Küresel Bakış: Dünyayı Saran Salgın ve İşgücü

0
172

Çalışma yaşamı, Covid-19 salgınının etkilerinin en derinden hissedildiği alanların başında geliyor. Dünya Çalışma Örgütü’nün (ILO) 11 Mart’ta hastalığın küresel salgın ilan edilmesini müteakiben paylaştığı veriler, yaşanan vahameti tüm detayları ile ortaya seriyor. ILO, ekonomide ve işgücü piyasasında “eşi benzeri görülmemiş” kesintilerin gölgesinde ortaya çıkan mevcut ortamı “İkinci Dünya Savaşından beri karşılaşılan en kötü kriz” olarak niteliyor. Örgütün 29 Nisan’da üçüncü defa güncellediği gözlem raporuna göre, bu yılın ilk çeyreğinde kriz öncesi döneme (yani 2019’un son çeyreğine) kıyasla, küresel çapta çalışma saatlerinde %4,5 oranında azalma yaşandığı tahmin ediliyor. Bu oran yaklaşık olarak 130 milyon tam zamanlı çalışanın işsiz kalması demek. Yılın ikinci çeyreği için ise durumun daha da kötüleşeceği ifade ediliyor. ILO uzmanları daha önce %6,7 olarak öngördükleri iş kaybı oranını genel tecrit tedbirlerinin uzun sürmesi ve kapsamının genişletilmesinden dolayı %10,5 olarak revize etti. Bu da 305 milyon tam zamanlı iş kaybına tekabül ediyor.

Gelir ve işgücü arzını derinden etkileyen krizin dünya çapında yaklaşık 3,3 milyar insanın oluşturduğu küresel işgücüne olan etkileri sınıfsal ve toplumsal farklılıklar temelinde farklı düzeylerde hissedilmekte. En kırılgan kesimi oluşturan 2 milyar kişi, kayıt dışı diye tabir edilen iş ve sosyal hizmetlere erişim güvencesi olmadan, ücretli yıllık izin, hastalık izni gibi evrensel haklardan mahrum şekilde çalışan insanlar. Tam veya kısmi tecrit tedbirleri çerçevesinde işyerlerinin zorunlu veya tavsiye üzerine kapatma kararı alması sonucu bu insanların 1,6 milyarı geçim derdine düştü bile, çünkü çoğu krizden en çok darbeyi alan sektörlerde çalışıyor. Perakende ticaret, konaklama, gıda hizmeti ve gayrimenkul piyasası, iş kaybının veya çalışma saatlerinde azalmanın en fazla yaşandığı sektörlerin başında geliyor. Dünya çapında 436 milyonun üzerinde işyeri işlerin durması tehlikesi altında. Bu işletmelerin 232 milyonu toptan ve perakende, 111 milyonu imalat sanayinde faaliyet gösteriyor.

Daha önceki krizlerde olduğu gibi bu krizde de kadınlar yine en fazla etkilenenler arasında. Sağlık ve bakım hizmetlerinde çalışanların %70’ini oluşturan kadınlar, korona krizi ile mücadelede en ön safta görev alırken çoğunlukla düşük ücrete tabiler. Krizin vurduğu kayıt dışı sektörlerde çalışanlar arasında ise, kadınların %42’si konaklama, yemek hizmetleri gibi iş kaybı açısından yüksek risk taşıyan sektörlerde bulunuyor. Bu oran, erkekler arasında %32.

Bir diğer kırılgan kesim ise, yemek siparişi teslimi, şoförlük gibi geçici, talep üzerinden ilerleyen, “esnek” çalışma modelinin esas alındığı ve “gig ekonomisi” olarak adlandırılan, daha çok gençlerden oluşan çalışanlar. Talepte yaşanan dalgalanmalar bu sektörlerde çalışanların geçim kaynaklarını elinden alıyor. İş bulma konusunda yaşadıkları mevcut dezavantajlara bir de sağlık riski eklenen yaşlıları, göçmenleri ve mültecileri de unutmamak lazım.

Dünyada bunlar olurken, geçtiğimiz hafta Avustralya’da emsal teşkil edebilecek önemli bir gelişme yaşandı. Federal Mahkeme 20 Mayıs’ta aldığı bir karar ile, önceden mutabık olunan düzenli nöbetler, çalışma saatleri temelinde hazırlanan görev çizelgesine tabi çalışan bir maden işçisinin açtığı davada ücretsiz yıllık izin başta gelmek üzere haklara sahip olduğuna hükmetti. En az bir milyon Avustralyalı işçiyi ilgilendirebileceği düşünülen bu karar ile geriye dönük 8 milyar dolar tutarında ödeme yapmak zorunda kalma endişesine kapılan öfkeli patronlar, kararın işçileri “çifte kazanç”lı duruma getirdiğini iddia ederken temyize gideceklerini ilan ettiler. “Çifte kazanç”dan kast ettikleri de “geçici” (casual) sözleşmeli statüde çalışanlara 25% daha fazla ödenen saatlik ücret! Oysa ki muhalefet partisinden Tony Burke’in ifadesi ile “ortada bir “çifte kazanç” var ise, o da geçici işin güvencesizliğinden yararlanıp çalışanlarını sürekliymiş gibi çalıştıran işverenlerin yaptığı”.

Medyada çıkan değerlendirmelerde işçiler üzerinden ilerleyen bir söylem hakim. Geçici işlerin çalışanlara esneklik sağladığından, gençlere, öğrencilere ekstra gelir kazandırdığından dem vuruluyor. Bir diğer vurgulanan nokta ise kanunda geçici iş tanımının olmaması ve hükümetin bir tanımlama getirerek sorunu çözüme kavuşturacağı. Patronların neden “geçici işçi” istihdamını canhıraş bir şekilde savunduğunu, daha da önemlisi nasıl oluyor da kanunla tanımlanmayan bir uygulamayı yıllardır yanlarına kâr kalarak yapabildiklerini sormak nedense kimsenin aklına gelmiyor!

Şu bir gerçek ki; iktisadi ve toplumsal düzende etkileri derin ve keskin bir krize yol açan Covid-19 salgını sonrası için daha fazla iş yaratacak güçlü istihdam politikalarının yanı sıra kapsamlı koruma sistemlerine ihtiyaç var. ILO Direktörü Guy Ryder’ın da altını çizdiği üzere “pandemi ve işsizlik krizi evrildikçe, en kırılgan kesimleri koruma gereği daha da acil hale geliyor… Milyonlarca işçi için gelirsiz kalmak, gıdanın, güvenliğin ve geleceğin olmaması anlamına geliyor”. Yaşanan iş kayıpları, azaltılan çalışma saatleri, çıkılan ücretsiz izinler, süregelen belirsizlik ortamında iş güvencesine her zamankinden daha çok ihtiyacımız var.

Selver Şahin

*Yazarın “Küresel Bakış” köşesinde yayınlanmış önceki makaleleri: 

1- Okullarda Akran Zorbalığı: Aile ve Toplumdaki Temelleri, Yansımaları (26.2.2020)

2- Bir Salgının Anatomisi (26.3.2020)

3- “Gölge Pandemi”: Kadına Karşı Şiddet (26.4.2020)

Selver Şahin hakkında

Lisans ve yüksek lisans eğitimini Türkiye’de Orta Doğu Teknik Üniversitesinde, doktora eğitimini Yeni Zelanda’da University of Canterbury’de tamamlayan Selver Şahin, Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesidir. RMIT, Canterbury ve Monash Üniversitesinde araştırmacı ve okutman olarak görev alan Dr Şahin güvenlik, kalkınma ve barış ilişkisi üzerine yoğunlaşan araştırma çalışmalarını uluslararası bir kitapta ve çeşitli akademik dergilerde yayınlamıştır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here