“Ebru insanın ruhunu hem dinginleştiren hem de besleyip zenginleştiren muazzam bir sanat”

0
372
Yazarımız Müjgan Kim, ebru sanatçısı Eda Tevrizci ile

Bu ayki röportaj konuğumuz üç yıldır Avustralya’da yaşayan ve burada ebru sanatçısı olarak tanınan Eda Tevrizci.


 1: Eda merhaba, okuyucularımız için biraz kendini tanıtır mısın lütfen?

İstanbul’da doğdum ve Avustralya öncesine kadar hayatımın otuz üç yılını orada geçirdim. Kadıköy Anadolu Lisesi ve ardından Mimar Sinan Üniversitesi sosyoloji bölümünde eğitimimi tamamladıktan sonra profesyonel hayatıma da eğitim alanında devam ettim. Toplam sekiz yıl boyunca, iki farklı üniversitenin uzaktan eğitim programlarının yürütüldüğü merkezlerde eğitim uzmanı olarak çalıştım. Bu kurumlardan biri olan Ahmet Yesevi Üniversitesi’nde işimle eş zamanlı olarak Yönetim ve Organizasyon programında yüksek lisans yaptım. Bu süreçte bir yandan da İngilizce’den Türkçe’ye çocuk kitapları ve yetişkin romanları çevirerek hayatıma devam ettim.

2: Avustralya maceran nasıl başladı? Neden Avustralya?

Eşimle evlenmeden önce, 2008 yılında o henüz İngiltere’de yüksek lisansını tamamladığı zamanlarda yurt dışında yaşama fikri kafamızda şekillenmeye başlamış fakat o günün şartlarında bu isteğimizi gerçekleştirmemiz mümkün olmamıştı. Evlilik sonrasında ise günlük hayat rutinleri ve iş hayatı döngüsü içinde bu fikir rafa kalktı ve uzun yıllar boyunca da tekrar gündeme gelmedi taa ki 2015 yılına kadar. O dönem Avrupa’da birkaç ülkede iş arama çabalarımız sonuçsuz kalınca rotamızı Avustralya’ya çevirdik ve bunun temel sebebi de oturum izni ve vatandaşlığa giden yolun diğer ülkelere göre nispeten kolay olmasıydı. Ayrıca Avustralya’da yüksek lisans yapan kişinin eşine full time çalışma izni veriliyor ve bu bizim için en önemli kriter oldu diyebilirim. Öğrencilik yolu ile gelme kararımız netleştiğinde, biri La Trobe diğeri Victoria Üniversitesi’nde olmak üzere iki yüksek lisans programına başvuru yaptım ve ikisinden de kabul aldım. Program içeriği ve okul ücretlerini göz önünde bulundurarak Victoria Üniversitesi Dijital Medya bölümünde karar kıldım ve ardından vize başvurumuzu yaparak Avustralya’daki yeni hayatımız için ilk adımı atmış olduk. 2016 yılı Temmuz ayından beri de burada yaşıyoruz.

3: Bütün bu akademik hayatının yanı sıra sen bir ebru sanatçısısın, bu nasıl oldu?

Ebru sanatına olan ilgim ortaokul dönemine dayansa da tekne başına ilk kez 2015 yılında geçtim ve o günden bu yana çalışmalarıma devam edip, sanatımı ilerletmek için uğraşıyorum. İlk olarak bir dizide izlediğimi ve bu eşsiz sanatın güzelliği karşısında büyülendiğimi hatırlıyorum.. İnsanın ruhunu hem dinginleştiren hem de besleyip zenginleştiren muazzam bir sanat benim gözümde. Suyun üzerinde renklerle oynamak, onlardan bir ahenk yakalamak ve bunu farklı desen ve kompozisyonlara dönüştürüp kağıda aktarmak tarifsiz bir duygu. Hayatın kendisi gibi ebru, kontrol ettiğini sandığın, bildiğin kurallarını uyguladığın ama nihayetinde suyun ve renklerin akışına kendini teslim ettiğin, her defasında ortaya çıkan özgün sonucuyla seni şaşırtmayı başaran bir sanat ve onunla yolum kesiştiği için kendimi gerçekten şanslı hissediyorum.

 4: Ebru daha çok Türkiye ve Orta Asya’da bilinen bir sanat dalı, o yüzden Avustralyalılara ilgi çekici geliyordur diye düşünüyorum, ilgileri nasıl gerçekten?

Ebru sanatı son yıllarda hem Türkiye’de hem de dünyada oldukça popüler hale gelmeye başladı aslında. Birçok ülkede kendini bu güzel sanatı tanıtmaya adamış yeni isimler duyuyorum her geçen gün. Burada da Türklerin olduğu kadar Avustralyalılar ve diğer ülke insanlarının oldukça ilgisini çektiğini söyleyebilirim. Örneğin geçen yıl Avustralya Türk Kültür Platformu Derneği Başkanı sevgili Hilkat Özgün Hanım sayesinde katıldığım Tesselaar Tulip Festival – Lale Festivali’nde gerçekleşen Türkiye temalı haftasonunda en çok ilgi gören aktivitelerin başında geldi ebru. İki gün boyunca binlerce insanın ziyaret ettiği bu güzel festivalde, yaklaşık on beş yıldır yapıldığı gibi, bu kez ben ve sevgili Filiz Ünalmış uygulamalı olarak ebru sanatını gelen ziyaretçilere tanıtma şansına eriştik. Özellikle çocukların ilgisi inanılmazdı; suya düşen her damla renk karşısında büyülenmiş gözlerle, büyük ilgi ve merakla bizi izlediler. Bu festivalle birlikte öğretmenler, sanat merkezi yöneticileri ve birçok farklı meslek grubundan ebru sanatını öğrenmek isteyen insanlarla tanıştım ve sonrasında çeşitli workshoplar düzenleme şansım oldu.

5: Avustralya’da sanatçı olmakla Türkiye’de olmak arasında farklar neler?

Şimdiye dek gözlemleyebildiğim kadarıyla diyebilirim ki Avustralya’da kültür ve sanata atfedilen önem ve değer büyük. Ülkenin çokkültürlü yapısından kaynaklanıyor olsa gerek, sanatın her dalına, yeni ve farklı olan her şeye ilgi gösteriliyor. Ayrıca az ya da çok, büyük ya da küçük fark etmeksizin bir şeyler üretiyor olmak bile başlı başına takdir topluyor bu ülkede. Dolayısıyla burada geçirdiğim üç yılda ebrunun da diğer sanatlar arasında belirgin bir yer edinebileceğine inancım perçinlendi ve ben de daha fazla kişiye ulaşarak bu sanatın herkes tarafından bilinmesini kendime görev edindim.

Öte yandan Türkiye’de yaşamaya devam etseydim ebruyla ilgili hedeflerim ve bu işe yaklaşımım daha başka olurdu; çünkü nereden baksanız altı yüz yıldan fazla bir geçmişe sahip köklü bir sanattan bahsediyoruz ve ülkemizde bu sanatı çok uzun yıllardır başarıyla icra eden birçok hocamız çıtayı zaten oldukça yüksek bir yere koymuş durumda. Dolayısıyla Avustralya’da kendime edindiğim bu sanatı tanıtma ve yaygınlaştırma misyonu yerine, ebrunun belli bir formunda kendimi geliştirip sanata bu şekilde katkıda bulunmaya çalışırdım diye düşünüyorum.

6: Yaptığın sanat eserlerini nerelerde sergiliyorsun? İnsanlar sana nasıl ulaşıp eserlerini görebilirler?

Şimdilik eserlerimi ve ürettiğim ebru baskılı ürünleri, çalışmalarımı yürüttüğüm stüdyomda sergiliyor ve zaman zaman da sosyal medya hesabımdan paylaşıyorum. Dolayısıyla @ebruart_au instagram hesabımdan takip ederek ve benimle iletişime geçerek eserlerime ve ürünlere ulaşabilirler. Bu yıl sonuna doğru ise kendi galerimi açarak tüm ürettiklerimi Melbourne’da yaşayan insanlarla buluşturmayı ve aynı lokasyon içinde grup dersleri vererek daha büyük bir kitleye ulaşmayı hedefliyorum.

 7: Ebru sanatına ilgisi olup başlamak isteyenlere tavsiyelerin nedir? Herkesin yapabileceği bir sanat mıdır ebru?

Ebru insanın ruhuna çok iyi gelen, adeta terapi gibi etki yaratan, bir yandan da yaratıcılığı besleyen yapısı nedeniyle, herkes bir şekilde, hayatının bir döneminde de olsa onunla mutlaka tanışmalı dediğim bir sanat. Öte yandan öğrenme sürecinde sabırlı olmak ve yalnızca tekniğe odaklanmak değil, bu işin felsefesini de özümseyerek yavaş yavaş ilerlemek gerekiyor. Çünkü ebru sanatı insana çok şey katmanın karşılığında ondan büyük bir sabır ve özveri bekliyor, bu işi tutkuyla yapmanızı, ona gönülden bağlı olmanızı istiyor. Kullanılan malzemeler de doğası ve hazırlanışı gereği oldukça özel ve her yerden kolaylıkla temin edilmesi pek mümkün değil. Ben hala belirli bir kalitenin üzerinde olduğu için bütün malzemelerimi Türkiye’den getiriyorum. Bu nedenle bu sanata ilgi ve merakı olan birinin, öncelikle birkaç workshop veya ders aracılığı ile başlayıp kendini denemesi ve gerçekten ruhuna hitap ettiğine emin olduktan sonra gerekli malzeme temini ve uygulama alanı sağlaması uygun olur diye düşünüyorum. Sanatın her dalının insanı geliştiren, besleyen, ufkunu açan bir yanı olduğuna inanan biri olarak, herkesin hayatında bir şekilde yer alması taraftarıyım. Öte yandan profesyonel anlamda hayatınızı buna adayıp adamamak beklentileriniz ve hayata bakışınızla alakalı bir durum, herkes ebru sanatçısı olmak istemeyebilir ama herkesin bu sanatı en az bir kere denemesini tavsiye ederim; çünkü bu sanatı icra etmenin insana hissettirdiği duyguları yaşamanın eşsiz bir deneyim olduğunu düşünüyorum.

 8: Burada başına gelen ilginç bir anını bizimle paylaşır mısın?

Başka bir anıma geçmeden önce şunu anlatayım: Buraya gelmeden önce Avustralya güneşini okuyor, ozon tabakası yırtığını, güneşin yakıcılığını, havanın güzelliğini kulaktan kulağa duyuyorduk ama yaşamadığımız için henüz tecrübe etmemiş o kadar da olamaz diye düşünmüştük. Yeni geldiğimiz zamanlarda bir gün eşimle gezmeye, Melbourne’yi tanımaya çıktık, daha yaz bile başlamamıştı, sadece güzel, güneşli bir gündü. Bütün gün dışarıda gezdik, yürüyüş yaptık ve tabi çok sıcak olmadığı için güneş kremi de kullanmadık, doğrusu hiçbir şey de hissetmedim ama eve döndüğümde her yerimin kızardığını, hatta acıdan yürüyemez, kıpırdayamaz hale geldiğimi biliyorum. İşte o gün anladım insanların burada neden bu kadar yüksek faktörlü ve bol bol güneş kremi kullandıklarını. Bu acı bir tecrübemdi bir de aklıma geldikçe utandığım başka bir anım var.

Ülkeye ayak bastıktan iki hafta sonra nihayet kontratlı kalıcı evimize taşınmıştık ve emlakçının bize söylediğine göre, apartmanın avlu kısmında ortak bir çamaşırhane yer alıyordu. Benim için bir ilkti tabii kendi evimin dışında bir alanda çamaşır makinesinin olması ve başkalarıyla ortak kullanılması. Zamanla düzene ayak uydurduk ve çamaşırhaneyi kullanmaya başladık. Ara sıra makinelerin içinde bırakılmış çamaşırlar görüyor ve insanlar ne kadar düşüncesiz diye kendi kendimize söyleniyorduk. Birkaç kez kurutma makinesini kullanmak için yine söylene söylene içini boşaltıp bir kenara koyduğumuz bile oldu. Yaklaşık altı ay bu şekilde devam ettikten sonra bir gün yine sepeti yüklenip aşağı indiğimde, kullandığımız makinenin camına yapıştırılmış kocaman bir not gördüm: “Bu iki no’lu daireye aittir! Artık kullanmayı bırakın lütfen!” Yaşadığım şoku ve mahcubiyeti tahmin edersiniz sanırım J Aylardır ortak alan diye bildiğimiz yer meğer herkesin kendi makinesini kurduğu bir yermiş.. İnsanlara boş yere söylenip durmuşuz.. Emlakçı bizi yanlış bilgilendirdiği için bir suçumuz olmasa da, bu olay acı-tatlı bir anı olarak hafızamıza kazındı.

Image result for EBRU SANATI

9: Burasıyla ve sanatınla ilgili gelecek projelerin nedir?

Şuan bütün zamanım ve enerjimle, “ebru sanatının bu ülkede daha çok insana nasıl ulaşmasını sağlarım” sorusuna kafa yoruyorum. Bu doğrultuda daha çok festivalde yer almak, okullarla ve toplum merkezleriyle işbirlikleri yapıp ebru tanıtım günleri/workshopları düzenlemek istiyorum. Gururla söyleyebilirim ki geçen yıl gördüğümüz yoğun ilgi üzerine 2019 Eylül ayında gerçekleşecek Lale Festivali için de davet aldım ve bu yıl da yine ziyarete gelen farklı kültür insanlarına uygulamalı olarak bu sanatı tanıtma fırsatına sahip olacağım.

Bir diğer hedefim ebrunun sanat terapisi alanında kullanılan iyileştirme araçlardan biri olarak bu ülkede kendine yer bulması, bu yüzden bu işin eğitimini almış insanlarla birlikte ortaklaşa projeler yürütmek istiyorum.

Bunların yanında ebrunun dünya çapında ilgi gören, oldukça başarılı ürün uygulamaları da mevcut ve ben de özellikle tekstil ve dekorasyon alanında kendi markamı yaratmayı amaçlıyorum; çünkü bu sanatın uygulanış tekniğini insanlarla paylaşmak kadar, onu günlük hayatlarına dahil edebilecekleri ürünlere dönüştürme fikri de beni müthiş heyecanlandırıyor.

Sevgili Müjgan Hanım bu güzel röportaj için size çok teşekkür ederim.

Eda Tevrizci iletisim:

@ebruart_au

edatevrizci@gmail.com

Röportaj: Müjgan Kim

Mujokim@yahoo.com.au

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here