İtirazım Var: ÇİN YOK DESE, DÜNYA DONSUZ GEZER…

0
371

Sevgili okurlar,

20, 21’e bir enkaz devrederek çekti gitti, arkasından hiç de güzel söz edilmeyecek bir tarih yazdı. 21 bu kadar enkazın yükünü nasıl kaldırabilecek, doğrusu bir tahminde bulunmak çok zor.

Dileklerimiz 21’in insanlık için daha hayırlı olmasıdır.

Yeni yılın ilk günü ve tatil olmasından dolayı zaman ayırıp okuyacağınızı düşündüğümden bu haftaki yazımız biraz uzunca oldu.

Analiz içerikli uzun anlatımlar doğrusu benim de hiç hoşuma gitmez. Başta peşinen söyleyim, çay-çekirdek keyfinde bir yazı değil. Okumayı yarıda kesecekseniz bence hiç başlamayın.

……..

Amerika ve Avrupa..

Bugün sahip oldukları ekonomik gücün kökeni sömürgeciliğe dayanır. Ekonomik güç zenginlik demektir, zenginlik ise sadece kendilerinedir yani beyaz adam içindir.

Afrika’da, Asya’da, Uzakdoğu’da dokunmadıkları yer kalmadı, kendi aralarında pay ettiler Avustralya da dahil.

Pasifiklerdeki küçük adacıkları paylaştılar, haritadada bile yerlerini zor bulursunuz, Avrupa’ya binlerce kilometre uzaktalar.

Resmî dilleri Fransızca, İngilizce, İspanyolca vs.

Avustralya’da binlerce yerli öldürdüler, sezonluk çalıştırdıkları yerlileri, sezon bitiminde yemeklerine zehir katıp topluca öldürdükleri de tarih kitaplarında var.

Yerli kadınlara tecavüz ettiler, doğan çocukları da bunlarda beyaz kanı var diye, sözde medenileştirme adına annelerinden koparıp kilise yurtlarına teslim ettiler.

Geçen yüz yılımızda beyaz adamın tarihi çok çirkin vahşi ve acımasız, bütün çirkinlikleriye beraber karanlık geçmişleriyle yüzleşen torunları, dedeleri adına, medenice özür dilemesini de bildi.

Halen Amerika’da ve Avrupa’da kalıtımsal ırkçılık, çok az da olsa yer yer kendini gösteriyor.

Bu sömürgeci ve köleci kıtaların torunları bu yüz yılımızda medeniyet adına çok büyük devrimler yaptılar, geçmiş günahlarını affettirmek için sanki tövbe etmişçesine, insanlık onuruna yakışan kanunlar çıkararak anayasalarını oluşturdular.

Bugün gıptayla bakılan Avrupa medeniyeti içinde özgürlüklerin hepsi mevcut.

Sosyal devlet olmanın nimetlerinden Avrupalılar doya doya faydalanıyor.

Kanada, Avustralya, Yeni Zellanda, Japonya da sosyal devletler kategorisinde.

Kıyaslamamız dünyanın diğer ülkelerine göre, hiçbiri Avrupa medeniyetinin eline su dökemez.

Bağnazlık saplantısına girmeye gerek yok, artı ve eksileriyle şimdilik Avrupa medeniyetinden daha iyisi yok, olunca onları da yazarız.

……..

Eline su dökülemez medeniyetin, bir de perde arkasına geçip, meseleyi değişik zaviyeden ele alalım.

Amacımız beyaz adamı aklayıp paklayıp, kadife kutular içinde kaldırıp altın raflara koymak değil.

Sömürgeciliği klasik yapıdan modern yapıya dönüştürmelerini irdelemek ve Çin karşısında nasıl diz çöktüklerini analiz etmek.

……..

Çin atasözü, “balık verme balık tutmayı öğret”

Çin bu atasözünü değiştirdi, “balık tutmayı öğretme, balık ver”

1980’lerde dünyaya bedava balık dağıtmaya başladı. Amerika başta olmak üzere Avrupa ve emperyalizmin diğer ortakları Çin’in bedava balık havuzlarına balıklamasına dalar hale geldiler.

Oluşturdukları medeniyet, klasik köle ve sömürgecilik düzenine çok ciddi engeller çıkarmaya başladı. İşçi hakları, emeğin karşılığı, sendikacılık vs üretim maliyetlerini yukarı çekti. En büyük harcama işçi ücretleri ve sosyal harcamalar dalında oldu.

Çin, katı komünist rejiminde gevşetme yaparak kıyı şehirlerinde komünist parti üyelerine yarı kapitalist madalyaları takarak dünyaya kapılarını açmaya başladı. Çin’in büyük şirketlerinin sahibleri asker kökenli kominist Politbüro üyeleridir.

………

Beyaz adam sermaye birikimini kölelik ve sömürü üzerine inşaa ettiği için, Çin’in kaplarını açmasını yeni kölelik olarak gördü, bu yeni kölelik sisteminden sonuna kadar faydalanmak için anlaşmalar yaptılar.

Yanıldıklarının farkına 30 sene sonra vardıklarında iş işten çoktan geçmişti. Türkçe deyimle atı alan Üsküdar’ı çoktan geçmişti.

……….

Çin yabancı yatırımcıya öyle imkanlar sunduki inanılacak gibi değil, gel sana bedava fabrika, gel sana bedava arsa, gel sana bedava işçi, gel sana sıfır vergi, gel sana ucuz enerji, daha neler neler..

Yabancı bu cazibeye daha fazla dayanamadı, takımını, makinasını tezgahını söken soluğu Çin’ de aldı. Yabancı yatırımcı ganimet bulmuşcasına Çin’e yatırım yapıyor fabrika üstüne fabrikalar açıyordu. Çin’in rüyasında bile göremeyeceği teknoloji kendiliğinden Çin’e akmaya başladı.

Çin cazibesinin başında ucuz iş gücü vardı, öyle bedava iş gücü ki inanılacak gibi değil.

Örneğin, yatırımcı geldi, fabrika kurdu ve devletten işçi istedi. Devlet özellikle kırsal bölgelerden kolluk gücünü kullanarak, sen sen iki gün içinde gideceksin hazırlan talimatı veriyor, ertesi gün kelleler sayılarak alınıp iki sene zorunlu işçilik görevi verilip işçi isteyen fabrikalara dağıtılıyordu.

Abartısız…..!

Teslim alınan yeni köleler, fabrikada haftanın 7 günü en az 12 saat çalıştırılıyordu. Öyleki normal çalışma standartlarının tamamen dışında, yatağı yorganı, tavası tabağı bile çalıştığı makinanın veya tezgahın yanında. Yatak odaları, yemek salonları yok, sadece ortak kullanım tuvalet ve banyo var. Kapalı ceza evi gibi şartlarda 2 sene temel çalışma hizmetini, gururla yerine getiren emekçi, zorunlu çalışma hizmeti bittiğinde, kendi memleketine gidebilecek kadar parası dahi yoktu. Karın tokluğuna iki sene…

……….

Fabrika sayıları gün geçtikçe artıyor, bacalardan çıkan zehirli gazlar ve duman gökyüzünü kapatıyor, öğle saatinde bile güneşi görmeniz imkansız hale geliyor.

Beyaz adam hayatından çok memnun. İşçi hakları yok, ücret artışı yok, pirim yok, grev yok, iş kazaları sigortası yok, yok yok…

Çünkü insan denilen yaratığın değeri yok, sadece çalışmak için var olan bir tür yaratıklar…

Emperyalizmin yeni kölelerinin ürettiği 20 sentlik mal Avrupa’da, Amerika’da birçok yerde 200 dolara satılıyor. Dünyanın önde gelen markaları, mağazalar zincirini büyüttükçe büyütüyor.

Dünya insan hakları çalışma örgütünün sesleri hiç duyulmuyor..

Geçen hafta itibarıyla Fransız bakandan bir açıklama geldi.

Çin ile Avrupa Birliği arasındaki yatırım anlaşmasının 7 yıllık müzakerelerin ardından imzalanması bekleniyor. Ancak Fransa, Çin’in Sincan bölgesinin pamuk tarlalarında zorla yarım milyon Uygur Türkü’nü çalıştırdığı sürece anlaşmayı imzalamayacağını açıkladı.

Fransa Dış Ticaret Bakanı Franck Riester, Fransa’nın yalnızca Pekin’in Uluslararası Çalışma Örgütü Sözleşmelerini onaylaması koşuluyla AB-Çin anlaşmasını destekleyeceğini söyledi.

……….

Avustralya, kapattıkları fabrika ve iş yerlerini Çin’den getirdiği malların lojistik merkezi olarak kullanıyor. Her türlü sanayi gereksimini kendisi üretebilen ve ihraç eden ülke konumundan, kendi donunu bile dikemez konuma geldi. Ne tekstil üretimi kaldı, ne dikiş makinası kaldı, ne de dikiş makinası kullanabilecek beceri kaldı.

Çin yok dese, dünya donsuz gezer”….

Avustralya Başbakanı, Wuhan merkezli virüsün araştırılması için DSÖ’ye yaptığı çağrıya öyle bir misillemede bulundu ki, inanılacak gibi değil.

Kömür, demir, tarım ambargosuyla terbiye etmeye çalışıyor..

Eğer Çin ambargoya devam ederse AU ekonomisini büyük bir çıkmaz bekliyor.

…….

Çin’in cadde ve sokaklarında bisiklet sel gibi akardı, şimdilerde lüks arabalar bisikletlerin yerini çoktan almış durumda.

Yabancı yatırımcıya tepeden bakar oldular, artık gelmeseniz de olur diyorlar.

“Yabancıya yatırım için yalvaran Çin, yatırım için yalvarılan ülke konumuna geldi

Bazı ülkelerin nüfusu kadar, Çin’in istihbarat elemanları var, dünyanın her yerine kılcal damarlara kadar girmiş durumdalar. Teknoloji ve silahlanma bakımından ABD’yi geride bırakan Çin, korkulu rüya olmaya devam ediyor.

……..

Sesizce ve yavaştan dünyayı Çin’e götürüp teslim eden köle seviciler, büyüttükleri canavarı, nasıl engellerizin telaşı içindeler..

Vatikan, ABD ve Avrupa, Uygur Türklerine yapılan zulmü son zamanlarda çokça gündeme getirir oldu.

Çin’i diktayla yöneten sistemi yeni öğrenmişler gibi, insan hakları vesaire bahanelerini gündeme getirmeleri de canavara çelme atıp tökezlemesini sağlamak.

Hiç dikkatinizi çekti mi bilemem, Müslüman Uygur Türklerine uygulanan zulmü bu zamana kadar başta Türkiye olmak üzere, hiçbir İslam ülkesi ne kınadı, ne uyarıda bulundu ne de şiddetli tepki gösterdi. Bazı cılız üstünkörü açıklamalarla yetindiler.

Çin hemen hemen dünyadaki bütün limanları ya uzun yıllar kiraladı ya da satın aldı. Türkiye’de gündemde olan Kanal İstanbul projesinde dahi, resmî bir açıklama olmasa da Çin ile görüşme söylentileri ortalıkta dolaşıyor.

Tepkisizliğin sebebi ekonomik endişeler olabilir mi ?

Sevgilerimle…
Cengiz Kaya

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here