Röportaj: “BİR DERS İÇİN ALTI SAAT YOL GİDİYORUM”

0
148

Halk röportajları serimiz devam ediyor. Bu seferki konuğumuz geçtiğimiz Şubat ayında ailesiyle Avustralya’ya göç eden müzik akademisyeni Onur Puza.


Onur okuyucularımız için kendini tanıtır mısın?

İzmir’de doğdum. 14 yaşında gitar öğrenmeye başladım. Birkaç yıl sonra Ömür Gidel’in armoni ve ensemble derslerine katıldım. Aynı süreçte onun stüdyosunda kayıt müzisyenliği deneyimi kazandım ve prodüksiyon bünyesindeki farklı gruplarda çalma fırsatı buldum. Devam eden yıllarda kendi kendimi eğittim diyebilirim. Şansım, bulunduğum şehirde hep en iyi müzisyenlerle çalışmak olması. Onlardan birçok şey öğrendim. Ayıca Avrupa ve Amerika’dan müzisyenlerle de çalışma fırsatımız oldu.  

İzmir, Ankara ve Eskişehir caz festivallerinde kendi grubumla ve grup üyesi olarak çaldım. TRT için iki ayrı programda birer sezon Türk Halk Müziği ve Türk Sanat Müziği eserlerini Batı Müziği armonisi ve doğaçlama üzerine kurulu düzenlemelerle icra ettim. Bu bana Türk Müziğini daha yakından tanıma fırsatı verdi. Sonrasında Amerikan Konsolosluğu’nun bir kültür projesi için oluşturulan Amerikalı ve Türk müzisyenlerden oluşan Sazlı Cazlı grubu için türküleri düzenledim ve iki ayrı yıl düzenlenen turneler ile Anadolu’nun değişik bölgelerinde icra ettim. Yüksek lisansımı çağdaş kompozisyon alanında tamamladım. Bunun yanında yaklaşık 20 yıldır öğretmenlik yapıyorum. Türkiye’de farklı müzik okullarında ve bireysel olarak öğretmen olarak çalıştım. Yaşar Üniversitesi’nde caz departmanının kurulduğu 2012 yılından beri öğretim görevlisi olarak görev aldım ve son iki senesinde de caz departmanı koordinatörlüğü yaptım. Bu yılın Şubat ayında ailemle birlikte Melbourne’ye taşındım. Şimdilik burada da farklı okullarda gitar öğretmeni olarak çalışıyorum ve çok yoğun olmasa da konserlerde görev alıyorum.

Müziğe nasıl başladın? Niye müzik? Niye caz?

Sanırım tesadüfen başladım. Büyüdüğüm çevrede dinlemek haricinde müzikle ilgilenen pek insan yoktu. Abimin bir arkadaşı bir gün gitarıyla evimize geldi. Bu benim çok hoşuma gitmişti. O günden itibaren gitar hayatımda çok büyük bir boşluğu doldurdu ve hep hayatımı o yönlendirdi.

Caz çok kapsamlı bir kelime, bir müzik türü olarak tanımlamaktan çok bir yaklaşım olarak tanımlamak daha doğru olabilir; çünkü artık 1930’lardaki anlamından çok daha başka bir şeyi ifade ettiğini düşünüyorum. Ben Rock, Latin, Swing, Blue Grass, Blues, Jazz, Türk Müziği, romantik dönem ve çağdaş dönem bestecileri gibi birçok müzik tarzı ile ilgileniyorum. Benim düşüncemdeki caz bu müziklerin hepsinden beslenen ve grup doğaçlamasına dayalı bir müzik. Benim de en çok ilgimi çeken şey bu, yani interaktif yaşayan bir müzik olması.

Türkiye’de akademik olarak çok üst bir noktadayken her şeyi bırakıp neden Avustralya’ya geldin ve niçin Avustralya?

Öğretmenlik ünvan veya konumdan bağımsız olarak değerlendirilmesi gereken bir meslek, özellikle de sanat alanında. Önemli olan öğretmenin paylaşmak ve kendini geliştirmek için ne kadar imkana sahip olduğu. Bunu sağlayan da akademidir; bir akademiyi diğerlerinden farklılaştıran şey budur. Ben kendim ve ailem için her açıdan daha fazla imkan ve destek bulabileceğimizi düşündüğüm için Avustralya’ya taşındım. Burasının diğer yerlerden farkı ise sanırım insanların senin konumun, rengin, dinin, dilin, kimi tanıdığından çok ne yaptığınla ilgilenmeleri.

Türkiye ve Avustralya’yı müzik ve sanat çalışmaları bakımından kıyasladığında ne gibi farklar dikkatini çekti?

Öncelikle şunu söyleyebilirim: Türkiye’de her sanat dalında çok telaffuz edilmese de çok başarılı isimler var; fakat sanat paylaştıkça değer kazanan ve gelişen bir olgu. Buradaki en büyük fark da aslında bu. İnsanlar, sanatçılar kendi ürettikleri şeyi paylaşabilecek çok fazla ortam ve imkana sahipler. Bu konuda çevrede çok fazla iyi örnekler mevcut. Herkes sanatseverdir yeterki farklı sanatlara tanık olabileceği bir çevrede bulunsun. İnsan algısı ve zekası bu şekilde gelişiyor. Bunun haricinde tabi çok zengin bir kültürel çeşitlilik var, dolayısı ile burada her müziğe rastlamanız ve bunlardan beslenmeniz mümkün.

Henüz buraya geleli bir yıl bile olmadı ama müzik haricinde günlük hayat ve burası hakkında neler düşünüyorsun? Umduğunu bulabildin mi?

Evet bu yorumu yapmak için henüz çok erken fakat yaşadıkça, neler yapabileceğimi gördükçe daha çok motive oluyorum. Eşim ve oğlum da burayı şimdiden oldukça benimsediler.

Avustralya’da karşılaştığın en büyük zorluk ya da kolaylık nedir? Başından geçen iyi, kötü ya da komik bir anını bizimle paylaşır mısın?

Araba kullanmadığım için ulaşım benim için biraz zor olabiliyor ama alıştım artık. İzmir’de gittiğimiz en uzun yol yarım saat tutuyordu burada bazen markete yirmi dakika yol gidiyorsun. Traralgon’da bir lisede ders veriyorum ve yol yaklaşık üç saat sürüyor, dönüş de üç saat dolayısı ile altı saat bir ders için yol gidiyorum. Bu saatte İzmir’den İstanbul’a gidilir. Yine de hergün gitmediğim ve ders vermekten keyfaldığım için çok şikayetçi değilim ama birkaç hafta önce okuldan dönerken bineceğim tren gecikti, aynı saatte gelen başka bir trene kendi trenim sanıp bakmadan bindim. Tren ters yöne gitmeye başlayınca yaptığım yanlışı fark ettim ama iş işten geçmişti. Üç saat süren dönüş yolculuğum o gün altı saat tuttu. Neredeyse gece yarısı eve vardığımda jetlag oldum. Mesafeler gerçekten çok korkutucu.

Buradaki planların, beklentilerin ve gelecek hakkındaki düşüncelerin nedir?

Şimdiden farklı okullarda çok yetenekli öğrencilerle çalışmaya başladım ve çok başarılı müzisyenlerle tanıştım. Birkac konserde çaldım ve hatta yeni tanıştığım müzisyen arkadaşlarla küçük bir kayıt bile yaptık. Öğretmenlik ve performans dahil müziğin her alanında yoğun olarak çalışmak ve üretmek istiyorum. Daha önce Amerikalılarla yaptığım ‘Sazlı Cazlı’ adlı projenin benzerini burada da gerçekleştireceğim. Aynı şekilde kendi müziğimi yazmaya devam edip Trio ve Quartet formatında çalışmalar yapma planım var. Her şey yolunda giderse yakında doktorama da başlamayı düşünüyorum.

Onur Puza, yazarımız Müjgan Kim ile

Onur Puza ile irtibata geçmek isteyenler ona [email protected] adresinden ulaşabilirler.

Röportaj: Müjgan Kim

[email protected]

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here