Zeynep Feyza

PROPAGANDA MI, KÜRESEL ALARM MI?

Savaş, pandemi, iklim değişikliği ve enerji şoku kırılgan bir dünyayı kitlesel açlığa doğru itiyor.

Ancak, çoğu insan kendi dertleri ile ilgilenirken hırpalanan dünyayı ve manşet olan haberleri propaganda veya abartıdan ibaret sanıyor.

Peki bir abartı var mı, yoksa bunlar günümüzün gerçekleri mi?

Savaş başladı.

Ukrayna’nın tahıl ve tohum ihracatı büyük ölçüde durdu. Rusya’nın ihracatı ise tehdit altında. Bu iki ülke toplamda ticaret yapılan kategorilerin sadece %12’sini oluşturuyor.

Petrol ihracatında da sıkıntı olduğu öne sürülerek dünyanın her yerinde mazot fiyatları arttı. Dünya piyasasının %15’ini ilgilendiren bu olay fırsata mı çevrildi?

İklim değişikliği.

Kömür gibi fosil yakıtlar ilk kez evler ve fabrikalar için elektrik üretmeyi 1880’li yıllarda başladı.

1800’lü yıllarda bilimsel araştırmalara konu olan bir başka gelişme ise dünyanın yüzey sıcaklığı idi.

1896 yılında İsveçli bilim insanı Svante Arrhenius tarafından atmosferik karbondioksit seviyelerindeki değişikliklerin, sera etkisi yoluyla yüzey sıcaklığını önemli ölçüde değiştirebileceğini öngördü.

Yaklaşık 20 yıllık bir zaman diliminde, tabiri caizse hem dünyanın zehri hem de panzehri bulunmuştu.

Ancak, iletişim kopukluğu, güç savaşları ve bilinmeyenin korkusu insanları hata yapmaya itti.

Yaklaşık olarak 200-250 yıl içinde, dünya nüfusu bir milyardan yedi milyara çıktı, dünya atmosferindeki karbondioksit konsantrasyonu hızla çoğaldı ve 750 milyarda bir kısım iken 1849 milyarda bir kısım oldu.

Bu, gerçek bir sorun.

Ancak, yıllardır var olan bir sorun niçin bahsi geçen savaş ile ilişkilendirilip mazot fiyatlarına yansıyor?

Yenilenemez enerji kaynakları hakkında çok şey biliyoruz.

Niçin bir asırdır daha proaktif çözümler bulunamıyor?

Yaşam maliyeti krizi fikri, ilerde olabileceklerin ciddiyetini ucundan bile yakalamıyor.

Ve globalleşme.

Diğer bir sorun.

Her şeyin dengesi olması gerektiği gibi bunun da dengesi olmalıydı.

Fakat insanlar globalleşmeyi yanlış anlamlandırdı. Kendi dinamiklerini yok etti.

Ülkeler çok fazla dışa bağlı oldukları için çevresel faktörler de ekonomileri de dış faktörlere göre değişkenlik gösteriyor.

Her millet mümkün olan temel ihtiyaçlarını kendi ülke sınırlarında üretebilme, ihracatı minimuma indirme, karbon salınım seviyelerini düzenleme ile ilgili çalışmalar geliştirebilmeliydi.

2000 yılında Uluslararası Para Fonu (IMF) küreselleşmenin dört temel yolunu belirledi: Ticaret ve işlemler, sermaye ve yatırım hareketleri, göç ve insanın hareketi ve bilginin yayılması.

Ancak burada iki tane ironi ile karşı karşıyayız. İlki, bu listeyi IMF’nin oluşturmuş olması.

İkincisi de bilginin doğru yayılması haricinde para ve yatırımlarla ilgili maddelerin hepsinin gerçekleşmesi. Yani globalleşme tam olarak da planlandığı gibi ilerliyor.

Küreyi etkileyen faktörlerin çoğu para ve güç gösterisine dayanıyor.

Devlet liderlerinin dilindeki, dünyayı kurtarıyoruz sloganları para makinelerinden çıkan sesi bastırıyor.

Hızla globalleşen dünyada orantısız büyüme, kültürel erozyon, iklim değişikliği öneminin aksine geri planda kalıyor.

Ham madde eksikliği, yüksek fiyat artışları, yetersiz üretim gibi ciddi ve gerçek sorunlar ile karşı karşıyayız.

Ancak, birden artan felaket haberleri propaganda mı yoksa ciddi bir küresel alarm mı?

Kapitalist ekonomiler pandemi döneminde kaybettikleri parayı halktan bir takım terimlerin ardına saklanarak mı alma peşinde?

Küresel bir alarmı medyadan mı yoksa doğanın kendisinden mi takip etmeliyiz?

Harekete geçmek için televizyonlarımızdan gelen komutları mı beklemeliyiz?

Ne dersiniz?

Zeynep
Melbourne

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu