TEKNOLOJİDE İLERİ, İNSANLIKTA GERİ

0
145

Sizi de sıkıyor mu bilmiyorum ama ben bu teknoloji çağından ve onun getirdiklerinden çok sıkıldım artık. Bu çağ bize her şeyi çabucak tüketmeyi, emek vermeden yaşamayı öğretti. Ruhumuz çok gerilerde bir yerde kalmış, biz ise maraton koşucusu gibi almış başımızı gitmişiz. Çevremizde olan bitene dikkat etmiyoruz bile. Tadına varmadan, özüne inmeden yaşıyoruz. İki dakika bakıyor, önümüzdeki olayla ilgilenip konuşuyoruz ardından hemen yeni bir şeylerin arayışına giriyoruz. Çocuklar bile böyle oldular. Bir oyuncakla bir gün ilgileniyor ertesi gün yeni bir tane daha istiyorlar.

Haberler de bizi artık kesmiyor, şaşırtmıyor, bugün konuşuyoruz yarın bıkıyor yeni bir olayın olmasını bekliyoruz. Acayip cinayetleri, ucu bulunmayan karışık ilişkileri, yolsuzlukları, ülkeyi ve insanları düşünmeden kapalı kapılar ardında imzalanan aşağılık anlaşmaları, söylenen yalanları bile algılayamıyoruz. Çünkü olayların derinine inip, düşünüp, tartmaya zamanımız yok. Bize dayatılana inanmak kolay, önümüze hazır konup pazarlananı almaya çalışmak da zevkli geliyor. Hızlı yaşarken algımız bozuluyor, sadece bu tür olayları değil eşimizi, dostumuzu, çocuğumuzu, arkadaşımızı da algılayamıyoruz. Aynı evin içinde birbirini tanımadan, birbirinin zevklerini, ihtiyaçlarını, duygularını bilmeden yaşayan aile üyeleri var. Hızlı yaşamaktan insanların sesini duymuyoruz. Tüketiyoruz, tüketirken kendimizin de tükendiğinin farkına varmadan.

Bir iki saat içinde ülkenin bambaşka bir köşesinde olmak, ertesi sabah dünyanın başka bir yerinde uyanmak, beş ay önce boş olan yerde şimdi koca bir gökdelen bulmak, önümdeki çeşit çeşit yemeklerin hiçbirinden tam anlamıyla zevk alamadan hepsinden tatmak, gözümü alan ışıklar, tabelalar, reklamlar, hergün vitrini değişen dükkanlar, gece bile susmayan şehir sesleri, televizyonda ondan buna saniyeler içinde atlayan reklamlar, görüntüler, hiçbir şeye yetişememek ya da her şeye yetişmeye çalışmak başımı döndürüyor. Özellikle son yirmi yıl içinde hızını hergün biraz daha arttırarak süren bu hayat, bu insanlık daha nereye kadar böyle gider, daha neler görürüz bilemem ama sonumuzun iyi olmadığı kesin.

Medya bizi sürekli doyurmalı, birbirinden ilginç haberler, diziler yapmalı, bizi şaşırtacak, ilgimizi daha çok çekecek filmler çekilmeli, daha çılgın sanatçılar olmalı, denenmemiş şeyler denenmeli, yeniden yeni icatlar yapılmalı, daha büyük gökdelenler, daha hızlı arabalar olmalı, koca bilgisayarlar küçücük ceplere sığmalı, yemekler çabuk hazırlanıp yenmeli ‘fast food’ olmalı, daha çok çalışmalı, daha çok tüketmeliyiz. Reklamların beynimize tüketmek için emir vermesi yetmez, konu komşu, arkadaşlar satın aldıklarımızla birbirimizi kıskandırmalı hep beraber daha çok tüketmemize yardımcı olmalıyız.

Her şeyi tükettiğimiz gibi vicdanımızı, sabrımızı, sevgimizi, aşkı, arkadaşlığı, dostluğu, iyiliği, doğayı, hayvanları, hatta tüm dünyayı tükettiğimizi göremiyoruz. O yüzden sürekli hayattan, insanlardan şikayet eder hale geldik. Çok değil sadece yirmi yıl öncesine göre bambaşka bir hayatın içindeyiz şimdilerde. Konuşmalarımız, yazışmalarımız bile hızlı hızlı, kısaltarak, çabukça. Selam yazamıyor ‘slm’ yazıyorlar, merhaba yerine ‘mrb, cnm, öpt, lol..’ yeni bir dil de öğrenmemiz gerekiyor anlayacağınız. Hatta artık yazmıyor eski mağara yazıları gibi imojilerle mesajlaşıyoruz.

Her şeye kolay ulaşabilir olmak, daha az emek harcayarak bir şeyleri yapmak, kendimiz uğraşıp yapmak yerine hazır olanı almak, üretmeden tüketmek doyumsuzluğa götürüyor bizi. Bu yüzden hiçbir şeyden de memnun olamıyoruz, hiçbir şey bizi mutlu etmiyor. Yenisi çıktıkça eskisini atıyoruz. Eski televizyonumuzu, eski telefonumuzu, eski bilgisayarımızı, eski oyuncağımızı, eski kıyafetimizi, eski dostumuzu, eski arkadaşımızı, eski sevgilimizi, anne babalar on sekiz yaşına gelmiş çocuklarını, çocuklar yaşlanmış anne babalarını.. Yani teknoljide ileri gidiyoruz ama insanlıkta geri.

New York Times’ta yayımlanan ve ilginç tartışmalara, yorumlara neden olan bir araştırmaya göre teknoloji ve zeka arasında da önemli bir ilişki var. Teknolojinin akıllısına sahip olurken insanın aptalına ulaşıyoruz. Telefonlar akıllanıyor ama insanlar aptallaşıyor. İnsanlar aptallaştıkça sevgi, saygı, hürmet, merhamet, mutluluk, huzur gibi insani duygular azalıyor ve nihayetinde bu hayat çekilmez bir hal alıyor. Birçok insanın depresyonda olması, dünyanın her gün daha da yaşanılmaz bir hale gelmesi, giderek yalnızlaşmamız bunun sonucu işte. Küçük çocuklarınızın ne kadar güzel bilgisayar kullanıyor olmasıyla, daha iki yaşında bile elindeki telefondan, tabletten oyunlar oynayabilmesiyle, bütün gün aptal kutusu olan televizyona bakıp çizgi film seyretmesiyle çok ta övünmeyin bence.

Teknoloji bizi bilgiye, araştırmaya götürecek bir araçtır sadece, dikkat edin biz onu kullanacağımıza o bizi kullanmasın yeter.

Müjgan Kim

mujokim@yahoo.com.au

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here