Kelebek Etkisi: Üçüncü Sayfa Haberleri (2)

0
301

Hepimiz, birer kelebeğiz aslında. Tek kişilik kozamızdan dışarıya korkarak adımımızı atıyoruz. Güçlüyüz ama farkında değiliz. Fark et ve fark ettir. Küçüksün ama etkin büyük. Sadece senin bir kanat çırpmana bağlı. Gökyüzü seni bekliyor.
Ayda bir kez, adı “Kelebek Etkisi” konulan bu köşede birlikte etki yapmaya var mısınız?


Hikayenin devamı…

II. BÖLÜM

Kocası şizofrenmiş, evlenirken söylememişler. Kocasının ailesi, kocası evlenmeden önce saklamışlar. Oğlanlarının bir an önce bir yuva kurmasını istemişler. Evlenirse durumu belki düzelir diye düşünmüşler. Halbuki doktoru demiş onlara, iyice iyileşmeden olmaz. Evliliği yapamaz. Şüpeci bir insan, eşinin her şeyinden huylanır. Sadece eşi için de geçerli bir durum değil. Herkesten şüphelenir bu durumda ki kişiler. Karşısındaki kişiye zarar verir.

Ama olur mu? Erkek adam evlenmeli hemen. Elalem ne der sonra. Olmaz tabi ki. Oğlanlarının yaşı gelmiş. Haber salmışlar her yere. Sonunda tanıdıkları haber vermiş, bir komşusunun kızları varmış. Güzel mi güzel, hanım mı hanım. Lakin biraz durumları fakirmiş. Bu durum kız arayanların işine daha çok yaramış. Oğlanlarının durumu ortaya çıktığında, kız en azından başını alıp gidemezmiş. Mecbur o zaman bizim oğlumuza katlanmaya diye düşünürler. Haklı da çıkarlar.

Ayşecik gidemez baba evine. Nereye gitsin, bir başına değil ki artık. Bir baş gitti. Üç baş oldu. Çocukları ikiz. Onları bırakıp gelemez. Onları getirse, babasının gücü hepsine bakmaya yetmez. Mecburdur çekmeye. Kocası evliliklerinin daha ilk haftasında başlar hemen, sağına bakma, soluna bakma. Baktığını gördüm, sen ona kaş göz mü ettin, sen ona kuyruk mu salladın.

Şoktadır Ayşe. “Sen ne demek istiyorsun. O ne biçim söz öyle” der demez, bir yumruk iner gözüne. Sonra çeker gider kocası. Kocasının ailesiyle aynı evde oturmaktalar. Kaynana, kayın baba koşar gelirler hemen. Gelin yerde serilmiş halde yatıyor. Kaldırırlar. Gözüne buz koyarlar. Bir haftalık gelindir daha. “Kızım” der kaynanası, “sen gücenme, başka bir şeye kızdı heralde. Bir daha yapmaz benim oğlum. Üzülme sen” diye teselli etmeye çalışır. Kayın babası “Öyle deme hatun, anlatalım her şeyi gelinimize, bu böyle olmaz. Beni soktunuz o kadar günahın içine, susamam artık” diyerek oğlunun psikolojik rahatsız olduğunu ama tedavisinin sürdüğünü anlatır ona. Anlatır ki bir daha yaptığında hazırlıklı olsun gibilerinden. Ayşe yapmaz belki bir daha diye düşünür.

Yapar, hep yapar. O bir yumruk, sonra iki yumruk olur, sonra işin içine tekme tokat girer, aylar yılları kovaladıkça, darbeler artar vücudunda ve ruhunda. Kayınbaba dayanamaz, oğluna “Seni gözüm görmesin artık” diyerek evden kovar. Ben gidersem, ailemi de götürürüm diye restini çeker. Aklı sıra torunlarından ayrılamaz anamla babam diye düşünür. Onlar yorulmuşlardır her gün gelinlerinin odasından gelen tekme tokat seslerinden, ama oğlanları yorulmamıştır. Yorulmaya, durmaya niyeti yoktur. Hata ettiklerini, bir cana bilerek kıydıklarını anlarlar. Ama iş işten geçmiştir kendilerine göre. “Götür, onları da götür” derler. Halbuki onlar da kaçmaktadır, her suçlu gibi.

İşte o mahalleye bu durumlardan sonra gelmişlerdir. Gün güne Ayşe’nin gözündeki morluklar başındaki yarıklar artmaktadır. Leman hanım olsun, diğer komşular olsun, kaç kere kocasının elinden almışlardır onu. Ayşe yine ses çıkarmaz. Çocuklarının hatrına mıdır katlandığı veya eşinin bir daha yapmayacağım sözlerine inancı mıdır bilinmez hep affeder eşini, hep eve döner. Pencereleri siyah perdelerle kaplı o eve.

Bir gün Leman hanım dayanamaz “Kızım ne yapıyorsun sen? Söyle, canına mı kastın var?”

“Ne yapayım ablam.”

“Ailene git.”

“Bakamaz babam bizlere.”

“Çalış, sana çevremizden iş bakalım.”

“Rahatsız eder her yerde eşim. Üstelik şizofren, deli  raporu var. Öldürse beni, ailemi, çocukları, elini kolunu sallaya sallaya çıkar gider. Kimse de dur diyemez.”

“Sığınma evleri var. Koyalım seni, çocuklarınla beraber. Bir şey yapamaz sizlere. Güven bana.”

“Yapamaz mı?”

“Kesinlikle.?”

Gözlerinde bir pırıltı belirir Ayşe’nin. “Olabilir aslında. Denemekte yarar var. Ben niye korkuyorum ki bu kadar. Çocuklara zarar vermesin diye duruyorum yanında, ne malum bir gün çocuklarıma zarar vermeyeceği.”

“Tabi kızım. Delinin sağı solu belli olmaz. Bir an önce kurtul bundan. Kurtulman için de, gel  şikayet edelim. Oradan bir sığınma evine gidip sizleri oraya yerleştiririz.”

Ayşe kabul eder. Kurtulacaktır artık bu işkenceden. Karakola varırlar. Şikayet eder kocasını, kocasını bulup getirirler. Ayşe’ye yalvar yakar. Polisler de bir yandan, “Bacım bak çok yalvardı, adam bir daha sana el kaldırmayacağına söz veriyor, bu adamı bu kadar üzme” diye Ayşe’nin üzerinde baskı kurarlar. Ayşe, Leman hanıma, diğer komşularına bakar. Leman hanım “Kızım, Ayşem, yapma, bu bakışı kaç defa sende gördük, bu, ona inanma bakışı. İnanma. Ölüme gitme kızım.”

“Ablam korkma, olacağı fazladan birkaç yumruk daha yerim. Ama son defa denemek istiyorum. Arkama dönüm baktığımda, bunu yapsaydım belki ayrılmazdık demek istemiyorum.”

Bu söz üzerine Leman hanım, Ayşe’ye bir şey diyemedi. Sadece yüreği burkuldu. Komşularla birbirine baktılar ve “gidelim” dediler.

“Gidin ablam, beni merak etmeyin siz. Evlerimiz yakıncıcık bak. Bir şey olursa, yardım isterim sizden” dedi içtenlikle. Bu sözü ile eşine aslında güvenmediğini, bu son şansı da, çocukları için verdiğini anlatır gibiydi. Komşuları giderken hepsi dönerek Ayşe’ye baktılar. Kocası önünde diz çökmüş, onun elini tutarak bir şeyler anlatıyor, bir daha bunları sana yaşatmayacağım dercesine. Ayşe de onlara baktı, bir menekşe çiçeği gibi mahsun, ilk geldiği gün gibi hafifçe belli belirsiz selam vererek.

Sabah, kötü haber tez çaldı kapılarını.

Karakoldan sonra, onu bir lokantaya götürmüş. İdama götürülen bir mahkumun, son yemeğini yediği gibi yedirtmiş yemeğini. Lokantadakiler anlatırmış; Ayşe “çocuklar komşuda, orada korkar” dedikçe “otur, yemeğimizi yiyelim. Bir daha kısmet olmayabilir” dermiş kocası. Niyeti belliymiş aslında ilk baştan. Ceza almayacak ya. Eve geç vakit getirmiş ki, komşuları o derin uykularından kalkamayıp ona yardım edemesinler. Avını bir daha, elinden kaçırmayacaktır artık. Kaçırmadı da, onun o ince, narin boynuna yapışarak ciğerinden sökerek aldığı son nefesini, geceye salıvererek, sabaha kadar pencere önünde komşuların evlerini gözeterek, birilerin gelmesini bekledi.

Sormuşlar sonra “Niye öldürdün karını?” Şizofrenikce yaptığı savunmada “O nasıl olur da elin kadınlarıyla, onu, karakola şikayet ederlermiş. Onlarla bir olup, beni öldürmek istediğini fark ettim. Ben ondan önce davrandım. Yani nefsi müdafa yaptım” demiş.

Komşular, ellerinden kayıp giden Ayşe’yi tutamadıkları için çok üzgündür. Kala kala, kadına yönelik şiddetin son örneği, Ayşe’nin katlini duyuran üçüncü sayfa haber küpürlerinin sessiz çığlıkları kalmıştır ellerinde.

(Bu hikaye, kocası tarafından katledilen Ayşe PAŞALI ve benzeri çileler çekmiş diğer kadınlarımız anısına yazılmıştır.)

Ayşen Yılmaz
(I. BÖLÜME buradan ulaşabilirsiniz.)

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here