Konuk Yazar – Kimlik Bayrağım: Türkçe (mi?)

0
155

Bir milleti millet yapan en önemli umdelerin başında vatan, dil, din… gelmektedir. Yine bir insanın bir millete ait olması için, ait olduğu medeniyetin dilini, dinini, kültürünü, gelenek ve göreneklerini bilmesi, ait olmanın ve ait kalmanın olmazsa olmazlarındandır. Onun için bir medeniyete ait olmak ve ait kalmak istiyorsak, muhakkak o medeniyetin değerlerine sahip çıkmalı ve saygılı olmalıyız. Bu değerlerin başında da dil gelmektedir. Esasen bu yazımda amacım birilerine vaazu nasihatta bulunmak veya ey ahali bakın ben şunları biliyorum demek değil. Dilimizi öğrenmenin, acaba öğrenenlere neler kazandırabileceği konusunda, yazılı olarak düşünmek, eğer sabredip yazımı sonuna kadar okursanız, bu yazılı düşünmeyi sizlerle de paylaşmak.

Türkçe dünyanın en eski birkaç medeniyetinden birisinin, yaklaşık 4500 yıldır değişmeyen (ki dil canlı bir varlık olduğu için muhakkak gelişir, genişler, zenginleşir, bunu değişim ve başkalaşma olarak ele almamak lazım) kimlik dilidir. Yine Türkçe halihazırda dünyanın en çok kullanılan 7 dilinden birisidir (yaklaşık 300 milyon insan tarafında, 50 farklı şive ile konuşulmaktadır). Türkçe son 10 yılın, dünyada kullanan sayısı en hızlı artan ilk 5 dilinden birisidir.

Türkçeyi niçin öğrenmeliyiz? Zannediyorum çocuğu Türkçe öğrenen her anne baba bu soruyu sık sık kendisine soruyordur ya da sorması iyi olur diye düşünüyorum. 21. yüzyıl maalesef çok fazla materyalist yani maddeci bir yüz yıl. Bunun için genellikle insanlar yapılan her tür işin maddi sonuçlarına bakıyorlar. Maalesef Türkçe eğitimi de bunun dışında değil. Keşke herkes sadece manevi değerlerimiz için Türkçe öğrenip, öğretebilseydi. Bu sebepten dolayı Türkçe öğrenimine biraz bu mantıkla bakmaya çalışacağım.

Türkçe öğrenmenin ilk nedeni hiç kuşkusuz kimliğimizin, ait olduğumuz kültürün ses bayrağı olmasıdır. Bunun onlarca faydasını saymak mümkün ancak kısa bir yazı olduğu için bu hususta birkaç noktaya değinip geçeceğiz. Avustralya’daki Türk toplumunun en önemli problemlerinden birisi maalesef kimlik problemidir. Genç bir adam ben kimim sorusuna kendini tatmin edici cevabı henüz bulabilmiş değildir. Bunun en kısa cevabı ben Avustralyalı bir Türkiye kökenliyim olabilir. Nasıl Samsunlu, Manisalı, Çorumlu olunuyor ise Avustralyalı Türkiye kökenli de pekala olabilir. Ancak, burada fazlaca millet ve baskın kültür olduğu için muhakkak bu kimliğin farklı bir tanımı olmalıdır. Avustralyalı Türkiye kökenli demek, medeniyetinin değer yargılarına sahip ve saygılı, dilini, dinini, örfünü ve adetlerini bilen aynı zamanda yaşadığı ülke Avustralya’nın da değer yargılarını göz ardı etmeyen, bunlara saygılı olan ve destekleyen-ki biz buna entegre diyoruz- bireylerdir. Yani kendi kimliği ve kültürü ile yaşadığı ülkeye uyum sağlayan. Yaşadığı ülkenin kanunlarına saygılı, gelişimine elinden geldiği kadar katkı yapan, çalışkan, başarılı, örnek bir birey. Bunları yaparken aynı zamanda kendi kültürünün bir elçisi olduğu düşüncesini de aklından çıkarmayan. Bu bireyin kendi kültürü için yapabileceği en basit işlerden bazılarını şöyle sıralayabiliriz: Alış-veriş yaparken eğer varsa Türkiye’den gelmiş ürünleri tercih etmek, kültürümüzü korumak ve yaygınlaştırmak için kurulmuş, dernek, vakıf ve kulüplerin faaliyetlerine muhakkak ya organize eden ya da katılımcı olarak destek vermek, AİT OLDUĞUMUZ MEDENİYETİMİZİN DİLİ OLAN TÜRKÇEYİ ÖĞRENMEK VE ÇOCUKLARIMIZA ÖĞRETMEK. Avustralyalı Türkiye kökenlinin vasıflarını bir yazı ile anlatmak veya tarif etmek pek tabiiki imkansız ancak baştan kabul etmemiz gereken en önemli şey Denizlili bir Türk veya Ordulu bir Türk olmakla Avustralyalı bir Türkiye kökenli olmak arasında çok çok büyük farklar ve sorumluluklar vardır. Hakkıyla Avustralyalı Türkiye kökenli olabilmek ciddi bir gayret ve yürek ister. Yine kimliğimizin dili olan Türkçeyi öğrenmeyen çocuklarımızda, maalesef cami önü çocuğu psikolojisi olacak, yani geçmiş ve değer yargıları olmayacak. Geçmişi ve değer yargıları olmayan birisinden her tür hareketi bekleyebilirsiniz. Bunun olumlu olma ihtimali yüzde bir bile değildir. Çünkü nefis dediğmiz şey genellikle insana sorumsuzca işler yaptırır. Değer yargıları ile hareket etmeyen kişilerde maalesef nefis denen iç güdünün gücü ile hareket vardır ve işine ne geliyorsa bu insan onu yapar. Toplumumuzda son yıllarda artan suç oranlarının ve problemlerin temelinde kültür ve kimlikten uzaklaşma vardır. Kültürün ve kimliğin korunmasının ilk şartı kesinlikle dildir. Dilini kaybeden kişi veya medeniyetler maalesef kısa süre içerisinde asimile olup kaybolmuşlardır. Asimile kelimesi bildiğiniz gibi Fransızca kökenli bir kelime Türkçeye tam olarak çevirecek olursak “Benzeşmek, kendine uydurmak” anlamlarına geliyor. Maalesef bizim benzememiz karganın bülbülün sesini taklidine benzeyecek ve ilk gelen grubun çocuklarında yaşanan onlarca kayıp Allah korusun yine yaşanacaktır. Ardından da 1868 yılında buraya gelen Hüseyin Ara Efendinin ve deve sürücülerinin başına gelenler, bizim neslimizin de başına muhakkak ama muhakkak gelecektir. Eğer kökünden kopuk, kültüründen kopuk, değer yargılarından kopuk bir nesil istemiyorsak bunların en büyük koruyucusu ve taşıyıcısı olan dilimizi yani Türkçemizi çocuklarımıza öğretelim. Dilimizi öğreten kurumları destekleyelim. Ne olursa olsun Cumartesi okullarımızı yaşatalım. Hafta içi okullarında da eğer seçebiliyorsak Türkçeyi seçelim. Seçemiyorsak da seçmenin yollarını araştıralım.

Türkçeyi öğrenmemizin bir başka faydası da zeka gelişimimize olacaktır. Dil öğrenen insanların anlama ve ifade etme kabiliyetleri öğrenmeyenlere göre yaklaşık yüzde otuz daha fazladır. Çocuğumuza Türkçe öğreterek onun hayatta başarılı olma yüzdesini artırabiliriz. Çünkü günümüzde iş yapmak kadar, onu sunmak da önemlidir. Türkçe bize bu kabiliyeti kazandıracak, varsa artıracaktır.

Türkçe öğrenmenin üçüncü faydası da okulumuz bittiğinde iki dilimiz olacak olmasıdır. Bu konunun faydasını anlatmak için de ciltler dolusu kitap yazılabilir. Kısaca bahsedecek olursak bir işe başvurduğumuzda eğer iki dilimiz varsa bir dil bilene göre daha avantajlı durumda oluyoruz.. 1960 yıllarında Avustralya’da üniversiteyi bitiren her 10 öğrenciden 7’si dil bilerek mezun olurken, günümüzde bu maalesef 3’lere kadar düşmüştür. Bu da Türkçeyi öğrenenlerin toplumun yüzde yetmişine göre daha avantajlı duruma geçtiğini gösterir. Normal bir dili öğrenmek için insanlar çok ciddi masraf yapıyor ve zaman ayırıyor. Biz bunlara göre çok çok avantajlıyız. Avustralya’da temel seviyede bir dili öğrenmek için yaklaşık 500 saatlik bir kurs görmemiz gerekmektedir. Biz bu temel seviyeyi evimizde Türkçeyi konuşarak ve yaklaşık 120 saatlik bir dersle halledebilmekteyiz. (Bunu Cumartesi okullarına ve burada şuan uygulanan Türkçe programlara ve sonuçlarına göre söylüyorum) Bunun yanında orta seviye için yaklaşık 950-1000 saat civarında bir kursa ihtyaç vardır. Ancak biz Türkçeyi öğrenirken bunu rahatlıkla 120 saatin üzerine bir o kadar daha koyarak halledebilmekteyiz. Ancak tabiiki bunu ciddiye alırsak. Bu konuda bizlerin en büyük yanılgısı ZATEN BEN TÜRKÇEYİ BİLİYORUM demektir. Bir dili biliyor olmak o dili 3-5 yüz kelime ile konuşuyor olmak demek değildir. Bir dili biliyor olmanın ölçüsü o dilde “duygu, düşünce ve isteklerimizi doğru ve düzgün şekilde yazılı ve sözlü olarak anlatabilmektir” sağda solda gördüğümüz Türkçe küçük ilanlarda ve dost meclislerindeki muhabbetlere bakarsak, maalesef bunun böyle olmadığını görürüz. Bunun için tavsiyem sadece okulda değil evde de bu işin ciddiyetini çocuklarımıza hissettirmeliyiz. Yoksa çocuğun notlarına bakarken, Türkçeyi hiç kale almamak veya geçiştirmek çocuğumuzun hem motivasyonunu bozacak hem de o derse kesinlikle ehemmiyet vermemesine sebep olacaktır. Maalesef bizler bunun acısını bir zaman sonra çocuğumuzun buranın kültürü ile iyice yoğrulduğunda bize ve çevresine karşı olan tutum ve davranışlarını gördüğümüzde çekeceğiz. Kanaatimce henüz yol yakınken kimlik dilimiz olan Türkçeye gereken değeri verelim, çocuklarımızın ve çevremizdekilerin öğrenmelerine yardımcı olalım.

Bu konuda umarım bundan sonra da kısa da olsa yazılar yazan hatta meseleyi kitaplaştıranlar çıkar. Ancak ben okuyanların sabrını daha fazla zorlamamak için yazıma bir iki maddeyi açıklamadan yazarak son vereceğim.

4. Türkçe öğrenerek eğlence dünyamızı ve seçeneklerimizi genişletebiliriz. Türk müziği, filmleri, dizileri, edebiyatı…

5. Türkçe ile kendi düşünce ve hayal dünyamıza yeni bir pencere açabiliriz. Yaptığımız çalışma ve araştırmalarda bu dilde çıkmış olan her tür bilgiye doğrudan ulaşma imkanımız olur. Paylaşımlarımızı da buna bağlı olarak artırırız.

6. Turizm: Gidip görebileceğimiz, rahatlıkla kendimize yetebileceğimiz 300 milyonluk bir coğrafyanın kapısı bize bu dille doğrudan açılacaktır.

7. Üniversiteye imtihanlarında Türkçe’den faydalanabiliriz. Şu an belki NSW pek etkili gibi görünmüyor ancak Avustralyada önümüzdeki yıllarda eğitim birlikteliğinin sağlanması ile Viktorya’daki gibi Türkçe üniversiteye girişte etkili olacaktır.

Bu maddelere kendi pencerenizden ve hayat tecrübelerinizden sizler de bir şeyler ekleyebilirsiniz.

En sevdiğim sözlerden:

Suskunluğum asaletimdendir
Her lafa verilecek bir cevabım var,
Lakin;
Bir lafa bakarım laf mı diye,
Bir de söyleyene bakarım adam mı diye.
Hz. Mevlana

“Türkçe ağzımda annemin sütüdür”
Yahya Kemal Beyatlı

“Türkçem benim ses bayrağım”
Fazıl Hüsnü Dağlarca


Değerli okuyucularımız, Avustralya Postası konuk yazarlık başvurunuzu siz de aşağıdaki link üzerinden yapabilirsiniz. Teşekkürler..

Başvuru linki

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here