Okyanus Kıyısından Mektuplar 6: I FEAR I AM WRITTING A REQUIEM FOR MYSELF YA DA RUHUN KURTULUŞU İÇİN ÇOK GEÇ OLMADAN BİR REQUIEM

0
359

Hiç adetim olmadığı halde, bu yazımın başlığının İngilizce olmasını uygun gördüm dostlar, o efsunlu kelimenin hatırına: Requiem.

Bilirsiniz, ağıt anlamındadır bu kelime. Bir ölünün ardından yakılan ağıt. Ölüm ilahisi. Cenaze marşı. Başlığın ilk kısımını kendisinden aldığım Mozart, bir asilzadenin siparişi üzerine yazdığı requiem’i aslında kendisi için yazıyordu efsanelere bakılırsa.

Peki bu Altancağız neye ağıt tutar; ne içindir bu ölmeden önce bir requiem yazma hevesi? Yitirdiklerine yanar elbet!

Kendime ait, oldukça mahrem olan bu dünyanın kapılarını sizlere açmak güç bir iş benim için. Bunu yaparken, ister istemez, mecazın ve gizemin örtüsüne bürüneceğim. Hatta Attila İlhan’dan da yardım alacağım. Şairlerin öldüğünü kim söyledi! İtalik yazılı dizeler, İlhan’ın Kaptan şiirinden.

ᶋ ᶋ ᶋ

Pablo!..ah Pablo!.. onunla bir tanışsanız

Önüne gelene Salamanca’dan bir şeyler anlatıyor
babasını orada bir duvar dibinde bırakmış

Avustralya’ya gelmeden önce, farklı kıtalardan farklı ülkelerde denemiştim şansımı. Birinde babamı, birinde şarkılarımı -hele o neşideler neşidemi!-, birinde de gençliğimi bırakmıştım. Requiem’den başka hangi beste çalsın ki,  Altan’ın, artık gemiler geçmeyen ummanında?

Benim bu çektiklerimi, bir çocuk var ki, anlıyor
kendimi yerden yere vuruşumu, içimdeki zehri
bir çocuk var ki, anlıyor, benim gibi kahroluyor
odasında şiirlerim fukara mumlar gibi yanıyorlar

O çocuklar.  O grili, yani gitmeye yazgılı ve geri döneceği muhal çocuklar. Hele  o ‘saçları yosun yeşili’ çocuk. Göksel bir varidatın nedeni; aynı zamanda da, üzerlerinden akıp gideceği mecra olan çocuklar. Yerle gök arasında bir alışverişin sermayesi olan çocuklar. Kaybetti Altan onları, yıllar  önce, hiç yok yere. O varidattan mahrumiyete, requiem.

Mavi bir ışık vardı, ben işte onu kaybettim

Ben gölgemi kaybettim, Max Jacob’un şiirlerini

Nasıl tarif etsem ki size o mavi ışığı? Göğsümü kaplayan ve beni koruyup kollayan; beni harekete geçiren bir ışık vardı. Yeri geldiğinde ısıtan; yeri geldiğinde serinleten.Terk etti beni; bilmem, bir daha dönmemecesine mi? O ışıktan yoksunluğa, requiem.

Asor adalarında on sekiz mısramı unutmuştum
onlar beni terk etmişlerdi yalnız kalmıştım mahvolmuştum

Nietsche ve Said Nursi arasında, size tuhaf gelebilir, şaşırtıcı benzerlikler bulurum ben. Dünyanın kendilerine pek gülmemesi; mal-mülk edinmeyi düşünmemeleri ve amansız hastalıklardan nasiplerini fazlasıyla almış olmaları gibi. İkisi de,yaşarken, sanki aynı tılsımı bulmuş gibidir; okundukça çoğalmalarına, büyümelerine bakacak olursak: “Yaşamımın bir niçin’i var; nasıl’ına da tahammül gösterecek güce sahibim.”

Ben, işte, bir zamanlar yaklaşır gibi olduğum ama yaklaştıkça benden uzaklaşan o tılsımı kaybettim.

Sen beni terketmiştin bunu yalnız serdümen biliyordu
geceleyin ışıkları söndürüp senden bahsediyorduk

Ah, kamp ateşi yakıp, geceler boyu ondan bahsettiğimiz, ona şiirler adadığımız zamanlar vardı. O gecelerde, nedendir, muhakkak yıldız kayardı. Söylence odur ki, o esnada şeytanlar  taşlanırdı.

Şimdi gel gör ki, ben onun,

Eflâtun gözlerini bir grog kadehinde unuttum

Kalbim derseniz onun nerede olduğunu bilmiyorum
hiç kimse kalbimin nerede olduğunu bilmiyor
nihayet seni terk edip gitti diyebilirsiniz

Dönmezcesine gitmesine onun;  tahta şeytanın geçmesine, haklı olarak, requiem!

ᶋ ᶋ ᶋ

Sözlükte requiem için verilen tariflerden birisi, ‘ölümün ardından, ruhun kurtuluşu için düzenlenen ayinde çalınan müzik’. Evet, henüz ölmedim. Ama ölüm gelip çatmadan; ille de birilerinin arkamdan dualar, ilahiler göndermesini beklemeden; ruhumun, henüz hayattayken huzur bulması için bu requiem’i yazma ihtiyacı hissettim.

Belki de, bu mahrem satırlara göz gezdiren sizler,

Geceleri benim için dua etmelisiniz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here