ve aktif olsunlar. İlgi alanları ne ise o alanlarda faaliyet gösteren dernek ve sivil toplum örgütlerinde gönüllü olarak rol alıp çevrelerini olabildiğince genişletsinler. Kişisel gelişim ve deneyimin burada üniversite diplomasından daha geçerli olduğunu unutmasınlar.

Kendilerine mutlaka bir rol model alıp, hangi alanda çalışmak istiyorlarsa bu alanda başarılı bir mentor bulup onlardan yardım almaları da önemli. Başarının anahtarı kişisel gelişim, iyi ve pozitif bir çevreye sahip olabilmek. Bakın pozitif diyorum çünkü hayata olumlu bakan insanlarla birarada olmak başarıya ve hayallere ulaşmanın en önemli yollarından biri. Bu dünyanın her yerinde aynı. 

Son olarak da paraya odaklı olmasınlar başarıya odaklı olsunlar çünkü başarı parayı beraberinde getiriyor. Para için hayatlarını feda etmesinler, parayı güzel bir hayat için feda etsinler.

Teşekkürler Aykut…

Bu fırsatı sunduğunuz için ben de sizlere teşekkür ediyorum.

Aykut Örnek ile irtibata geçmek için kendisine
albert.aykut@xmport.com.au üzerinden ulaşabilirsiniz.

Röportaj: Müjgan Kim

mujokim@yahoo.com.au

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here