Kelebek Etkisi: Kuzu, Çakal ve Aslan (2)

0
212

Hepimiz, birer kelebeğiz aslında. Tek kişilik kozamızdan dışarıya korkarak adımımızı atıyoruz. Güçlüyüz ama farkında değiliz. Fark et ve fark ettir. Küçüksün ama etkin büyük. Sadece senin bir kanat çırpmana bağlı. Gökyüzü seni bekliyor.
Ayda bir kez, adı “Kelebek Etkisi” konulan bu köşede birlikte etki yapmaya var mısın?


II. BÖLÜM

…”Bu dedi beni zorla kaçırdı. Yemek için elimi ayağımı bağladı. Şansım varmış ki size denk geldik. Ne olur kurtarın beni ne olur” diyerek meliyor, bir yandan titremesine engel olamıyordu.

Aslan Kral “Duydun mu bre çakal, neler yapmışın kuzucuğa, anlat, anlat da bir boyunun ölçüsünü alayım” dedi demesine ama ağzının sulanmasından cümleyi zor toparlayarak bitirebilmişti, fark edilmesin diye de şöyle graaav diye kükredi, kükremenin verdiği bir yutkunluk zannetsinler istedi.

İçinden de ben de amma acıkmışım. Şu çakalı hemen göndersem de şu kuzucuğun tadına bir baksam diye iç geçirdi. Ama düşüncesinden biraz utandı. Daha çok körpeydi. Hayatında bu kadar küçük kuzunun tadına bakmamıştı. Üstelik bir gören duyan olursa, yaşına başına bakmadan küçücük kuzucuğu yemiş demezler miydi…

Bu orman her şeyi götürür de, küçücük bir kuzunun tadına bakmasını asla affetmezlerdi.

Hemen cicik, elinden tacını alıverirlerdi. Ne yapardı bu yaştan sonra. İş bulmak kolay mı?

Ne yapabilirim diye şöyle yelelerini savura savura, kükreye kükreye düşündü,

Bu iş olmazdı. Kuzuyu yiyemeyeceğine göre, bunu bir güç oyununa çevirebilir, oyunu çakal ve kuzu üzerinde oynayabilirdi. Bu da tüm ormanda duyulur, şanına şan katar, her zaman sırtını devire devire yatardı. Yatmak deyince zongadak yerinde durdu. Neydi o biraz önce başına gelen, tövbe olsun, bir daha ağaçta yatarsam dedi.

Silkinişle düşüncelerinden sıyrıldı. Kendince şöhretini devam ettirecek oyuna devam etti.

Evet seni dinliyorum, çakal oğlu çakal…

Söyle niye kaçırdın, bu kuzuyu, körpe kuzucuğu dedi diliyle de ağzının suyunu topladığı gibi genzine yolladı.

Çakal her zaman ki gibi:”Haşmetmeab ben zorla getirmedim. Kendisini geldi”

Aslan Kral şaşırdı:”Ne o öyle mi kız kuzu. Senin bu çakalla ne işin olur. Senin işin olsa olsa güçlü kuvvetli aaaa… (arslanla diyecekti, birden lafı değiştirti), ailenle olur. Ne der bu melun”  diyerek yelelerini şöyle bir savurdu.

Kuzucuk, ayağa kalkarak:”Beni kandırdı” der.

“İşten geçtikten sonra hep böyle derler, bu melun nasıl kandırdı seni”

Kuzucuk: “Ben ailemde otlanıyordum. Şu otu da yesem bu otu da yesem derken, ailemden uzak düşmüşüm, onlar beni bulur nasıl olsa diye pek aldırış etmedim. Sonra üç beş adım ötede, yollarıma tutam tutam serilmiş yeşil mi yeşil, taze mi taze otları gördüm. Dayanamadım. Onların üstünde zıplarken bu çakal beni yakaladı, ayaklarımı bağladı, o kadar bağırdım o kadar bağırdım, sesimi kimselere duyuramadım, beni sürükleye sürükleye buralara kadar getirdi” dedi hıçkıra hıçkıra. Gözlerindeki yaşlar, inci deryası olup akmıştı.

“Tamam tamam ağlama”sen dedi Aslan Kral.

Çakala dönerek:”Sen neler yapmışın buna, ne cesaret, ne akıl almazlık, şimdi ölümlerden ölüm beğen” dedi ve tüm orman da duysun diye iki fazla gürleyerek çok hiddetlenmiş havası yaratmak istedi.

Çakal “Eyvah post gidecek elden, hemen oyununu hızlandırmalıyım” dedi içinden.

“Haşmetmeab” diyerek bir yandan ayaklarını öpüyor, arada bir yalıyor bir yandan da: “Bu kuzu yalan söyler, bu kuzu postunda bir kurt sanki” der.

Aslan Kral:”Bu ne demek. Bilmez misin, benim olduğum yerde kurtların adı geçmez, sen iyice canına mı susadın bre çakal” der.

Tamam şöyle anlatayım o zaman der çakal.

Bu öyle bir kuzu ki, sizin gibi ağaçlara çıkar.

Ormanı ben yönetirim diye diye ağaçlarda meler.

Aslan Kral: “Sen iyice aklını yedin der çakala.

Kuzu ağaca mı çıkar?”

“Haşmetmeab boyuna postuna bakmadan hem de nasıl çıkış, nasıl çıkış”

Aslan “Eeeee” der, sonra.

Bir de siz gibi ağaçta uyumaya kalkar.

Arslan zongadak durur, kulakları doğru mu duymuştur.

“Ne, ne dedin sen” der Çakala. “Evet”der Çakal: “bir özenti bir özenti. Bunun öylesi ileride sizin yerinizi de almaya kalkar. Ama tabi ki alamaz. Çünkü, şaşkın uyurken ağaçtan düşüyor, bundan kral mı olur, siz dururken” der, bir yandan da aslanın ayaklarını yalamaya devam eder çakal.

Aslan Kral anlar, çakal oğlu çakalın kendisini uyuklarken ağaçtan düşüşünü gördüğünü.

Çakal da anlar, Aslan Kralın anladığını. Ve ayağını yalamayı bırakır, başını kaldırarak aslana bakar.

Bakışırlar…

O arada sessizlik olur, kuzucuk şaşırır, aslan kraldan neden ses çıkmaz. Bilmez mi ki, kuzu ağaca çıkamaz. Bunun yalanını neden yüzüne çarpmaz, niye parçalamaz.

“Vay” dedi aslan “Vay”. Demek öyle. Bir kükrer bir kükrer, yer gök inler.

Kuzunun, gözleri dolu dolu olur, Aslan Kral anladı anladı sonunda. Ailesine kavuşacak, anasının yumuşacık göğsüne başını yaslayacak, onun ninnilerini duyacak.

Kuzuya döner, kuzu gözü yaşlı ama umutla gözünün içine, taa derinliklerine bakar.

Bakar ama, aslanın gözündeki ne o karanlık. Korkar, içi ürperir, “Yo olamaz olamaz bu”

Bir iki adım geri geri gider. Tökezler düşer. Ayaklarında derman kalmadığını anlar.

Çakal yerden kalkar, gözlerindeki karanlık her tarafı kaplar.

“Bre gafil, kuzu postuna bürünmüş kurt seni” der

Aslan: “Sen kim olursun, ben gibi ağaçlara çıkacak, benimle aşık atacak. Bilmez misin, buraların tek kralı aslanı benim ben”

Kuzu son çırpınışla: “Çakal yalan söyler, anam, babam, kardeşlerim beni bekler.”

Aslan bir hışımla sırtını döner ve “Burada koskoca anlı şanlı çakal yalan mı söyler.

Karar verilmiştir, cezan ölümdür” der.

Arkasına bakmadan çeker gider.

Giderken de çakala belli belirsiz bir selam eyler.

Ormanda günler günü bir ağıt dalga dalga yayılır.

Bir ananın kuzusuna ağıtıdır.

Kınalı kuzum, güzel kokum

Özlemin kavurur, hasretin savurur.

Ayşen Yılmaz

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here