İki Dünya, Bir Bakış: HAYALLER

3
2408

İnsanlar, daha küçücük çocukken kocaman hayaller kurar. Adı gibi hayaldir ve çoğu zaman gerçekleşmez.

Ben hiçbir zaman hayallerinin peşinde koşan bir çocuk olmadım; hayallerim vardı, gerçekleştirmek isterdim ama hiç olmayacak hayallerin peşinde koşmayı da saçma bulurdum.

Bu hayallerimden biri de, günün birinde Avustralya’ya gitmek, kangurular görmek idi. 2000’li yılların başlarında Marlo Morgan’ın Bir Çift Yürek adlı romanından sonra, daha da çok merak eder olmuştum Avustralya’yı. Bir de Aborjin görmeyi arzu ediyordum.

Görebilir miydim acaba? Günün birinde? Belki? Kısmet?

Diğer hayalim de yazar olmak idi. Hatta orta okul çağlarımda roman yazma denemelerim bile olmuş idi, ama her romanın sonunda biri ölmek durumunda kalırdı. Hep “mutlu son” olacak diye bir şey yoktur gerçek hayatta diye düşünürdüm. (Eh pek de yanlış değilmiş düşüncem)

Yıllarca günlük tuttum, ama hep kendime yazdım, kendime sakladım.

Sonuç: Yazar olamadım. Çünkü okullar okumalı, boş işler ile uğraşılmamalı, üniversite bitirilmeli ve iyi kazanç getiren bir iş sahibi olunmalıydı. Yoksa, doğru halı dokumaya! Nitekim de bu sıralama ile yılları geride bıraktım.

Dönem dönem günlük yazdım, ama yazarlık bir hayal olarak kaldı ve zaman içerisinde de bu heves tamamen yok oldu, hayatın koşturmacasında kaybolanlar kulubüne ben de katıldım.

Başarılı bir iş hayatım oldu, o dönemler au-pair’lik moda idi, ben de İngilizcemi ilerletip, yabancı ülkelerde hem çalışmak, hem de yaşamak istiyordum. Yeni yeni hayaller edinmeye başlamıştım. İstanbul’da gitmediğim İngilizce kursu kalmadı lakin gittiğim kurslar, teoriden ileri geçmiyordu. Anlıyor ama konuşamıyordum! Bu çok klişe olmuş cümlecik aslında külliyen yalan! Gerçekte ne anlıyor ne de konuşabiliyordum.

Bu arada yaşım da, evdekilere ve de yakın çevremdeki teyzelerime göre bayağı bir ilerlemeye başlamıştı. Yaşıtlarım, kuzenlerim, arkadaşlarım tek tek dünya evine giriyordu. Tam da o dönemler müstakbel eşim ile tanıştım, kendisi Avustralya’ya göç etmiş bir ailenin oğluydu. Hayatım başka bir boyuta geçerken, tam da işte o dönem, unuttuğum hayalim karşıma çıkıvermesin mi? Avustralya, kangurular kıtası, benim gidebilme ve görebilme olasılıklarım.

Evlendikten birkaç yıl sonra sadece tatil için Avustralya’nın Melbourne şehrine geldim. Güzel bir şehirdi, ama nedense İstanbul gibi şahane bir şehirden sonra Melbourne bana çok yavan çok sessiz ve renksiz gelmişti. O gezimiz sırasında kanguru da görmüştüm, Aborjin de.

Hayalim gerçekleşmişti ve dahasına gerek yoktu. Çok güzel bir tatil yaptık, birçok yeri gezdik, Sidney’i bile gördüm, bol bol fotoğraflar çektim, anılarıma yeni anılar katarak, biraz da hava atarak (koskoca Avustralya’yı görmüşüm, az mı?)

İstanbul’uma döndüm. Çocukluk hayalim gerçekleşmiş ve ben Avustralya defterimi kapatmıştım. Yurtdışında yaşam sanırım çok cazip gelmemişti bana. Genelde dışarıdan hep farklı görünür yurtdışındaki yaşantılar. Belki de bunu bize Alamancılar böyle lanse etmişti. Pahalı giysiler, marka arabalar ile ülkeye ziyarete gelirler, yanlarında da bir sürü Avrupa ürünleri, ayıcıklı jeli şekerlemeler, daha neler neler… Yurtdışında yaşamı cazip gösteren bir sürü done. Hele ki o dönem bana çok cazip gelen o ayıcıklı şekerlemeler.

Aradan çok fazla zaman geçmedi ve biz eşimle hayatımızı tamamen değiştirecek (aslında benim hayatım desem daha doğru olur) bir kararla karşılaştık ve ben o an “olur, gidelim, deneyelim, olmaz ise geri döneriz!” dedim.

Avustralya maceramız bu şekilde kararlaştırıldı; yazışmalar, konsolosluk işleri, görüşmeler, vize vs. derken ben kendimi Avustralya’nın Melbourne şehrinde buluverdim. Hayatımdaki dönüm noktalarından birini oluşturur bu karar. İlk aylar, hatta ilk iki yılım, bana bitmeyen bir tatil gibi gelmişti. İş yok, güç yok, çocuğum yuvada, ben dil okulunda, kayınvalidemlerle aram mükemmel, keyifler gıcır. Daha ne olsun? Hatta o kadar büyük cümleler de kurmaktaydım ki, 4 yıl sonra ülkeme geri dönecegim.

Kulakları çınlasın, bir amcam, kinayeli kinayeli gülerek, “dönersin, dönersin Türkiye’ye, biz de bir ev parası biriktirip dönecektik, 3 yıllığına geldik, 40 yıl oldu, hala gideceğiz!” demişti. Bu ülkede 5. yılımı da tamamlayınca Türkiye’ye geri dönüş fikrini rafa kaldırdım. Yıllar yıllar önce, küçük bir kız çocuğu iken , o hayalleri kurarken, günün birinde Avustralya’nın benim ikinci memleketim olacağını nereden bilebilirdim ki?

İnsanlar bence her beş yılda bir hayatlarında yeni kararlar almalı. Ben de hayatımın bu ülkede devam edeceğini anlayınca, yeni kararlar aldım. Ama önce evime, yeni koltuk takımı ve bir sürü bardak, çanak, çömlek aldım. Döneceğim diye ikinci el yaşadığım yaşantıyı direk çöpe atıp, hem evimi, hem yaşantımı, hemde bakış açımı yeniledim. Bu ülkeye uyum sağlamaya, kendimi geliştirmeye, yetiştirmeye daha çok ağırlık verdim. Zaten zaman içerisinde belirli bir çevrem de oluşmuştu. Okullara devam ediyor, çocuklarımla kaliteli zamanlar geçiriyor, en önemlisi sosyal hayatımı da aktif tutuyordum. Facebook ise uzakları bana yakınlaştıran, en büyük sosyal ağ olmuştu.

Küçük anekdotlar ile buradaki yaşantımı eşime, dostlarıma, arkadaşlarıma tanıtıyor, gerek paylaştığım fotoğraflar, gerek ise yazdığım yazılar ile beni takip edenlerin simalarında tatlı bir tebessüm oluyordum (söyleyenlerin yalancısıyım).

Sonra bu yazılar daha sık yazılır oldu, bir de baktım ki, yerel gazetelerde de yazmaya başlamışım. Bana bu imkanı verip, beni teşvik edenlere ne kadar teşekkür etsem azdır. Bu yazılar ile yıllar içerisinde farkında olmadan diğer hayalimi de gerçekleştirmiş olduğumu gördüm. Belki günün birinde dünya çapında da (hayalleri yüksek tutmak şart) yazıları okunur, keyifle takip edilir, bir yazar olurum, kim bilir?

Yerel gazetelerdeki gönüllü yazarlık macerama uzun bir süredir ara vermiştim. Sonra bir gün bir mesaj geldi dostumun birinden. Avustralya Postası ile kesişiverdi yolumuz ve işte ben bu sayfadan yazılarım ile siz sevgili dostlara “İki dünya arasından bir bakış” ile MERHABA diyorum yeniden.

İki hayalimi paylaşmak istedi ahenkle dans eden parmaklarım bugün sizlerle. Hayal etmek çok güzel, peşinde koşmasak bile (ama bazan da koşmak gerekebilir). Eğer o hayal sizi bulacaksa, mutlaka geliyor ve de buluyor. Hayal kurdum ve evrene gönderdim. Evren de o hayali bana yıllar sonra da olsa lütfetti.

Sevgiyle ve hoşluk ile kalın.

Nazlı Çalşimşek
Melbourne

3 YORUMLAR

  1. AVUSTRALYA POSTASINDA YAZILARIYLA HAYATIMIZA RENK KATACAK OLAN SEVGILI DOSTUM NAZLI’NIN , IKI DÜNYA BIR BAKIS ADLI KÖSESINI MUTLAKA TAKIP ETMENIZI ÖNERIRIM… GELECEGIN BASARILI YAZARLARINDAN BIRI OLACAGINA INANIYORUM, TABI KENDISI YAZMAKTAN VAZGECMEZ ISE… COK YALIN, AKICI VE ESPRILI BIR DILI VAR, OKURKEN YAZILARINDA DÖRT MEVSIMI DE YASARSINIZ ZAMAN ZAMAN… OYLE YAZAR, ICTENDIR, SAMIMIDIR, TIPKI KENDISI GIBI… ONCELERI FACEBOOK SAYFASINDA YAZAR IDI , ISTE O ZAMAN BAGIMLISI OLDUM YAZILARININ… SONRA THE MELBOURNE POST’TA YAZMAYA ,SONRA DA MILLIYET VE SIMDI DE AVUSTRALYA POSTASINDA.. YOLUN ACIK OLSUN ARKADASIM..
    YENI YAZILARINO BEKLIYORUM…

  2. Sevgili Nazlı,
    Ne güzel anlatmışsın çoğumuzun ortak yaşanmışlıklarını. Kalemine, yüreğine sağlık! Devam yazılarını da bekliyorum.
    Sevgiler…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here