CENGİZ KAYA YORUMLUYOR – Sizi gidi Gavurlar sizi…

0
450

Dini, dili, ırkı, mezhebi, memleketi…

Ne ve nere olursa olsun.

MERHAMETSİZ-VİCDANSIZ-ACIMASIZ-ZULÜMKAR ! insanlara ben GAVUR diyorum.

Müslüman, Hıristiyan, Yahudi ve diğer dinlere inan-inanmayan…

Merhametsiz, vicdansız, acımasız, zulümkar insanların alayına GAVUR diyorum.

Doğduğu büyüdüğü topraklarını, memleketini, sevdiklerini öyle keyfine laf olsun, eğlence olsun, macera olsun diye kim terk eder de düşer yollara?

Terk edişin mutlaka acı bir sebebi vardır.

Savaş, iç çatışmalar, işkenceler, hukuksuzluklar, adaletsizlikler ve AÇLIK.

Onurlu yaşam için umut yolculuğuna açılan kapıdan çıkıştır mültecilik.

Zor karar verilir.

Belki kaçtığı ülkeden daha tehlikeli bir yolculuk bekliyordur kendisini.

Ölüm ile arkadaş olup yola çıktığının farkında olmakla beraber refah içinde, onurluca ve insanca bir yaşam ümidi daha ağır basar hayal terazisinde.

Hayalinde ölümü değil umudu yaşatır…

Sığınmak istedikleri merhametler, bazen öyle vicdansızlaşır, çirkinleşir, çirkefleşir ki…

Sadece konuştukları için insan dersiniz O yaratıklara..!

Mülteciler, sanki hayvanat bahçesinden kaçmış yırtıcı hayvanlar gibi muamele görür, bazen da terk edilmiş, sahipsiz açlıktan ölmek üzere uyuz köpekler ya da kilo ile satsan değeri beş para etmeyen atıklar, süprüntüler, sürüler gibi muamele ile karşılaşırlar.

Ey insanoğlu!

Şunu lütfen artık anlayalım: Mülteciler istilacı değillerdir, çalışıp kazanıp onurluca bu dünyada yaşam sürmek isteyen, hemcinslerimiz, kardeşlerimizdir.

Kızgınlığımın sebebine gelince…

İçinde kadın ve çocukların da olduğu, şişme botlarla denizin ortasında akıntıyla ilerlemeye çalışan umut yolcuları, sahil güvenliğin zıpkınlarla yanlarına yaklaşıp, botlarını delip ölüme terk edip, uzaklaşan katillere, canilere, GAVUR demeyip de ne diyeyim…

Büyük sahil güvenlik botlarıyla, şişme botların etrafında dolaşarak dalga oluşturup alabora olmalarını sağlayan, çoluk çocuk, kadın demeden denize düşürüp ve oradan uzaklaşan katillere GAVUR demeyip de ne diyeyim…

Sınırları bir şekilde geçenlerin başına da gelmeyen kalmıyor.

Afrikalı bir mülteci görüntülerle adeta vahşetin belgeselini çekmiş.

Üç gün boyunca aç susuz, her gün dayak ve kırılan parmaklar.

Üç gün sonra paraları ve tüm belgeleri ellerinden alınarak çırılçıplak yapılıp sınırın öbür tarafına atılmalar.

Efendiler liderlik edası ve havasıyla, New York’ta BM toplantısına katıldılar; ikili görüşmeler yaptılar, yediler, içtiler döndüler.

Hiçbirinin ağzından bu yaşanan katliamlar için tek bir kelime çıkmadı.

Bildikleri halde sustular.

Bunlara da dilsiz şeytanlar demeyip de ne diyeyim

Yezidleşen Dünya ve Masum Kerbela.

Sanmayın ki yok! O mahkeme-i Kübra…

*****

Virüs ve aşı karşıtı grupların çemberi içine son zamanlarda inanç gruplarından da birtakım kesimlerin dahil olduklarını gözlemliyoruz.

Fikir ve yaşamları birbirine tamamen zıt, hiçbir şekilde bir araya gelmeleri hayal bile edilemez grupları, virüs ve aşı karşıtlığı bir araya getirmeyi başardı.

Bu zıt gruplar, polise karşı omuz omuza kolkola girerek müthiş bir mukavemet sergiliyorlar.

Keşke virüs dışında da bütün haksızlıklara karşı omuz omuza bir güç birliği oluştursalar.

Hiç ümidim yok…

Bilmem kaç defa kendimi sorguladım, tam bağımsız ve adaletli düşünmeye gayret ettim.

Aşı karşıtları ve virüse inanmayanlara hak vermek istiyorum, “yahu bu insanlar da şundan dolayı haklılar” diyebileceğim doğru dürüst, geçerli, ilim-bilim bünyesi içerisinde bir argüman bulamadım.

Yahu bu kadar da sallamak olur mu…

İçi hamaset dolu bir sürü masal anlatmaktan başka bir şey olmayan karşıtlılık argümanları.

Bomboş itirazlar, ne dinlemeye ne de analiz yapmaya değmeyen basitlikler.

Ancak delinin kuyuya attığı taş hiç de küçümsenmeyecek boyutlara çıkmış durumda.

Deveye hendek atlatmanın daha kolay olduğu günümüzde, demokrasinin nimetlerini tersinden yorumlayan ve delmeye çalışan bu gruplara tahammül etmenin de bir sınırı var.

Mesele insan hayatı olmasa, umursamaz sallar geçersin.

Bunlara göre Nuh peygamber değil.

Kanunlar ve insan hakları engel olmasa, hastahanelerde oksijen tüplerine bağlanmış korona hastalarını canlı yayınlasanız bile yine inanmazlar.

Fakat yönetimler kendi vatandaşlarına zorbalıktan çok, o grupları ikna edici yöntemler bulmalıdırlar.

İyi haftalar.

Cengiz Kaya
Melbourne

Kendisi son 40 yılını Avustralya’da geçirmiş, bu süre içerisinde çok farklı iş ve hayat tecrübeleri edinmiştir. Avustralya’da yaşayan Türk toplumunun geçmişini ve bugünü çok yakından bilmekle beraber Avustralya eski Dışişleri Bakanlarından Gareth Evans’ın uzun süre danışmanlık görevi de yapmıştır. Özellikle Avustralya’da yaşanan güncel gelişmeleri yakından takip eden ve gördüğü yanlışlıkları veya hataları yeri geldikçe dile getirmekten çekinmeyen bir yapıya sahiptir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here