İtirazım Var: Vicdanın Sesi

0

İnsan, hayatında çok az doğrularla yaşar.

Üç yanlış bir doğruyu götürünce, geriye sadece koskoca bir sıfır kalır.

İnsanları yargılarken sadece yanlışları üzerinden puanlama yapmak ve ona göre not vermek yanlış bir değerlendirme olur.

Mükemmel diye bir kavram var; fakat mükemmel diye bir insan yok.

İnsan yapay zeka olarak proglanmış bir cihaz değil, sadece beş duyu organıyla da sınırlı değil.

Doğru ve yanlış sarmalının bütününe insan deriz.

Birisine göre yanlış olanın, diğerine göre doğru olduğu yaşamda, tek doğru benim demek “HAMLIK” tır.

Doğru olduğuna inanıldığı için kavga, itiraz, uğraşı, gayret veya savunma yapılır.

Bir şekilde, şu veya bu sebeple, savunduğunun doğruluğuna inanmış veya inandırılmış insan, kendine göre doğru yolda yürüdüğünü zanneder.

Bunda yadırganılacak bir durum yok.

Genelimiz de öyle yaparız.

İnsan hayata kendi doğrularıyla tutunmaya çalışır.

Yadırganılması gereken ise bir başkasının yanlışını kendi doğrusu olarak kabullenmesidir, yani ŞARTLANMIŞLIK

Günümüz atmosferinde, hangi konuda biz kendi doğrularımızı veya yanlışlarımızı seçme hürriyetine sahibiz.

Bir başkaları bizler için seçmiş olmasın?

Yoksa hep başkalarının bize sunduğu hayatı mı yaşıyoruz?

Günümüzde ALGI girdabından kurtulmak gerçekten kolay mı?

Tekelleşmiş tek seslilik iletişim sistemlerinin, hayatımızı istedikleri gibi yönlendirdiklerinin ne derece farkındayız?

………

Biraz kendimizle baş başa kalıp, bütün taassuplarımızı bir süreliğine de olsa kenara bırakıp, vicdanımızın sesine kulak versek, Hakkaniyetli yaşamın kapısını aralamış oluruz.

Hayatımızı bir başkalarının doğrularıyla veya yanlışlarıyla yaşamak yerine, kendi yanlış ve doğrularımızla yaşamayı tercih etmeliyiz.

İlim ve bilim insanlarının kendi aralarındaki münazaraları konumuzun dışında.

Avam olarak bizi ilgilendiren doğrularına elbette boyun eğmek zorundayız.

Çünkü hayatta her konunun uzmanı olmamız imkansız.

Yine de temkinli yaşamak, şartlanmış yaşamdan daha iyidir.

Doğru yolda yürümek, vicdanla arkadaşlık yapmaktan geçer.

Yazılı çizili kural ve kanunların dışında, -ki bazen bunlarda yetersiz ve cevap veremez durumda olabilir- o zaman yazılı çizili olmayan vicdan devreye girer.

………..

Yalan, kin, nefret, haset, kıskançlık, mevki, makam, mal ve yandaşçılık her zaman bir potansiyel olarak insanın, kapısı kilitli karanlık bir odasında durur.

Bu kapının açılmasıyla birlikte vicdan da kara bulutların girdabına girer.

Yanlışları da kanıksamaya başlarız, dün normal olmayan bugün artık normalmiş gibi gelir.

Dolayısıyla devamlı olarak karanlık odanın kilidini, vicdanımız gözetiminde beraberce zaman zaman kontrol etmemiz gerekiyor.

Karşıt tarafın doksan dokuz doğrusunun üzeri çizilir, tek yanlışına her şey feda edilir.

Sonrasında ise gelecek adına verdiğimiz ve vereceğimiz kararlar karanlık odadan çıkan öğeler üzerine inşaa edilerek devam eder, bu duruma ancak kararmamış vicdanımızla müdahale edebiliriz.

Yani iç MUHASEBE.

Görüşü, duruşu, safı, zihniyeti benimkiyle uyuşmasa bile, haklı olduğu konularda “işte burada doğrusun” deme cesaretini gösterip, haklısın arkadaş diye biliyor muyuz?

Hakkaniyetli olmak, azılı bir caninin bile zerre kadar hakkı varsa o hakkı ona verebilme demektir.

Yani ADALETLİ olmak..

Adaleti devletlerin yargı sisteminden elbette bekleriz, ondan önce kendi vicdan yargımızı işlete biliyor muyuz?

Yoksa amasız, fakatsız, şartsız tarafı olduğumuz figürlerden, “ne gelirse gelsin kabulümdür” ile şartlanmışlık torbasına mı atıyoruz?

………

Siyasi ve politik söylemler, rakiplere karşı üstünlük sağlamak için içinde bolca yalan barındırır.

Eski kamuoyu oluşturma prensiplerinin yerini, günümüz iletişim araçları aldı, daha kısa zamanda daha etkin sonuç alınıyor.

Kamuoyu daha kolay manipüle ediliyor.

Başta siyasi partiler, şirketler ve devletler algı yönlendirmesi için ücretli eleman çalıştırıyorlar.

“Bul karayı al parayı” tezgahına yakalanan hiç de azımsanamayacak topluluklar var.

Çok örnek verebiliriz…

Dikkatimi çeken örneklerden sadece birtanesi;

Suudi Kral Abdullah’ın (90 yaşında öldü) foto montajlanmış ihtiyarlık fotoğrafı, sözde bir bayanla ateşli öpüşme, sosyal medyanın birinde servis edildi.

Montaj olduğu çok bariz olduğu halde, alttaki yorumlarda hakaret ve küfür tavan yapmış.

Manipüle edilmeye hazır topluluklar eskiden de günümüzde de her zaman var.

Başkalarının yanlışları bizim doğrularımız olmasın…

İyi haftalar,

Cengiz Kaya
Melbourne

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here