Okyanus Ötesi: Anneme Mektuplar (2) – İMKANSIZ AŞK MI, GURBETTEN SILAYA KAVUŞMAK MI?

0

Canım Anneme,

Fesleğen ve reyhan senden bana gurbette yaren olan, her gittiğim yere götürdüğüm en güzel hatıralar. Mektubumu yazarken ikisini de masama koydum senin hatırana ve enfes kokularını doyasıya içime çekerek yazıyorum bu mektubumu.

Yine senden bana hatıradır güzel türküler, türküden sonra başka hiçbir müzik türü zevk vermedi, gönlüme hitab etmedi o günden bu güne. Evimizin salonunda köyün kızlarının dokuduğu kilimler ve ıstar (kilim) dokurken dinlenen ve söylenen o güzelim türküler hiç silinmedi yanımdan. Tersine her gün daha çok işledi ruhuma ve benliğime. Gurbette yalnızlığımda hep onlara sarıldım, hep onlara sığındım. Onları unutunca, kendimi, benliğimi, geçmişimi unutacağımdan, koca dünyada kaybolacağımdan korktum hep. Onun için kocaman bir düyam oldu türkülerden. Bu yazıyı yazarken de en sevdiğim türküleri dinliyorum ve bambaşka alemlere gidiyor aklım, ruhum, bütün benliğim. Özay Gönlümle Denizli’ye, Kahtalı Mıçe ile Adıyaman’a (Kendisi hayatının büyük bölümünü Urfa’da geçirmiş halen orada yaşamaktadır), büyük usta Neşet Ertaşla İç Anadolu’nun bozkırlarına (ki Babası rahmetli Muharrem Ertaş da Bozlakların piridir ve yüzlerce defa dinlediğim belki ömrüm vefa ederse bir o kadar daha dinleyeceğim Kalktı Göç Eyledi Avşar Ellere ve daha birçok türküsü baş ucu türkülerimdendir), Aşık Veysel ile Sivas’ın sokaklarına, Kazancı Bedihle Urfa’nın etrafına, Musa Eroğlu ile Mersin’e, Mut’a, rahmetli Kamil Sönmezle Karadenizin yamaçlarına, Kıvırcık Ali ile üçüncü gurbete düşer yolum, gül tükenir, ömür tükenir ancak bir türlü gurbet ve hasret tükenmez yüreğimde… Şehirler arası yollarda sevdim uzun havaları ve hüzünlü şarkıları ama, Annem nedendir bilmem senin sevdiklerini bir türlü ben zevkle dinleyemedim, iyi türküler listeme ekleyemedim. Sen Bedia Akartürk’ü, Nuri Sesigüzel’i, İzzet Altınmeşe’yi, Mustafa Sağyaşar’ı severek dinlerdin. Bu arada sahasında kaliteli müziklerden de dinlediğim oldu; Selda Bağcan’ı, Müslüm Gürses’i, Ahmet Kaya’yı, Sezen Aksu’yu… Biliyorum içinden ne anlıyorsun bunlardan bilmem ki veya anarşist mi ölcen len sen bu yaştan sonra dediğini duyar gibiyim. Güzel haber annem artık birçok insan diğerlerini dinlediği müzikle yargılamıyor, sınıflandırmıyor, damgalamıyor. Ne zordu eskiden pop dinleyince züppe, protest müzik dinleyince anarşit, sanat musikisi dinleyince feylesof, ruhu ihtiyarlamış, saz çalarsan ehli beyt, gitar çalarsan hippi… Daha bilmem neler diye adı çıkardı insanların.

Bu mektupların bu kadar zor olacağını hiç tahmin etmemiştim, her yazmaya oturduğumda, bambaşka hüzünlere, bambaşka vedalara, bambaşka kalp ve hayal kırıklıklarına kapı aralayacağını hiç düşünmemiştim. Her defasında ciddi kalp ağrıları ve gözyaşlarıyla yazımı bırakmak zorunda kaldım.

Hep düşündüm neden ben de normal insanlar gibi yaşayamadım ve bir yere ait olamadım. Neden araf benim kaderim oldu. Neden altın kafeste hep vatan türküleri dinledim ve söyledim. Amacım seni üzmek değil annem, içimden anam demek geçti ama çok bilmiş modern çocuk rolünden çıkamadım ve yazımda bile içimden gelerek ve tabii olarak anam diyemedim bu kopuk ruh hali hep benimle ve hep araftayım.

Geçen gönüllü olarak bir hastaneye yardıma gittim, benim gibi gönüllü eski bir doktor nerelisin diye sordu. Çok kolay bir soru milyarlarca insan için ama bana o kadar zor bir soru geldi ki lafı değiştirmek, konuyu bambaşka taraflara götürmek için on takla attım. Sonunda ihtiyar doktor da vaz geçti sorusundan ama hala yüreğimde ve beynimde bu soru çivi gibi çakılı. Cidden ben nereliyim, nereye aitim, hangi kültürün ve tarihin çocuğuyum, ölünce mezarım nerede olacak ve acaba ziyaret eden birisi çıkacak mı? Kafamda deli sorular annem ve ruhum hep alaca karanlık kuşağı.

Yazımın tam burasında Neşet Ertaş söylüyor Karacaoğlan’dan; Vara vara vardım ol kara taşa… Bu güzel türkünün sözleri ile şimdilik mektubuma ara veriyorum Canım Annem…

Vara vara vardım ol kara taşa
Hasret ettin beni kavim kardaşa
Sebep ne gözden akan kanlı yaşa
Bir ayrılık bir yoksulluk bir ölüm

Nice sultanları tahttan indirdi
Nicesinin gül benzini soldurdu
Nicelerin gelmez yola gönderdi
Bir ayrılık bir yoksulluk bir ölüm

Karacoğlan der ki kondum göçülmez
Acıdır ecel şerbeti içilmez
Üç derdim var birbirinden seçilmez
Bir ayrılık bir yoksulluk bir ölüm

Karacaoğlan

Kerem Ferhat

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here