“Avustralya’daki hayatımızı keyifli bir hale getirmeye çalışan bir kadın dayanışma grubuyuz.”

0
617
Yazarımız Müjgan Kim, Melburn Göçmen Anneler Grubu Yöneticisi Vuslat İves ile

Bu defaki konuklarımız Melburn’a yeni gelen annelere yardım eden, destek olan, her türlü soru ve sorunlara hep birlikte çare üretmeye odaklanıp, fikir alışverişinde bulunan, iki ayda bir yaptıkları buluşmalar, düzenledikleri piknikler ile arkadaşlıklarını, dostluklarını pekiştirip sosyalleşen; aile, arkadaş, memleket hasretliklerini binlerce kilometre ötede birbirleriyle gidermeye çalışan Melburn Göçmen Anneler Grubu ve bu grubun yöneticisi Vuslat İves.


1- Vuslat merhaba, öncelikle bize biraz kendinden bahseder misin?

İstanbul’da doğdum ve büyüdüm. Altı sene önce kızım, eşim ve köpeğimizle birlikte Avustralya’ya göç ettik. Üniversite eğitimimi İstanbul’da tamamlayıp yoğun bir çalışma temposu ile kariyerimde tam da hedeflediğim noktaya gelmişken, üstelik İstanbul’da gayet konforlu da bir hayatım varken göç kararını alıp bu uzak ülkeye gelmek oldukça zor oldu ve uzun sürdü. Göçmen bir ailenin çocuğu olduğumdan dolayı göç kavramına doğduğum andan itibaren aşinaydım. Daha sonra yıllar içinde ailemden başka ülkelere göçenler de olduğu için göç hep hayatımın bir yerlerinde vardı ve yabancı bir kavram değildi ama göçü birebir deneyimlemek de bambaşka bir tecrübe oldu.

Vuslat İves

2- Hayatında Avustralya sayfası ne zaman ve nasıl başladı? 

Çok uzun yıllar önce ailemizden ilk dayım ve ailesi buraya göç etti. Onlardan çocukluğumda Avustralya ile ilgili duyduğum ilk şey buranın cennet gibi bir ülke olduğuydu. Bütün bu güzelliği ve fırsatları yüzünden ben yedi yaşımdayken ailem de buraya bir göç denemesinde bulundu ancak malesef bu gerçekleşmedi. Daha sonra yirmili yaşlarımın sonunda yetişkin olarak göçü düşündüm ama Türkiye ve ailem ağır bastı ve vazgeçtim. Bu arada kardeşlerimden biri evlenerek buraya yerleşti.

Ben Avustralya’ya ilk defa otuz yaşımda turist olarak geldim. Bol bol gezdim, kardeşimi gördüm, yaşamı gördüm her şeyi bir turist olarak çok beğendim fakat o zamanın şartlarında kıyasladığımda yine Türkiye ağır bastı. Ancak kadere bakın ki İstanbul’da çalışırken tanıştığım eşim de Avustralyalı çıktı. Onunla on dört sene İstanbul’da yaşadıktan sonra hepimiz için Avustralya’da yaşamanın daha iyi olacağına inandığımızdan dolayı en sonunda buraya göç ettik. Yeşilçam deyimiyle buna ‘kader ağlarını ördü’ de diyebiliriz. Yedi yaşımda başlayan yarım kalmış bu göç hikayesi yıllar sonra tamamlandı.

3- İnsanlar bir şeyler umarak buraya geliyor tabi ki, umduğunu bulabildin mi? Artıları, eksileri nedir senin için?

Göç etmeden önce pek çok kez tatil için ve buradaki yaşamı tanımak için gelip gitmiştim zaten ve hem Melburn’un hem de Avustralya’nın pek çok yerini gezmiştim. Yani tamamen göç etmeden önce her geldiğimde burayı farklı açılardan gözlemleyip araştırma ve düşünme fırsatım oldu. O yüzden buraya umutlardan çok planlarla geldim diyebilirim. Planımızın bir parçası olarak önce eşimin hayali olan Perth’te bir yaşam deneyimlemek istedik. Orada bir buçuk yıl yaşayıp bizim hayat beklentilerimizi karşılamadığına karar verdiğimiz noktada Melburn’a taşındık. Bu da bizim için ikinci bir göç gibi oldu.

Avustralya’da yaşıyor olmanın olumlu yönlerini tek tek saymaya başlarsam birkaç sayfalık bir liste çıkabilir. Fakat kısaca tanımlarsam benim için en önemlisi, insan hayatına değer verilen, saygı duyulan, inanılmaz doğal güzellikleri olan bir ülke burası. Benim için negatif tarafını ise tek bir kalemde toplayabilirim, ‘uzakta olan sevdiklerime duyduğum büyük özlem.’

4- Sen Melburn’da ‘göçmen anneler’ diye bir WhatsApp ve Facebook grubu başlattın, niye bunu yapma gereği duydun? 

Grubun ilk kuruluşu tamamen bir tesadüf şeklinde oldu. Fakat kurduğum andan itibaren kafamda çok net bir amaç da oluştu. Bu amaç Türkiye’den buraya son yıllarda beyin göçü kapsamında gelenlere ilk geldiklerinde yalnız olmadıklarını hissettirmek, onlara hazır bir arkadaş çevresi sunmaktı. Çünkü gelenler zaten eğitimli, en az günlük hayatlarını sürdürebilecek kadar İngilizce’yi konuşabilen ve belirli bir hayat donanımı olan insanlardı. Büyük çoğunluğu benim gibi Türkiye’de gayet güzel işleyen kurulu düzenlerini, kariyerlerini bırakıp kendilerine, eşlerine ve çocuklarına daha iyi bir yaşam kurmak için buraya gelmişlerdi. Teknoloji çağında bilgiye ulaşım kolay olduğu için herkes düzenini bir şekilde kuruyordu. Benim gözlemlediğim tek eksikse şuydu: Henüz kendini yabancı hissettiğin bir ortamı, kültürü tanıyıp buradaki yaşama entegre olmaya çalışırken, ana dilini konuştuğun, ortak kültür hafızasına sahip olduğun insanların eksikliği. İşte bu grubun ana amacı bu eksikliği yeni gelenlere hissettirmemek.

Melburn Göçmen Anneler Grubu Üyeleri

Anlamak ve anlaşılmak insanın en temel ihtiyaçlarından ve buradaki kültürü anlayıp, anlaşıldığımızı hissetmemiz çok uzun yıllar alan sancılı bir süreç. Bu sancıları hafifleten şey ise bizi anlayan ve anlaşıldığımızı hisssettiren, ortak bir kültür hafızasını, geçmişini paylaştığımız insanlarla birlikte olmak. Fakat burada şu dengeye de dikkat etmek gerektiğine inanıyorum. Anlayıp anlaşıldığımız insanlarla birlikte olmanın rehavetine kapılıp, kolaylığına kaçıp buradaki kültüre entegrasyonu aksatmamalıyız. Buradaki insanlarla da dostluklar kurmak için çabalayıp, yaşamayı seçtiğimiz yerin kültürünü anlayıp, kendi kültürümüzün bazı değerlerini korurken buradaki kültürün de bir parçası olmalıyız.

Grubun kuruluş hikayesi ise şöyle: Dubai’deki bir arkadaşım iki sene kadar önce beni çeşitli ülkelerde yaşayan Türk göçmen annelerin bilgi ve dayanışma platformu olan ‘Göçmen Anneler Grubu’na davet etti. Gruba girdiğimde kendimi tanıtıp Melburn’da yaşadığımı ve grupta başka Melburn’da yaşayan olup olmadığını sordum. Bir kişiden olumlu yanıt gelince bir gün buluşup kahve içmeye karar verdik. Sonra bir kişi daha katılmak istedi bize, sonra birisi, birisi, birisi daha derken bu sayı onlara ulaşınca birden fark ettim ki yeni gelen herkes benim Perth’te bir buçuk yıl boyunca çevremde hiç Türk yokken yaşadığım yalnızlığı hissediyor. Bu yalnızlığın nasıl bir his olduğunu sadece yabancı bir ülkeye göç edenler bilir; çünkü bu yalnızlık başka yalnızlıklara hiç benzemiyor. Yıllar boyunca her gün konuştuğun ana dilini artık çekirdek ailen dışında başka kimseyle konuşamadığın, yıllar içinde sana iliştirilmiş olan her türlü etiketten arındığın, hiç kimsenin hiçbir şeyi olmadığın yepyeni bir yerde saf kendinle tanışana kadar hissedilen yalnızlık. Ben Perth’ten Melburn’a ailemin yanına gelip, burada arkadaş çevremi oluşturana kadar bu yalnızlığı deneyimleyip zorluklarını yaşadığım için yeni gelenler bu zorlukları yaşamasın istedim ve kahve planımıza katılmak isteyen herkes ile ilk anneler buluşmamızın organizasyonunu yaptım, böylece Melburn göçmen anneler grubunun temelleri kendiliğinden atılmış oldu.

5- Kaç kişisiniz ve neler yapıyorsunuz bu grupta? 

İki sene kadar önceki ilk buluşmamızda on iki kişiydik. Şu anda üye sayımız 197 ve artmaya devam ediyor. WhatsApp ve Facebook grubumuzda göçmenliğe dair her şeyi paylaşıyoruz. Bu bazen bir bilgi paylaşımı oluyor, bazen de dertleşme, danışma. Her iki ayda bir düzenli kızlar buluşmamız var. Şehirde bir restoranda buluşuyoruz. Bu buluşmalarda her kadının mutlak ihtiyacı olan kız arkadaş muhabbetleri yapılıyor ve yeni arkadaşlıklar kuruluyor, kurulmuş olanlar pekişiyor, derinleşiyor. Senede bir veya iki kere de grup pikniği düzenleyip ailelerimizle biraraya geliyoruz. Pikniklerden birini mutlaka 29 Ekim’e yakın bir tarihe denk getirip hepimiz için çok önemli olan Cumhuriyet Bayramı’nı, bu coşkuyu birlikte, tek yürek olarak hissettiğimiz insanlarla birlikte kutlamanın keyfini yaşıyoruz. Bunun dışında grup altında özel ilgi alanlarına göre kurulmuş pek çok alt grup var ve bu gruplar ortak ilgi alanlarına sahip olan kişileri bir araya getirip kaynaştırıyor.

6- Göçmen anneler deyince sanki sadece küçük çocuklu anneler içinmiş gibi algılanıyor. Kapınız herkese açık mı?

Grubumuz Melburn’daki tüm göçmen kadınlara açık bir grup. Grubun profili ağırlıklı olarak son yıllarda Türkiye’den Melburn’a göç eden kadınlar. Aramızda uzun yıllar önce göç etmiş olan birkaç arkadaşımız var ve deneyimlerini bizimle paylaşmaları bizim için çok değerli fakat büyük çoğunluk son on yılda göç edenler diyebilirim. Daha önce dediğim gibi son yıllarda benzer geçmişlerden, benzer amaçlarla buraya göç etmiş olan, buraya uyumlanma sürecinde benzer zorlukları ve hoşlukları yaşayan, paylaşan, birbirine destek olmaya çalışan, buradaki hayatımızı keyifli bir hale getirmeye çalışan bir kadın dayanışma grubuyuz. Grubun isminde ‘anne’ kelimesinin olmasına rağmen her kadının içinde potansiyel bir anne olduğuna inandığımızdan grubumuza girmek için anne olma şartımız yok. Melburn’da yaşayan göçmen bir kadın olmak ana kriter.

7- Bu grubu başlatırken elbette bir hedefin, amacın vardı, ona ulaşabildin mi?

Amacıma ulaştığımı hissediyorum. Göç insan hayatındaki zorlu mücadelelerden biri. Zorlukları ve güzellikleri ile birlikte insana kattıkları ve götürdükleri var. Benim amacım bu grup sayesinde götürdükleri listesinden bir kalemi azaltabilmekti. Gruptaki herkeste bir birlik, beraberlik, dayanışma duygusu oluşturabilmekti ve bunun da oluştuğuna inanıyorum. Gruba katılanlar bu birliği hissetti ve yeni katılanlara hissettirdi. Hissedemeyip, grubun bir parçası olamayanlar da doğal olarak uzaklaştı zaten.

8- Başına gelen ilginç bir şeyler oldu mu? Bizimle paylaşır mısın? 

Grubun ilk kızlar buluşması çok heyecanlı ve duygusal geçti. Hayatımdaki ilginç deneyimlerden biriydi benim için. Birbirini ilk defa gören ama göçmenlik gibi çok güçlü bir ortak paydada buluşan bir grup kadın dakikalar içinde sanki yıllardır birbirini tanıyormuş gibi yakınlaştı. Akşamında WhatsApp’ta yazışırken bir arkadaşımın söyledikleriyse beni çok duygulandırdı ve grubun devamlılığını sağlamam için motivasyon kaynağım oldu. Çünkü bu tür gruplar kurulurken dağılma ihtimali de çok yüksektir. Devamlılığı için güçlü bir motivasyon gerekir. Grubu bir arada tutmak için emek gerekir, zaman ayırmak gerekir. Arkadaşım dört senedir burada olduğunu, eskiden gelmiş olan birkaç Türk ile tanıştığını fakat aralarında istediği şekilde bir bağlantı kuramadığını, buraya geldiğinden beri ilk defa anlayıp anlaşıldığı bir ortamda olduğunu hissettiği için duyduğu mutluluğu öyle güzel, öyle içten anlattı ki, ve “bu grup burada olduğu sürece artık burada yaşlanmayı bile düşünebilirim” dedi. Bunları duyduktan sonra bu grubu devam ettirmek benim için kişisel bir sosyal sorumluluk projesine dönüştü.

9- Senden önceki hatta elli yıldır burada olan Türklerden bir yardım göremediğin için mi böyle bir grup kurdun?

Hayır, böyle bir şey hiç aklıma gelmedi. Ailemin küçük bir bölümü zaten Melburn’da ve onlar sonsuz destekleri ile hep yanımdaydılar. Perth’te yalnız olduğum dönemde de orada uzun yıllardır yaşayan Türklerden yardım gibi bir beklentim hiç olmadı. Daha önce dediğim gibi teknoloji sayesinde bilgiye çok kolay ulaşan, ulaştığı bilgiyi hayatında uygulamaya geçirecek donanıma sahip bir kuşak olarak buradayız biz.

10- Buradaki Türkler hakkında düşüncelerin nedir? 

Buradaki Türklerin profili buraya göç ettikleri yıla, Türkiye’nin neresinden buraya geldiklerine ve tabi kişisel göç sebeplerine göre çok değişiklik gösteriyor.

Elli sene önceki gelen kuşak dil bilmeden, birkaç sene çalışıp, para kazanıp ülkeme geri dönerim diye gelip, sonra çocuklarının geleceği için kendi hayatlarından fedakarlık yapıp dönemeyen, kendileri burada kalpleri Türkiye’de kalan ve hikayelerini dinlediğimde benim en çok üzüldüğüm, arafta kalmış bir kuşak. Bu kuşak o yılların şartlarında dil engelini de aşamayınca buradaki topluma tam entegrasyonu da sağlayamayıp sadece kendi Türk grupları içinde var olmuş bir kuşak. Bu kuşağa pek çok eleştiri yapılıyor ki eskiden, onları anlamadığım dönemde ben de yapardım, neden buraya entegre olamadıklarını sorgulardım; fakat o zamanın şartlarının detayına inildiğinde bunun sebepleri anlaşılıyor.

Bu kuşağın burada yetiştirdiği çocuklar (bence ikinci kuşak) ise Türk değerleri ile büyümüş, içinde bunları hisseden ama aileden aileye göre oranı değişmekle birlikte bir yanı da Avustralyalı olmuş bir kuşak. Buradaki eğitim öğretim sistemi ve devlet politikaları göçmenlerin öz kültürüne saygı gösterirken bir yandan da burada yetişen çocuklara buraya aidiyeti aşılıyor ki bence olması gereken de bu.

Üçüncü kuşakta ise benim gözlemlediğim baskın aidiyet Avustralya kimliği ama Türk kimliği de bir anı tadında devam ediyor.

Bir de Türkiye’deki belirli siyasi kriz dönemlerinde orada kendine gelecek göremeyip, daha kaliteli bir yaşam için buraya 20-30 sene önce göçmüş olan eğitimli bir kuşak var. Onların entegrasyonu ise teknolojik imkansızlıklara rağmen çok daha kolay olmuş.

11- Gelecekle ilgili planların nedir? Topluma neler kazandırmak istersin?

Grupta şimdiye kadar yapılan paylaşımlardan bir veri tabanı oluşturarak daha önceki gelenlerin benzer problemleri yaşadıklarında buldukları çözümleri paylaşıp, bir yandan da daha önce bahsettiğim yanlızlık duygusunu bir nebze hafifletecek bir arkadaşlık ortamının devamını sağlamak istiyorum.


Grubun diğer üyeleri de düşüncelerini bizimle paylaştılar.


Emel Kuzu:

Emel Kuzu

Bu nasıl bir networktür Allahım… Avustralya’ya ilk geldiğimde, üniversiteden aynı fakülteden mezun olduğum arkadaşım dışında hiç kimseyi tanımıyordum. Alışmak çok zor olacaktı, bu çok aşikardı. Gurbetliğin insana ilk tecrübe ettirdiği duygu sanırım yanlızlık duygusu. Bu çok acı bir tecrübe. Buna alışmak çok zor olacak, belki de hiç alışamayacağım. Göçmenlik öyle bir duygu ki bırakın ailenizi, sevdiklerinizi, insan vatanını, milletini, taşını, toprağını özlüyor.

Ben Avustralya’ya geldiğim sıralarda bu duygularla debelenirken, bir de sağlık sorunlarım ortaya çıkınca her şey çok daha zor ve dayanılmaz olmuştu benim için. Biri 8, diğeri 9 yaşında iki oğlum vardı ve ayakta durmaya ve iş kurmaya çalışan bir eşim. Derken doktor görüşmelerim sonucunda ilk ameliyatıma karar verildi. Omurilik- bel ameliyatı. Annem kendi sağlık problemlerinden dolayı gelemiyordu ve gelebilecek başka bir akrabam da yoktu. O kadar uzak bir memleket ki burası ‘ha’ dediğinde gidip gelmek çok zor. Kısacası yapayalnızdım, çaresizdim. Amerika’daki bir akrabam sayesinde ‘Göçmen anneler’ grubundan, ‘Göçmen anneler Melburn’ gurubuna ulaştım. Hem Facebook hem de WhatsApp grubuna beni eklediler. Herkes beni grupta çok sıcak karşıladı. Sanki uzun zamandır birbirimizi tanıyorduk. Bir anda bütün yalnızlığım gitmişti. İlk ameliyatımı oldum, ardından 6 ay sonra ikinci ameliyatı oldum. Zor bir sūreç geçirdim fakat Göçmen Annelerden birçok arkadaşım aradılar, sordular, ziyaretime geldiler. İlk defa tanıştığım arkadaşlarıma çocuklarımı emanet ettim, gözūmū arkada bırakmadılar sağolsunlar. Evime gelip yemek yapan arkadaşlarım oldu. Yine çocuklarımla ilgilenen fedakar anneler oldu. Ben sizin hakkınızı nasıl öderim bilmem. Tek tek isim yazmıyorum ama böyle bir grubu kurup iki ameliyatıma da elinde çiçeklerle beni ziyarete gelen, burada yalnız olmadığımı ve değerli olduğumu hissettiren sevgili Vuslat’a, yardım ve desteklerini esirgemeyen ve aynı zamanda bana büyük bir moral kaynağı olan tüm arkadaşlarıma sonsuz teşekkür ediyorum. İyi ki varsınız, iyi ki sizinleyim.

Beyza Özal:

Beyza Özal

Yaklaşık bir buçuk yıldır Melburn’dayız. Buraya eşim ve bir oğlumla geldik. Göçmenlik bizim alışık olduğumuz bir durum. Daha önce farklı iki ülkede de yaşadık ama Melburn deneyimimiz bunlardan çok daha kolay oldu. Bunun tek nedeni de Göçmen Anneler Melburn. Daha buraya adım atmadan, Sydney mi olsun yoksa Melburn mu diye karar aşamasında iken, Vuslat beni Melburn hakkında fikir almam için gruba dahil etti. Araştırmalarım ve gruptakilerden aldığım fikirlerle son kararı oluşturduk ve buraya geldik. Şimdi burada kimsemiz olmamasına rağmen, sanki kocaman bir ailemiz varmış gibi hissediyorum.

Nitekim grubun ilk buluşması ile yüzyüze tanışıp yeni ülkemde yeni arkadaşlıklar kurmaya başladım. Bu geçen bir buçuk yılın sonunda artık burada birkaç kızkardeşim, eşimin bir erkek kardeşi ve oğlumun da kuzenleri var. Bu durumu bundan daha iyi özetleyemem. Hepsi bu grubun sayesinde oldu.

Tijen Can

Tijen Can

Göçmenlik hayatımı “göçmen anneler grubundan önce” ve “göçmen anneler grubundan sonra” olarak ikiye ayırabilirim. Beni Melburn’a bağlayan, burası ile emeklilik planları yapmamı ve hatta gurbette hayata yeniden tutunmamı sağlayan şey göçmen anneler grubu sayesinde edindiğim dostluklardır. Bu grup sayesinde yeniden ayağa kalkıp yürümeye başladım diyebilirim. Benim gurbetteki anam, bacım, kardeşim, ailem göçmen anneler…

 

Yeşim Kocabalkan:

Göçmen Anneler tam da yanlızlıktan, hasretten, ben napıyorum Allah’ım bu ülkede diye sızlanırken çıktı karşıma. Kanada’da yaşayan bir arkadaşım eklemiş beni ana gruba. Girdim, ilk post ne göreyim, Melburn anneleri o gün buluşmuş. Hay Allah dedim dün girseydim ben de giderdim. Yazdım hemen beni de alın beni de alın diye. O günden sonra yavaş yavaş tanıştım buradaki dostlarımla. Bir baktım aslında birbirimizin hayatlarından teğet geçip burada buluşmuşuz.

Yeşim Kocabalkan

Mesela biriyle aynı mahallede oturmuşuz, biriyle yıllar önce aynı projede çalışmışız, biriyle okul arkadaşlarımız ortak ama asıl önemlisi hasret ve yeniye alışma sancıları ortak, çeşitli zamanlarda gelmiş bir sürü kadın dertlere, sevince ortak. Burada geçirdiğim 2.5 yıla yakın zamanda gördüm ki grup sayesinde ne dertlere çareler bulundu. Ağlayana şevkat, yanlıza dost, yeni gelene yol yordam. Karşılıksız, her konuda fikir ve yardım. Bu kadınlar olmasa sanırım buradaki hayatım şu anki kadar kolay olmazdı, dostlarım olmazdı. İyi ki varsınız Göçmen Anneler!

Ferhan Özbalkan Lusher:

Bu gruptan Göçmen Annelerde yazarken haberim oldu. Hatta bana gruptan bahseden Dicle Demirkol‘du. Türkiye’den gelmeden grupla bağlantım başlamıştı. Geldikten bir hafta sonra da 29 Ekim pikniğine katıldık. Bir anda kendimi çok rahat bir arkadaş ortamında buldum. Zaten sonraki toplantılarda da kalıcı arkadaşlıklar oluşturmaya başladım. Bu grup sayesinde Melburn’da hic kendimi yalnız hissetmedim. Gruptaki tecrübelilerden, buradaki bürokrasi ve yaşam konusunda pek çok faydalı tüyo aldım. Eşim her ne kadar doğma büyüme Melburnlu olsa da onun bile farkında olmadığı şeyleri gruptan öğrendim. Melburn’a uyum sağlıyabilmem bu gruptan edindiğim arkadaşlarım sayesinde 25 yıl sonra ülkesine dönen eşim Scott’tan daha hızlı oldu. 1.5 yıldır Melburn’da beni ailem gibi sarıp sarmalayan insanlar arasındayım, evimdeyim.

Pınar Gürsoy Teker:

Pınar Gürsoy Teker

Gruba üyeliğim, yurtdışında yaşayan bir çocukluk arkadaşımın tavsiyesi ile 2017 yılında oldu. Avustralya’da yaklaşık on bir senedir ailece şehirden uzakta, kır hayatı içinde yaşıyoruz. Grubu bulmam benim için hem ülkeye olan özlemimi azalttı, hem de kendi hayat görüşüme uygun kişilerle sohbet etme fırsatını doğurdu.

Sakin bir hayat tarzı yaşamayı sevdiğimi ve teknolojiden de ne kadar uzak yaşadığımı bilen çocukluk arkadaşım beni Facebook sayfasındaki Göçmen Anneler Grubu’na, Türk kahvesi içebileceğim birkaç kişi bulurum ümidi ile eklemiş. 2017 yılından beri, birkaç kişi ile değil kocaman bir aile ile birlikteyim artık. Grubun çoğunluğu annelerden oluşuyor. Sanal ortamda sohbetlerimiz, Türkiye’de olduğu gibi, günlük hayat koşuşturmasına yönelik sorunlara ek olarak buraya yeni gelen arkadaşlarımıza elimizden geldiği kadar yardımcı olabileceğimiz şekilde de oluyor. Malum annelik, farklı semtlerde yaşamak ve bir de çalışma temposu eklenince, grubun toplanıp buluşma günleri iki ayda bir olabiliyor. Bazen de farklı ilgi alanlarımız veya oturduğumuz semtlerin yakınlığına bağlı olarak  küçük gruplar halinde toplanabiliyoruz. Büyük veya küçük toplanmalar son derece doğal bir şekilde oluştu ve birbirimize daha da yakınlaştırdı bizi.

Avustralya’da şehirden uzakta, kır hayatı yaşamak çok güzel ama daha güzel olanı bu gruba üye olduktan sonra artık Türk kahvesi içebileceğim, bize has şakalarla gülebileceğim, derdimi anlatabileceğim ve bir telefonla yanımda olabilecek can dostlarımın olması. Artık teknolojiden de uzak değilim.

Röportaj: Müjgan Kim

Mujokim@yahoo.com.au

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here