Küresel Bakış – Okullarda Akran Zorbalığı: Aile ve Toplumdaki Temelleri, Yansımaları

0
391

Sevgili Avustralya Postası okuyucuları; “Küresel Bakış” başlıklı köşemdeki ilk yazımın konusu “akran zorbalığı”. Geçtiğimiz hafta Queensland’da yaşayan bir annenin, oğlunun iç sızlatan görüntülerini sosyal medyada paylaşması ve sonrasındaki gelişmeler, akran zorbalığının üzerinde pek konuşulmayan ama dünya çapında nasıl önemli ve çok boyutlu toplumsal bir sorun olduğunu bir kez daha gösterdi. Okullarda yaşanan saldırgan davranışları anlatmak için kullanılan bir kavram, “akran zorbalığı”. İngilizce “bullying” kelimesinin Türkçede karşılık bulmuş hali. Öğrencilerin kendilerinden daha güçsüz olan öğrencileri kasten ve zarar vermek maksadıyla sistematik ve sürekli bir şekilde hedef alması olarak tanımlanmaktadır. Bahsedilen güç dengesizliği, bedensel özelliklerden kaynaklı olabileceği gibi psikolojik de olabilir. Uzmanların bir diğer vurguladıkları nokta; güç dengesizliğinin istismar edilmesi ile ortaya çıkan zorbalığın, vurma, yumruklama gibi fiziksel saldırganlık ile sınırlı olmadığı. Küçük düşürücü, haysiyet kırıcı lakap ve isim takma, hakaret etme, dışlama, yokmuş gibi davranma, hakkında söylentiler yayma gibi farklı şekillerde olabilir. Bu davranışlar, okul ortamında ve çevresinde açıktan, yüz yüze sergilenebileceği gibi “siber taciz” olarak adlandırılan internet, sosyal medya veya cep telefonu gibi mobil iletişim teknolojileri araçlarında yorum ve görsellerin paylaşımı şeklinde de olabilir.

Uluslararası  örgütlerin yayınladığı raporlar, küresel düzeyde nasıl gittikçe yaygınlaşan bir sorunla karşı karşıya olduğumuzu söylüyor. Okullar, toplumun refahı ve barışı için gereken akademik, bilimsel ve sosyal bilgi ve becerilerin bireylere kazandırıldığı kurumlardır. Eğitime erişim ulusal ve uluslararası hukukta güvence altına alınmış bir hak. Ancak, veriler pek çok çocuk ve gencin okulda kendini güvende hissetmediğini, eğitim hakkı ilkesinin uygulanmasında önemli sorunların yaşandığına işaret ediyor. Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu UNICEF’in raporlarına göre, dünyada 13-15 yaş aralığındaki öğrencilerin yarısı (yaklaşık 150 milyon öğrenci) okulda ve okul çevresinde akran şiddetine maruz kaldığını, sanayileşmiş 39 ülkedeki her 10 öğrenciden 3’ü (yaklaşık 17 milyon) akranlarına zorbalık uyguladığını itiraf ediyor. Akademik başarısızlık, okulu bırakma, yeme bozukluğu, stres, depresyon, kendine zarar verme, intihara kadar gidebilen etkileri olan “akran zorbalığı” çocuk ve gençlerin hayatında derin travmalar yaratabiliyor.

Peki, Avustralya’da durum nasıl? Bunun için, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’nün (OECD) 2008’den beri beş yılda bir, 31 üye ve 17 partner ülkedeki eğitim personeli arasında yaptığı Uluslararası Öğretme ve Öğrenme Anketine (TALIS) bakabiliriz. TALIS sonuçları eğitimde eşitlik ve çeşitlilik ilkesinin uygulanması, öğretmenlerin ders yükü, okulların etkin yönetilmesi, disiplin ve emniyetin sağlanması, teknolojinin öğrenme ve güvenlik üzerine etkisi gibi farklı konulara ışık tutuyor. 2018 yılındaki anketi orta öğretim (7-10. sınıflar) seviyesinde, Avustralya’dan 3573 öğretmen ve 230 müdür doldurdu. Geçtiğimiz Kasım ayında kamuoyu ile paylaşılan anketten çıkan ilk çarpıcı bulgu şu: Avustralyadaki okullar ve sınıflar, özel ihtiyaçları olan öğrencilerin oranı, göçmen ya da sığınmacı kökenli öğrencilerin oranı, anadili İngilizce olmayan öğrencilerin oranı ve sosyo-ekonomik yönden dezavantajlı öğrencilerin oranı açısından diğer OECD ülkelerine kıyasla daha fazla çeşitlilik arz ediyor. Bu durum, öğretmenlerin farklı ihtiyaç ve beklentilere cevap verebilme becerisinin ve kapasitesinin desteklenmesi gerektiğini gösteriyor. Özel ihtiyaçları olan öğrencilerin olduğu sınıflarda görev yapan öğretmenler, sınıf içinde öğretme ve öğrenme etkinlikleri için diğer meslektaşlarına oranla 6 dakika daha az zaman harcadıklarını bildiriyor. Bu da bir yıl boyunca 100 saate tekabül ediyor ki öğrenmeye erişimde önemli adaletsizlik yaşandığı anlamına geliyor.

Bir diğer önemli bulgu ise, Avustralyalı eğitimcilerin diğer ülkelerdeki meslektaşlarına oranla daha sıklıkla disiplin ve emniyet odaklı vakalar yaşadığı. Ankete katılan orta öğretim müdürlerinin üçte birinden fazlası (%37), her hafta zorbalık ve sindirme vakası ile ilgilendiğini söylüyor. Bu oran, %14 olan OECD ortalamasının çok üstünde. Her altı müdürden biri, haftalık düzeyde elektronik içerikli taciz şikayeti aldığını belirtiyor. Öğrencilerin sözlü taciz veya sindirme eylemine maruz kaldığını belirten öğretmenlerin oranı ise %3 olan OECD ortalamasının 4 katı.

Anketten elde edilen verileri raporlayan Avustralya Eğitim Araştırmaları Konseyinden bir uzman, medyada çıkan röportajında ortaya çıkan bulguların öğrencilerin doldurduğu anketlerle uyumlu olduğunu belirtmişti. Aynı uzman, “fazlasıyla endişe verici” bulduğunu söylediği sonuçlar için “öğretmenlerin genel toplum içindeki yerinin yansıması olduğunu düşünüyorum” demişti. Deakin Üniversitesinden bir profesör ise “şiddet, sindirme eylemlerinin her yerde görüldüğünü” ancak “ne zaman duygularda bir yükselme olsun, Avustralyalıların,  diğer yerlere kıyasla, daha çabuk şiddete meylettiklerini ve çocukların da büyüklerinden gördüklerini taklit ettiklerini” ifade etmişti.

“Çeşitlilik ve dahliyet” son dönemde politikacısından, bürokratına, akademisyeninden, sivil toplum örgüt çalışanlarına ve özel sektör yöneticilerine kimsenin dilinden düşürmediği bir kavram. Özünde farklılıkların kabulü ve temsilini içeren bu kavramın uygulanması için güç ilişkilerinin ve yapılarının, ilgili düşünce sistemlerinin, zihniyetin dönüşümü gerekiyor. Politika yapıcıların, karar vericilerin eğitim hakkının ifasına yönelik ilgili hukuki, siyasi ve kurumsal uygulamaları, yaptırımları yerine getirmesi gerektiği bir gerçek. Bununla birlikte, eğitimin başladığı yer olan ev ve aile ortamında hepimize önemli görev ve sorumluluklar düşüyor. Anne-babalar olarak konuşmalarımızla, davranışlarımızla çocuklarımıza iyi örnek olmalıyız. Ağzımızdan çıkan söz ve takındığımız davranışla, farklılıklarımızla var olduğumuzu, birbirimizi kabul ettiğimizi tutarlı bir şekilde göstereceğiz ki çocuklarımız teori-pratik ayrımına düşmeden anlayışlı, empati sahibi, şiddetten uzak, vicdan sahibi bireyler olabilsinler. Olabilsinler ki barışçıl, müreffeh toplum amacına katkıda bulunabilelim. En son Queenslandli küçük çocuğun gözyaşlarına para toplayarak derman olduğunu sanan yetişkinler örneğinde gördüğümüz üzere, kırılan kalbin, incinen haysiyetin maddiyatla tamir edilemeyeceğinin, daha en başta bunun yaşanmaması için ilişkilerimizi saygı ve nezaket temelinde sürdürmemiz, vicdanlı davranmamız gerektiğinin bilincine varsınlar ve günlük hayatlarında uygulasınlar. Hep beraber uygulayalım!

Selver Şahin

Yazar hakkında

Lisans ve yüksek lisans eğitimini Türkiye’de Orta Doğu Teknik Üniversitesinde, doktora eğitimini Yeni Zelanda’da University of Canterbury’de tamamlayan Selver Şahin, Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesidir. RMIT, Canterbury ve Monash Üniversitesinde araştırmacı ve okutman olarak görev alan Dr Şahin güvenlik, kalkınma ve barış ilişkisi üzerine yoğunlaşan araştırma çalışmalarını uluslararası bir kitapta ve çeşitli akademik dergilerde yayınlamıştır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here