Okyanus Kıyısından Mektuplar: BİR PATERSON MASALI

0
242

“Üstadım”, dedi her zamanki heyecanlı ve buğulu sesiyle, “Hayatımın kalanını bir otobüs şoförü olarak geçirmek istiyorum; şimdilerde kursa gidiyorum bunun için.” Benim de benzer düşünceler içinde olduğumu, kafamı yormayacak, bu sayede aileme ve kendime daha fazla zaman ayırabileceğim bir işe ihtiyacım olduğunu söyledim. “Aslında bizim hayal ettiğimiz yaşamı anlatan bir film var.” dedim: Paterson.

Halim selim bir adam. Aslında geçmişinde orduda görev yapmış bir dönem.

Sabah saatin alarmını kurmaya gerek duymaz. 6:15’te uyanır.

Eski model, Casio marka bir saat takar.

Uyuyan eşini rahatsız etmeden mısır gevreği ve kahveden ibaret kahvaltısını eder.

İşine yürüyerek gidip gelir.
Kocaman ayakları zaten otobüs kullanması için yaratılmış gibidir. Ne şans.

Servis sırası gelene kadar şoför koltuğunda birkaç mısra yazar Gizli Defterine. Ne saadet.

Kibrit kutusu, balkabağı, sigara… Her şey şiire dahil. Bir dizesi: “İşte dünyadaki en güzel kibrit/ Sözgelimi, sevdiğin kadının sigarasını ilk defa yakmak için”

Otobüsünde ayakta yolcu olmaz. Yolcuların tatlı muhabbetlerini dinleyerek günü geçirir. Yolcular dediğim, anarşizm meraklısı gençler, acemi çapkınlar, sessizce kitap okuyan ihtiyarlar, zeki veletler…

Eve döndüğünde hava aydınlıktır. Ne talih.

Garajda biraz şiir çalışır; karısı akşam yemeğini hazırlar özenle. Şanslı hergele!

Ama dur; hiç sevmese de, kinoa ve brüksel lahanası gibi yemekleri severek yer gibi görünmektedir. Hımm, demek ki şansını kendisi yaratıyor.

Akşam oldu mu köpeği gezmeye çıkarıp, barda bir bira içiyor. Köpek, karısının ve karısı bu gezdirmelerden çok memnun. Mesut aile. 

Ertesi gün hemen aynı rutin. Hiç de şikayetçi değil.

Sabah karısı yokken, köpekle baş başa kaldığında köpek hırlamaya başlıyor düşmanca. Bir şeyler ters mi gidiyor?

Otobüse binen yolcular ve yolda yürüyenler arasında sürekli ikizler çarpıyor gözüne. Karısı da rüyasında ikizleri olduğunu görmüştü. Hayırdır inşallah.

Eve dönerken bir kenarda oturan uzun saçlı kız çarpıyor gözüne. Şair çıkmasın mı o da! Hem galiba, kızın şiiri kendisininkilerden de iyi. Biraz kıskançlık mı?

“Emily Dickenson seven otobüs şoförü!” Günü aydınlandı kızcağızın.

Eşi Laura da sanatçı ruhlu ama aradığını henüz bulamamış. Bunu geçelim.

Karısından öğreniyoruz: Petrarch’ın karısının adı da Laura’ymış. Karısına yazdığı şiirlere de Gizli Defter adını vermiş. Masal gibi, desene.

Ufacık evde her şeyi boyayarak, süsleyerek, dairelerle çizgilerle kendine yeni dünyalar açmaya çalışıyor Laura. Fonda Farsça müzikler: Soltane Ghalbha vesaire. Bilir ki, olağanüstü şeyler olağan şeylerden doğar.

Mutludurlar. İroniye bak ki, kullandığı otobüsteki reklam tabelasında şu yazar: Boşanma işleri, $299. Evlerden ırak.

Yaşadığı kentin adı da Paterson, kendi adı gibi. Sadece kibrit kutusu değil, çamaşırhanede şarkı sözü yazan insanları, üstü açık arabayla gece sokaklarda dolaşan serserileri, şelalesi, parkı da şiirsel. Hele o köpüklü sular.

Cep telefonu kullanmaz. Oysa karısı ilgilidir teknolojiye. Böyle kabul ederler birbirlerini.

Ne diyor filmin yönetmeni: Birbirine saygı ve hayranlığın masalı bu. Olağan dışı pek bir şey olmaz evde. Biraz resim, boya, sağlıklı yemekler, kek, ha bir de arada bir sinema. Sıradanlığı nasıl da şiire dönüştürür bu iksir?

Saati de eski model demiş miydim? Şiirlerini bir deftere yazar. Nasıl da ısrar etmektedir oysa karısı, bunları kopyalaması için.

Bir gece sinema dönüşü korkulan olmuştur. Defter paramparçadır, suya yazılan şiir kaybolup gitmiştir. Hain köpek. Kıskanç köpek. Sadece köpek. Köpek….

Bir baktım, arkadaşım beni sarsıp kendime getirmeye çalışıyordu. “Üstadım, sakin ol, masal bu. Çoktan aşmadık mı masallarla avunacak yaşları?”

Altan Sancar
Sydney

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here