Okyanus Ötesi: Anneme Mektuplar (1)

0

Çok uzun zaman oldu bu sayfada yazmayalı, hatta başlayıp bıraktım, amacım ruhumun derinliklerine, duygu dünyama ara ara yolculuktu. İlk çıkmaya çalıştığım yolculuk yordu ve acıttı zayıf yanlarımı ve uzun zaman cesaret edemedim yeniden yollara.

Anneme mektuplar dedim başlığa, bunu bir yazarın romanının başlığından aşırmadım, orta okuldan beri aklımdaydı ve ilk yazdığım mektup da annemeydi ancak hiç kendisine okuma cesrati gösteremedim, çünkü gurbet kaderim oldu o günden beri. Hep iyi oluduğumu, mutlu olduğumu, ne kadar keyifli olduğumu söylemeliydim, üzmemeliydim annemi, onun için hiç cesaret edemedim gurbette defalarca kendisi için ağladığımı, kendisini ne kadar çok özlediğimi, uzun zaman hiç gülmediğimi, her zaman bir şeylerin yarım, bir yanımın eksik olduğunu. Gurbette her gün kendisini daha çok özlediğimi ve bunun ne olursa olsun hiç bitmeyeceğini, zamanla pişmanlıklara dönüşeceğini, hem yüreğimde mor bir tad, ince bir sizinın giderek iliklerime kadar işleyeceğini. Daha neler neler söyleyemedim 35 senedir Anneme. Bu mektuplarla anlatayım istedim neler yaşadığımı ve neler hissettiğimi bu uzun gurbet serüvenimde, Anneme.

Orta üçteydim ilk gurbete çıktığımda, babam beni yatılı okula yolcu etti, erken gelmiştim kalacağım yurda, büyük etüd odasında hiç kimse yoktu birkaç gün, pencerenin yanındaki sırada oturuyordum, ayrılık bir karabasan gibi çökmüştü ruhuma, hep o an aklımda bir türlü ağlayamıyordum, ağlayınca güçsüz olacağımı, gurbette ezileceğimi düşünüyorum, ikinci günün ikindisinde dışarıda yağmur başlamıştı, gök sanki sen ağlayamadım bari ben ağlayayım diyordu. Pencerenin camına vuran her yağmur tanesi beni uğurlarken annemin bana göstermemeye çalıştığı ama engel olamadığı o göz yaşlarını hatırlatıyordu bana ve o gün ağladım ikindi yağmurları ile birlikte ilk defa anne özleminden. Sonrasında saymadım, çünkü gurbetin bana öğrettiği ilk güzel şeydi ağlamanın rahatlamak olduğu, ağlamanın insanı zayıflatmadığı daha da güçlendirdiği, erkeklerin de ağlayabileceği. Daha sonraları gurbetin öğretttiği iyi ya da kötü binlerce tecrübe oldu bu uzun yolculukta. Mesela yalnızlığın korkulacak kötü bir şey olmadığını, sessizliğin ne kadar insanı dinlendirip dinginleştirdiğini, insan denen varlığın ne kadar sürprizlerle dolu ve dünyanın bütün renklerini ve kelimelerini temsil ettiğini ve daha neler neleri öğretti gurbet bana ancak öğrettiği en acı şey ilk günden bu güne hep aynı: Anne özlemi.

Öğretmenliğe ilk başladığım yıllar üniversitede annesine hayran bir öğrencim vardı adı Emine, her ne sorarsan sonunda mutlaka anne sevgisine gelir ve bu dörtlüğü okurdu;

Anne başa taç imiş:

Her derde ilaç imiş

Bir evlat Pir olsa da

Anneye muhtaç imiş.

Ve sonra da yine hüzünlü hüzünlü “Ağlarsa anam ağlar, gerisi yalan ağlar” der otururdu. O zamanlar maalesef acaba psikolojik sıkıntıları mı var diye düşünürdüm. Zamanla Emineyi de Emine ruhlu olanları da daha iyi anlamaya başladım. Pişmanlıklarımdandır kendisine anne hakkında bir ödev vermem ve gidip annesini görmemem. Ne güzel evlatmış meğer Emine. Dilerim ömrü uzun, bahtı açık olur ve çocukları da onu, onun annesini sevdiği gibi severler.

Bu mektuplarımı yazabilirsem bilgiden çok duygularım ve yaşadıklarım olacak. Annenin sözlük anlamını, kültürlere ve dinlere göre değerini ve yerini yazmayı denemeyeceğim. Uzun gurbet yolculuğumda söylemek isteyip de söyleyemediklerimi yazmayı deneyeceğim.

NOT: Yarım kalan hikayemi de bu arada bitireceğim inşallah. Sonu maalesef istediğim gibi bitmediği için uzun süre uzak durdum ve paylaşmadım ama en kısa sürede paylaşacağım.

Sağlıcakla kalın..

Kerem Ferhat

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here