ACI

0
132

Siz hiç acınızın tam ortasına dik dik baktınız mi? Ya da bakmayı denediniz mi?

Ben bunu ilk okuduğumda ya da duyduğumda (tam olarak hatırlamıyorum çok uzun zaman önceydi) ne demek olduğunu dahi anlayamamıştım!

Ne demek acının tam ortasına bakmak? Ne demek acıyla ilgilenmek?

Sahi, acı nedir ki?

Şöyle bir düşündüğümüzde hayat acıyla dolu ve insanoğlu, hatta ve hatta tüm varoluş, tüm hissedebilen canlılar acı içinde. Bunu okuduğunuzda sanki melankolik, depresif bir şey söylüyormuşum hissi geliyor değil mi? Halbuki 3 ilahi dinde de insanın fani dünyaya gönderilişi bile acı ile başlamıştır.

İnsanın doğumu hem anne için hem de bebek için acı doludur. Anne doğum sancısı çektiği için bedeni acı dolu iken dayanamaz bağırır, bebek ise sıcak, karanlık ve su dolu anne rahminden; soğuk aydınlık ve havayla çevrili bir ortama geldiği için acı çeker ve ağlar.

Ama çoğu acının mevcudiyetini görebilmek ve hissedebilmek bazılarımız için bu kadar basit ve somut değildir. Bazen insan acı çekip çekmediğini bile bilmeden yani sanrılı halde acı çeker. Farkında değildir. Etrafınızdaki insanlara dikkat edin. Mutsuz ya da depresif bir halde olduğunu gördüğünüz bir yakınınıza neyin var diye sorduğunuzda, samimi şekilde bir şeyim yok gayet iyiyim der ama onda ters giden bir şeylerin olduğunu görür ya da sezersiniz.

Kendinizi “mutsuz’”, “yalnız”, “yetersiz”, “kaybolmuş” ya da “boşlukta” vb. hissettiğinizde kendinizle ilgilenmenin acınıza bakım göstermenin zamanı gelmiş demektir.

Ne demek acımıza bakım göstermek?

Öncelikle acınıza bakım gösterebilmek için düzenli meditasyon pratiğiniz olmalı ki; acı içinde olduğunuzun farkında olun ve acınıza bakım verebilmek için gerekli gücünüz olsun. Acı bir duyguyla çıkar ortaya. Öfke, endişe, korku, keder, utanç ne hissediyorsanız duygunuzun farkına varıp derinden hissetmeye çalısın ve izin verin kendinize. Hatta hususi bir olaydan kaynaklı olduğunu bildiğiniz hisler ise zihninizde her an’ıyla bu olayı canlandırın. Ama bu sefer siz olayın tarafı değil 3. şahıssınız. Bunu bu şekilde düşünmenizi istememin sebebi ise olayları zihninizde canlandırırken olayın tarafı olmayarak dışarıdan kendinize bakmanız ve o bana bunu dedi ben ona şunu dedimlerin ötesine ulaşmanızın gerekliliğidir. Biliyorsunuz düşünceler duygularımızı yaratır ve bu düşüncelerin ortasında benliğinizi kaybetmemek için olaylara dışarıdan yabancı birinin izlemesi gibi bakabilmelisiniz. Olay örgüsünü zihninizde canlandırdığınız da diyelim ki yoğun şekilde ulaştığınız duygu öfke olsun. Şimdi öfkenizi sahiplenin. Az önce dışarıdan biri gibi baktığınız olay örgüsünde yakaladığınız temel duyguyu sahiplenmeniz gerekiyor. Şöyle olmasaydı öfkelenmezdim ya da böyle demeseydi öfkelenmezdim gibi düşüncelerin arasında kaybolmamaya çalışın. Sadece öfkenizi hissedin, sahiplenin bastırmayın, öfkelenmemeliyim veya bu yanlış gibi düşüncelere kapılmayın. Evet bu öfke benim öfkem diyerek bu duyguyu en çok bedeninizin neresinde hissediyorsunuz tanımlayın. Genelde göğüs kafesi bölgesinde ve kafatasında hissedilir fakat farklı bir bölgenizde de hissedebilirsiniz. Bedeninizde nerede hissediyorsanız o bölgenize yoğunlaşıp elinizle bölgeyi ovalayıp rahatlatmayı deneyebilirsiniz.

Şimdi bedeninizden duygunuza geri dönün ve öfkenizin ardında yatan saklı duyguyu arayın. Genelde öfke ana duygumuz değildir. Ana duygu öfkenin ardına saklanır. Öfkenin enerjisi çok kuvvetli olduğu için ana duygumuz çok kolay bir şekilde saklanmayı becerir ve bizler acı çekmekten kaçındığımız için ana duygumuzu hemen sıcağı sıcağına göremeyiz. Öfkemizi ya çok kuvvetli bir şekilde hisseder ya da bize -çocukken- göstermememiz gerektiği öğretildiyse öfkemizi bastırırız. Öfkenin ardında genelde “korku” duygusuyla karşılaşırız. Öfke ve korku sanki sürekli işbirliği içindedir. Korku ne zaman ortaya çıksa öfke hemen onun önüne siper olur. Korkunuzu görebildiğinizde ve neden korktuğunuzu bulduğunuzda hem kendinizi anlamış -anlaşılmış- hem de karşınızdakini de anlayabilmek için bir fırsat oluştuğunu göreceksiniz. Zihninizin yardımıyla bilinçaltınıza, öz benliğinize, egonuza ulaşabileceksiniz.

Duygularımızdan korkmayalım, onlara yakından bakmaya cesaret edelim, acımızı görmezden gelmeyip derinden, tam ortasına bakalım. Saçımızı yıkayıp tarayabiliyorsak pekala acımıza da bakım verebiliriz. Acılar insana hayatı, yaşamayı öğretir, insanı, insanlığı anlatır, insan olduğumuzu hatırlatır ve en önemlisi acılar büyümemize bilgeleşmemize ön ayak olur.

Lübnan asıllı şair Halil Cibran’ın, Ermiş adlı eserinden en sevdiklerimden biri olan “Acı” adlı şiirini bu okuduklarınızın ışığında, acının farkındalığı ile okumanızı rica ediyorum.

ACI

Acı, idrakinizi saran kabuğun kırılmasıdır.

Nasıl ki meyvenin yüreğinin güneşe açılması için çekirdeğin kırılması gerekiyorsa, sizin de acıyı tanımanız gerekiyor.

Ve yüreklerinizi yaşamlarınızın gündelik mucizeleri karşısında hayretle dolu tutabilseydiniz, acınız da en az sevinciniz kadar harikulade görünürdü.

Yüreğinizin mevsimlerini kabullenirdiniz, tıpkı tarlalarınızdan geçen mevsimleri her zaman kabul ettiğiniz gibi.

Acılarınızın çoğu kendi seçiminizdir.

Acı, içinizdeki hekimin hasta nefsinizi sağaltmakta kullandığı tadı acı bir ilaçtır.

Bu nedenle hekime güvenin; ilacını sessizlik ve dinginlikle için.

Çünkü eli ağır ve sert olsa da Görünmeyen’in müşfik eliyle yönlendirilir.

Ve getirdiği canla dudaklarınızı yaksa da çömlekçinin kendi kutsal gözyaşlarıyla ıslattığı kilden yapılmıştır.

Gülçin DEDEOĞLU KOCA

1982 yılında Ankara’da başladığı yaşamını 11 yıl avukatlık yaparak sürdürdü. 2015 yılında kızının doğumuyla birlikte mesleğine ara verdi. Çocukluk zamanlarından beri ilgi duyduğu psikoloji alanında, kitap okuma sevgisi ile bu ilgisini birleştirerek okuduğu onlarca kitap sayesinde bibliyoterapi ile kendi üzerinde çalışmayı ve kendini geliştirmeyi seviyor. 2020 yılından beri “Şefkat, Özşefkat” konularına ilgi duymaya başlamış ve bu alanda gerekli eğitimlere katılmıştır. Son katıldığı eğitim ise, Stanford Üniversitesi tarafından geliştiren Compassion Cultivation Training adlı 2021 yılında düzenlenen programdır. 2019 yılından beri Melbourne şehrinde yaşamaktadır.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here