İki Dünya, Bir Bakış: FUTBOL DULLARI

1
664

Bu tanımı ilk defa eşimden duydum. Avustralya’da yetişen, Avustralya futboluna ilgi duyan herkesin bilebileceği bir tanım “Football widows”.

Öğrenmenin yaşı yok, diyerek nereden bu konuya girdiğimden bahsetmek istiyorum. Bu arada şürç-i lisan edersem şimdiden affola.

Futbol hiçbir zaman ilgi alanıma girmemesine rağmen, fanatik Fenerbahçelilik’ten dönme Beşiktaşlı’yım. (Metin-Ali-Feyyaz dönemi nedeniyle, zaten ondan sonrası da yok.) Takımım BJK, rengim SİYAH-BEYAZ.

Çocukluğumdan hatırlarım, babamın ufak bir radyosu vardı, her haftasonu o radyo ile aşk yaşardı. Radyodan dinlediği maçlar, sanırım aldığı spor lotto skorları ile ilgiliydi. Çocuktum diyorum ya, sırf hatırladığım, 1 mi, 2 mi, sıfır mı.(berabere mi)

Televizyonda izlenen maçlarla da hiç ilgim olmazdı, ama ara sıra göz atıp, bizim takım topu ağlara yolladığında, heyecanla “GOLLLLLL” diye haykırmışlığım da vardır. İşte o kadar.

Biz Türkler, genel olarak futbol sevdalısı bir milletiz. Büyük futbol maçlarında, özellikle büyük şehirlerde hayat durur, yollar kapanır, tüm gün ilgili takımın fanatikleri ellerinde bayraklar, üzerlerinde kaşkollar, şapkalar, dillerinde marşlar, özgürce (maalesef bazılarımızının özgürlüğünü de kısıtlayara) tezahüratlarla stadyuma yürürler.

Çok kalabalıktır, çok heyecanlıdırlar.(bana göre ürkütücüdürler de) O an tek amaç kazanmaktır ve bunun için hazırdırlar. Hayatının büyük kısmı İstanbul’da geçmiş biri olarak; Anadolu yakasındaki Kadıköy ilçesi Fenerbahçe’nin, Avrupa yakası – Beşiktaş ilçesindeki İnönü Stadyumu Beşiktaş’ın, Mecidiyeköy’deki Ali Sami Yen de Galatasaraylıların kalesidir ve büyük maçlarda bu muhitler resmen tezahüratlar ile inler. O günler bazı semtler, kolluk kuvvetleri ile ekstra yoğundur. Çünkü futbol zamanıdır ve hayat farklı akmaktadır.

Hayallerimden biri de futbol sevmeyen, sevse bile hayatı futbol etrafında dönmeyen biri ile hayatımı birleştirmekti, nitekim de bu hayalim gerçekleşti. Ta ki Avustralya futbolu ile tanışana kadar.

İlk zamanlar anlamadım, bu ne tarz bir futbol diye; yumurta şeklinde bir top, peşinde koşturan, eline geçirdiği topu, kale diye adlandırılan 4 çubuk arasından geçiren iri yarı futbolcular. Rugbi desem, değil. Amerikan futbolu mu desem, ama o da değil, çünkü omuzlarda iri vatka yok, değişik bir tarz. Sözün özü, bu değişik tarz sporun adı Avustralyan futboluymuş, hatta bizim futbol olarak bildiğimiz de Avustralya’da “soccer” olarak bilinirmiş. Tamamen farklı bir oyun tarzı, kurallar değişik, orta çubuktan giren yuvarlak top 6 sayı, kenar çubuklardan giren top 1’er sayı, maç 4 evre ve el ile topa vuruş yapmak serbest. Tabi bu arada çubuk diye adlandırdıklarım da kale oluyor. (bu bilgime bile şükrediyorum ben)

Genel olarak sporlara ilgili olmadığım için (büyük bir kayıp değildir umarım), bu futbolu da, bu ülkede yaşamama rağmen, bilmeyebilirdim. Ama eşimin de bu ülkede yetişmiş olması ve bu futbola olan ilgisini keşfetmemle ister istemez bilgi sahibi oldum. (evrene gönderilen hayal geri döner)

Bugün (29 Eylül) Avustralya’nın iki büyük şehrinde spor finalleri var. Melbourne’deki AFL Collingwood ile West Coast Eagles karşılaşması. ( ek bilgi: Bunlardan biri AFL: “Avustralya Futbol Ligi”, yumurta şeklinde top ve peşinde koşturan 22 futbolcu ve el-ayak serbest oynanıyor, diğeri ise NRL: “Ulusal Rugbi Ligi”, yine yumurta şeklinde top ile oynanıyor ve sporcular birbirleriyle çarpışarak bu oyunu kazanma mücadelesi veriyor.)

Son bir haftadır da gerek televizyonlarda, gerek haberlerde bu büyük final maçları ile ilgili konuşmalar, yorumlar, programlar izleniyor. Cuma günü (ki final maçı nedeniyle resmi tatil ilan edildi) Melbourne şehir merkezinde büyük bir kalabalık, tüm futbol severler, geçit törenindeydi.

Hava şartları ve benim ilgisizliğim ile bu gösteriden mahrum kaldık. Ama bugün ben de birkaç saatliğine “futbol duluyum”. Eşim tüm şıklğı ile hazırlandı, kaşkolunu ve de şapkasını da yanına alarak, büyük finali (AFL Grand Final) arkadaşları ile izlemek için evden ayrıldı. Dilerim tuttuğu takım (siyah-beyaz) kazanır. Gerçi kazansalar da kaybetseler de benim televizyondaki yorum dinleme çilem bitmeyecek ki!

İnsanların gerek spor, gerek sanat olsun, mutlaka ve mutlaka ilgi alanlarının olmasından yanayım. Avustralya’da gördüğüm futbol sevdası, benim Türkiye’de görüp ve yaşadıklarımdan inanın çok farklı. Şu ana kadar, bir futbol maçı sonrasında, ne kavga duydum, ne yaralanan, ne de ölen. Küfür duymadım dersem yalan olur, o da olacaktır. Hatta bu futbolun güzelliği, insanların gerçekten futbol izlemeye gitmeleri. Enteresan gelen bir şey de, taraftarların yanyana, birlikte, aynı ortamda oturmaları. İlk tepkim “nasıl yani?” olmuştu, kavgasız bir maç, inanamamıştım. Yan yana oturan farklı taraftarlar, ve biri kazanıyor, diğeri de kazanan takımın arkadaşını tebrik ediyor, dövüp-kafa göz yarmıyor. Enteresan değil de nedir?

Avustralya’da yaşamanın bana kazandırdığı güzelliklerden birisi de, insanlardaki maç kültürü oldu. Her takımın taraftarı kazanmak, büyük kupayı almak ister, ama kazanmak kadar kaybetmek de vardır, ve kaybetmesini bilmek de bir erdemdir.

Cumartesi günü oynanan büyük final karşılaşması sonucu bizim takımın 4 sayı ile mağlup olduğunu öğrendim. Üzülmüş tabiki taraftarlar ve de eşim. Ama hayat devam ediyor diye teselli ederken eşimi, ben de çaktırmadan çiftetelli oynuyorum içimden. En azından Mart ayına kadar AFL ile ilgili televizyonlarda ne yorum dinleyeceğim ne de Fossil’i.

Sevgiyle ve hoşluk ile kalın.
Nazlı Çalşimşek – Melbourne

1 Yorum

  1. Herzamanki yazdıklarını okuyucularına yaşatan bir insan Nazlican. SEVEREK OKUYORUM, örnekleri çok hoşuma gidiyor, yalin ve yakın anlarım tarzı gerçekten takdire değer.

    Daha farklı yazılarında daha farklı tatlarla buluşmak üzere..

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here