Pandemi Süreci ve Kadın Kesintisiz Çalışma Yeri: Ev

0
374

Erkek, ev işi yapmak için kadının ondan talepte bulunmasını istiyorsa, demek ki kadını ‘ev işlerinden sorumlu yönetici’ olarak görüyor. Yani evin içindeki titriniz (ünvanınız) “Ev İşlerinden Sorumlu Genel Müdür”. Titr çok ağır, tuğla gibi, yerden kalkmaz. Kalkmıyor da! Çevremdeki hemen hemen her kadın, ev işlerinde eşlerinin onlara yardım ettiğini söylüyor. Ancak hepimizin göz ardı ettiği bir şey var ki, feministler buna “zihin yükü” diyor. Süreç şöyle işliyor:

Masayı toplamaya başladığınızda masa örtüsü üzerindeki lekeyi fark ediyorsunuz. Onu alıp çamaşır sepetine atıyorsunuz ve o sırada çamaşır sepetinin ağzına kadar dolu olduğunu görüyorsunuz. Hemen çamaşır makinesini dolduruyorsunuz ve deterjan koyup yıkamak istiyorsunuz. O sırada çamaşır makinesinin deterjan gözünün kirlendiğini fark edip, kulak pamuklarıyla temizleyip, deterjanı koyuyorsunuz. Hazır makine çalışırken 2 haftadır değiştirmediğiniz yatak çarşaflarını da içine atıveriyorsunuz ve muhakkak ki yeni nevresim sermeyi ihmal etmiyorsunuz. Çamaşırlar yıkanırken, deterjanın azaldığını görüp alışveriş listesine ekliyorsunuz. Tekrar masa toplamaya kaldığınız yerden devam ederken, yerlere ekmek kırıntıları döküldüğünü fark ediyorsunuz ve masayı toplayıp, yerleri süpürmeye girişiyorsunuz. Küçük bir masa toplama operasyonu 2 saatinize mal oldu, hayırlı olsun! Eşinize ya da partnerinize “Masayı toplar mısın?” dediğinizde masa toplanmış olacak ancak çamaşırlar dolu, deterjan bitmiş, nevresimler nispeten kirli yerler de kırıntı içinde olacaktı. Biz kadınlar masanın üzerinin tertemiz, çamaşırların yerli yerinde olması büyük arzusu ve gayesi içinde doğmuyoruz da neden sonradan böyle oluyoruz? Bu cevaplanması gereken bir soru tabii.

***

Koronavirüs salgını hepimizi eve hapsederken, iş ve okul hayatları da tek bir yere “eve” sığdı. Bundan en fazla etkilenen yine kadınlar oldu çünkü ev ve iş yükünü yine kadınlar aynı anda yüklenmeye çalıştı. Zor oldu! Hatta ol(a)madı! Eşlerinin ya da partnerlerinin yardımının yeterli veya istenildiği gibi olmadığı durumlarda ise bu kadınların yaşamı tam bir kaosa dönüştü. Pandemi sürecini ve ‘Kadının daha da ağırlaşan yükü’nü Türkiye’nin en çok okunan kadın bloglarından biri olan ‘Blogcu Anne’nin yazarı Elif Doğan ile konuştuk.


Yasemin Akyol

Pandemi ile birlikte kadının hayatında ne değişti?

Kadınlar birçok işi birlikte yapmaya alışık. Mutfakta yemek, bulaşıkla uğraşırken; haberleri, belgeselleri ya da dikkatini çeken diğer konuda hazırlanmış webinarları takip edebilir. Çok işi aynı anda yapıyoruz. Pandemi öncesinde de ya çocuklara bakan kişi, ya da onlara bakım veren kişiyi bulan biz kadınlar oluyorduk. Ya da kendi annemiz, kayınvalidemiz veya yakın akrabadan birileri oluyordu. Hep kadından bahsediyoruz yine. Böyle gitmemesi gereken bir şey, böyle geldiği gibi kalmış aslında. Pandemi sürecinde işte tüm bunlar açığa çıktı. Yani Akademisyen Deniz Kandiyoti’nin röportajında adını koyduğu gibi; ‘Modern Kadın’ kurgusu çöktü. Yani pandemi, ev içinde kadının yükünün ağırlığını görünür kıldı.

Bildiğim kadarıyla feminizmle ilgili de bir kitap çalışmanız var…

Yaklaşık 2 yıldır üzerinde çalışıyorum. Ben ortalama ataerkil bir ailede büyüdüm. Ailemizde babamın sözü geçerdi. Öte yandan kız çocuğu olarak önemsendim, her zaman dinlendim, okutuldum. Eşim de bana sürekli destek olan ve hiçbir şekilde baskı uygulayan kişi değil. Buna rağmen bazı işlerin ters gittiğini içten içe fark etmişim küçüklüğümden beri. Ancak şimdi şimdi isim koymaya başladım tüm bunlara. “Meğer Ben Feministmişim” aydnlanmam da bu süreçte oldu. Özellikle çocuk olduktan sonra fiziksel olarak işlerin altından kalkamayınca, bu önceden ‘normal’ adlandırdıklarım doğru gelmemeye başladı. Bunu da fırsata çevirdim. “Böyle olmamalı, bu adil değil!” dedim. Bu süreçte okuduklarım, gördüklerim, yaşadıklarım ve tüm bunları bu aydınlanma süzgecinden geçirişim aslında zaten birçok şeyin halihazırda kadının üzerinde olduğunun daha da altını çizdi.

Ev artık kadın için “kesintisiz çalışma yeri” oldu. Kadının neden evde işi bitmiyor?

Evde iş bölümü olsa da, işler yine kadın üzerinden yürüyor çünkü kadının bir de organizatör yönü var. İşin organizasyonunu, paylaştırılmasını yapıyor ve en çok yoran şey o kısım zaten. Yardım edecek kişi de işin ne zaman yapılacağını ya da yapılacak eşyaların yerini bana soracaksa, her şeyi kendim yaparım diyoruz. “Söylediğinde yapmadım mı?” yakarışları geliyor tabii. İyi de onu söyleyene kadar yap, dağ gibi çamaşır orada bekliyor mesela 🙂

İş bölümü nasıl olmalı peki evde? 

İş bölümü demek, işleri tam ortadan ikiye bölelim demek değil. Çamaşırların yarısını sen yıka, yarısını da ben yıkayayım mevzuu değil bu çünkü. Herkes evde her işi yapmak zorunda değil ancak yapmayı bilmeli. Kimin programı daha uygunsa, kim o işi yapmakta daha iyiyse ya da pratikse o yapsın. Mesela ben bulaşık makinesini iyi yerleştiririm çünkü eskiden beri iyi tetris oynarım 🙂
“İşi daha iyi yapıyorum” demek evin içinde bir iktidar alanı oluşturmak değil zaten. Ya da başkasının işini beğenmeme gibi bir kibrimiz de olmamalı.

Bunun üzerine çocuk ve çocuğun özel ihtiyaçlarını da katarsak peki?

Eşiniz/partneriniz çok büyük yardımcımız olabilir. Hatta mutfak işi olduğu gibi onda da olabilir. Evde çocuk varsa şayet denklem yine olduğu gibi kadının üzerine çöküyor çünkü çocuk hem zaman hem sakinlik, hem de sürekli dikkat istiyor. Dolayısıyla, “Çocuğumla sadece ben ilgileneceğim.” dediğiniz zaman, görünen/ görünmeyen ev işleri ile birlikte kadının bunun altından kalkması neredeyse imkansız hale geliyor. Benim kendi hikayemde de öyle oldu. “Nasıl olsa ben çalışmıyorum, neden yardımcı desteği alıp ‘kocamın parasını boşun boşuna harcayayım ki’ düşüncesi vardı. Ne kadar yanlış olduğunu daha sonra anlıyor insan. Ne zaman ki hem fiziksel hem de psikolojik yorgunluk sağlam sinyaller vermeye başlıyor ancak öyle…

Sürekli tekrarlanan “Çocuk da yaparım kariyer de” mottosunu var bir yandan…

Kadın için “Çocuk da kariyer de yaparım” mottosunu hayata geçirmek çok zor. Eğer arkada destek yoksa hemen hemen imkansız hale geliyor. Kaldı ki bu devirde kadının iş hayatında olması eşitlik arayışının yanında ekonomik de zorunluluk. Hangi ev tek maaşla rahat bir şekilde idare edilebiliyor ki?

Yetişen yeni nesil için de verimli bir sürece çevrilebilir mi bu?

Kadınlar iş hayatında daha çok yer alıp, hem ev hem iş yükünün altından kalkamamaya başladıkça, aynı ev içinde büyüyen yeni nesil de ‘Bu şekilde olmaması gerektiğini’ gözlemleyerek öğreniyor zaten. Bunun yanında ailelerin de çocuklara rehberlik etmesi önemli tabii.

Pandemi süreci gayet aşikar olan ev içinde kadın- erkek iş gücü dağılımının ortaya çıkmasını sağladı. Uzun vadede değişim olur mu zihinlerde?

Bu süreç, uyanış yaratabilecek potansiyele sahip çünkü süreç, “Burada bir yanlış var !”diyebilecek şekilde açık işliyor. Erkekler ortak alan olan ev içinde kadının üzerindeki yükün çok arttığını görüyor lakin, biz kadınların da biraz vazgeçmeye başlamayı öğrenmesi lazım. Çamaşırları en iyi ben asarım, bulaşık makinesini en iyi ben yerleştiririm gibi mükemmeliyetçi tavrımızdan vazgeçmemiz gerekiyor. Her şeyi en iyi, en doğru yaptığımız sanrısından uzaklaşmamız lazım. Tam da bu yüzden bireysel paylaşımlar çok önemli.

Elif Doğan Kimdir?

Blogcu Anne Elif Doğan 1976’da Mersin’de doğdu. Tarsus Amerikan Koleji’nden mezun oldu. Marmara Üniversitesi İşletme Fakültesi’nin ardından Baltimore Üniversitesi’nde işletme üzerine yüksek lisans yaptı. 2009’dan bu yana

Türkiye’nin en çok okunan anne bloglarından ‘BlogcuAnne.com’da anne olmanın iniş- çıkışlarını paylaşıyor. Çeşitli toplumsal konulara gösterdiği hassasiyetle de tanınan Blogcu Anne, blogunun yanı sıra farklı platformlarda yazılar yazıyor, panellere konuşmacı olarak katılıyor. “Annelik Her Zaman Toz Pembe Değil” adında Doğan Kitap tarafından yayınlanan bir kitabı bulunuyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here