İtirazım Var: UTANIYORUZ…

1

Afganistan’a ABD istiyor diye asker gönderdik.

Sadece Afganistan’a değil, büyük abimiz nereye çağırırsa oraya gidiyoruz.

Elimiz mahkum, hadi gel de gitme…!

Mahallemizin azılı kabadayılarının şerrinden ancak büyük abimiz bizi koruyabilir.

Öyle eften püften değil kabadayılar, her birinin nüfusu milyar ve yüz milyonlardan başlıyor.

Townsville ormanlarında, Birinci Dünya Savaşı’ndan kalma, düşürülmüş düşman uçaklarının kalıntıları halen duruyor.

Avustralya gibi nüfusu az kendisi büyük bir kıta, her zaman iştah kabartıyor.

Asya-Pasifik’te öyle yapayalnız, elinizi kolunuzu sallaya sallaya dolaştırmazlar adamı.

Askeriye için savunma bakanlığına ayırdığımız bütçe 39 milyar dolar.

Savaş olmasa da, hazır kıta beklemenin maliyeti maalesef çok yüksek.

Zamanın Paul Keating hükümeti, bu korkumuzu yenmek için, kabadayılarla bir takım kağıtlara imzalar attılarsa da, korkumuz hep devam etti ve edecek.

90’larda Dışişleri Bakanlığı’na yakın olduğum için meselelerden az buçuk haberdarım ancak jeopolitik konumumuz başka bir konu başlığı olduğundan daha fazla uzatmıyorum bu hususu.

10 seneyi aşkın Afganistan’da kaldı askerlerimiz. En çoğu 2007’de olmak üzere 41 ölü, 261 yaralı verdik.

Düşman tarafına ne kadar zayiat verdirdik rakamlara yansımadı.

Rakamlara yansıyan, daha doğrusu katlettiğimiz savunmasız köylü, çiftçi Afganistanlı sivil sayısı 39.

Sivillerin hiçbiri de kaza kurşunuyla ölmedi.

Bilerek, kasten, keyfine, zevkine öldürüldüler.

Askerlerimiz içiresindeki, insanlık yoksunu, sözde barış için giden yaratıklar, 4 senelik bir soruşturma sonucunda ifşa edildiler.

Bu günlerde dünya basınında çokça yer alan, barbar olmanın utancını yaşıyoruz.

Elbetteki genelleme yapıp, bütün silahlı kuvvet mensuplarını suçlamak, aşağılamak, hakaret etmek Avustralya’ya ve onun değerli ordusuna ve ailelerine saygısızlık olur.

Savaş dışında arama kurtarma ve diğer konularda insani yardım faaliyetleri icra eden çok saygın bir orduya sahibiz.

Genelkurmay Başkanımız Angus Campbell, başından beri soruşturmayı destekleyip, suçluların bulunması için azami gayreti göstermiştir.

Katliamı, şavaşın bir parçası olarak örtbas yoluna gitmeyip, soruşturma komisyonuna gerekli bütün kapıları açmıştır.

Genelkurmay Başkanlığı’nı ve Hükümeti, şeffaf tutumlarından dolayı takdir ediyoruz.

Eğer bir suç varsa, bu suçun tek sorumlusu sadece asker değil, aynı zamanda orduya bu görevi veren siyasi iradedir.

Siyasiler, askerleri suçlayıp kendilerini dışarda tutarak suçlarını kapatamazlar.

Zaten siyasiler de, askerler de suçu kapatma inkarcılığına girmediler.

Takdire şayanlıkları da, inkarcı ve örtbascı olmamalarından dolayıdır.

Sevgili okurlar, inanın dünyada en temiz savaşan bir devletiz, şavaş hukukuna uyan ve uygulayan örnek bir askeri yapımız var.

Bu kadar temiz ve hassas bir ordunun içinden çıkan pislikler maalesef oluyor.

Şavaşın da, temizi mi olurmuş…!

Tarihte ve günümüzde siviller ve masumların zarar görmediği bir şavaştan söz etmek mümkün değil.

En temiz şavaş, en kesif tuvalet kokusundan daha da kesiftir.

Savaş eşittir ölmek, öldürmek, kan akıtmak demektir.

Masum, suçsuz, çocuk, bayan, yaşlı ve siviller şavaşın en çok mağdurları.

Evlerini, mallarını mülklerini, sevdiklerini kaybetmiş, canlarını kurtarmak için mülteci durumuna düşmüş; karda, kışta, aç susuz yollara çıkmış, nice insanın bu zor yolculukta patlayan mayınlar ve batan botlar nedeniyle hayatlarını yitirdiklerini duymayan bilmeyen var mı?

Savaşı çıkaranların da, destek olanların da, seyirci kalanların da nokta nokta nokta…

Masumların kanını akıtan zalimlere karşı…

(Kusura bakmayın edepli olamam)

Şimdi bizde durum böyleyken, dünyanın başka bölgelerindeki sözde süper devletlerin ve onun askerlerinin namusluca hesap verdiğini hiç duymadık.

Devamlı örtbas etmişlerdir.

Avustralya olarak, biz bu kadar temiz olduğumuz halde, elimize bulaşmış 39 Afgan kanı varken, temiz olmayanları bir hayal edin…

BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, eğer en kısa zamanda önlem alınmaz ve şavaş durdurulmaz ise Yemen’de milyonlarca insan açlıktan ölebilir çağrısı yapıyor.

Sanki dünyanın umurunda…!

Başta Suriye ve Yemen olmak üzere, Ortadoğu coğrafyasındaki ülkeler hem inanç, hem lisan, hem ırk, hem kültür olarak aynı değerleri paylaşıyor, yani soy olarak kardeşler.

Fakat bu coğrafya son yüz seneden beri tam bir bataklık ve savaşlar hiç durmadı.

O kadar zengin kardeşler içinde, milyonlarca insan göz göre açlıktan ölüyor ya da mülteci durumuna düşüyorlar.

Bırakın petrol Şeyhlerini, sıradan Katarlı biri bile, Yemen’deki açlığı durdurabilecek servete sahip.

Mülteciler kendi kardeşlerinin merhametine değil, Avrupa’nın, Amerika’nın merhametine sığınmak için ölümüne yollara düşüyorlar.

Zalimler için cehennem olsa gerek…

Barış dolu bir dünya temennisiyle.

Cengiz Kaya
Melbourne

1 Yorum

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here