Manifestom: İyiyim ben, siz nasılsınız?

1
632

Çok konuşan biriyim. Hep öyle oldum. Öyle ki, hala başımı yastığa koyduğumda günün muhasebesini yaparken bile “Keşke onu öyle değil de, şöyle deseydim.” diye konuşuyorum. Sanırım, bu yükü daha fazla taşıyamadığım için konuşmaktan daha fazla yazmaya başladım. Hep yazdım evet.
Bu ilk yazıyı yazarken de, aslında kafamda çok farklı bir konu vardı, ancak ilk cümleyi yazdığım andan itibaren farklı bir şey anlatmak istediğimi anladım. Aslında ilk yazıda hiçbir şey anlatmak istemediğimi fark ettim. Televizyon efsanesi Seinfeld’in o kadar sevilmesinin nedeni de hiçbir şey hakkında olmasıydı sonuçta.

George: Bak bu dizi olabilir. Dizi budur!

Jerry: Ne?

George: Bu! Sadece konuşma.

Jerry: Evet, tabii.

George: Ciddiyim. Bence güzel bir fikir.

Jerry: Sadece konuşma mı? Peki dizinin konusu ne olacak?

George: Hiçbir şey.

Jerry: Hikâye yok mu?

George: Unut hikâyeyi.

Bilgisayar başına oturduğumda gözüme Hannah Arendt’in kitabı çarptı sonra. En sevdiğim müteveffa filozof ablamın 1964 yılında Alman gazeteci Günter Gaus’la yaptığı ve “Ne kalıyor geriye? Dil kalıyor” başlığıyla yayınlanan söyleşisini hatırladım. Sahi neden yazarız? Arendt “Benim için önemli olan, anlamaktır. Bana göre yazmak bir anlama arayışıdır, anlama sürecinin bir parçasıdır.” der mesela. Bunu okuduğumda daha tıfıl bir üniversite öğrencisiydim ve ilk okuldan bu yana neden hep yazdığımı böyle fark ettim. Kendimi anlamaya çalışıyorum belki de. Yoookkk, tabii ki ilk okuldayken “Hadi biraz yazayım da kendimi anlayayım” diye yazmadım. O zaman konu ilk defa yaşanılan –daha sonra adına tecrübe diyeceğimiz kazıkların ufak tefek bileşkeleri olan- olaylar oluyor. Küçükken arkadaşınla keşfettiğin yeni şeyler ya da. Pamuğun içinde büyüttüğümüz fasulyeyi bile yazmışım mesela. Yaş büyüyünce günlüğün içeriği de değişmiş. Aşık olmuşum, yazmışım. Günlük tutma işi, ben okuldayken annemin günlüğümü okuduğunu fark etmemle sekteye uğradı bir dönem. Dünyanın başıma yıkılmasıyla birlikte, “#nofilter” yazılarıma kırılması zor şifreler ekledim. Çok önemli olaylara, platonik aşklara üstün zeka ürünü #hastag’ler koydum.
“Bugün okuldan sonra Zeynep’le buluştuk. Saçlarını daha da kısa kestirmiş ve hafif sakal bırakmış. Süper görünüyordu.”
İlginçtir annem şifreyi çok çabuk kırıp, konu ile ilgili beni yüz yüze mülakata çağırdı. Sonra günlük tutmaya bilgisayarda devam ettim. Şifrenin hasını orada kullandım. Sonra yıllar geçti, bir baktım üniversiteden mezun olduktan sonra bu yazma işinden para filan kazanmaya başladım. Sevdiğin şeyi yapıyorsun, para veriyorlar. Hayır, heyecanlı iş de…
Kızım dünyaya gelene kadar da çalıştım. Sonra ev dönemi başladı. Tataaaam!
Sonra bir baktım kedi gibi kuyruğumu kovalıyorum. Günün %90’ı bebekle ilgilenme, %70’i yemek, çamaşır, %60’ı ütü (hayır artık yapmıyorum) …. Yüzde çokluk bu oran, bu bitmeyen döngü, sabit tutmaya çalıştığım sistemde hafif yanık kokusu vermeye başlayınca, yine kendimi yazmaya verdim. Günlerden bir gün -hayat ilginç- 20 gün içinde Avustralya’ya taşınma kararı aldık. Toplanmış, gidiyoruz.
E yazmasan olmaz 🙂
Şimdi?
Yapmayı çok sevdiğim şeyi yapmaya devam edeyim mi? Evet, ama bir yandan ortalık da karışık şu an. Oturayım, bekleyeyim biraz, durulsun. Hem çocuk da büyür. Ayrıca ne o kreş fiyatları arkadaşım, can mı dayanır ona? Hatta biraz daha büyüsün üniversiteye de başlasın, iyice kendi işini kendi halleder hale gelsin de. İşe de yerleşsin mi? Evlenir belki, sonra da çoluk çocuk. Eve ses olur çocuk. Çok çocuk, çok ses, tek çocuk, hiç çocuk. Dünyamız zaten şu an anlaşılmaz bir halde. Sokakta maskeli, eldivenli insanlar yürüyor. Roland Emmerich? Sen misin?
Sonra bir soru sordum kendime? Bir cevap aradım ve onu da buldum. Yeni ve sadece bana ait bir şey olsun istedim. Hem benim ama hem de hepimizin. Şöyle güzel bir sütun mesela. Düşündüğüm, düşündüklerimi yazdığım, 10 cm’e, 5 cm. bir alan.
İşte burasının uzun ve karışık hikayesinin giriş kısmı bu.
Daha neler konuşuruz kim bilir?
Herkese merhaba!

Not: Bu dönemde mutlaka bir şeyler söylemek için yazmaya karar vermiştim. Bana düşüncelerimi kaleme alma imkanı sağladığı için Avustralya Postası’na teşekkür ediyorum.

Yasemin Akyol Kimdir?

2006 yılında Bahçeşehir Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası ilişkiler Bölümü’nden mezun oldu. 2009 yılında Bilgi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nden Yüksek Lisans derecesini aldı. 2009- 2011 yılları arasında 6 News’ta siyaset programı hazırlayıp sundu. Ardından Atv/ A Haber’de Dış Haber Editörü olarak görev yaptı. Haziran 2019’dan bu yana da Melbourne şehrinde yaşamaktadır.

1 Yorum

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here