İki Dünya, Bir Bakış: BAVULLA İMTİHAN!

1
278

Yurt dışında yaşayanlar için sanırım en heyecan verici olay, memlekete gidiş zamanı olmalı. Aylar öncesinden tatil planlanır, çocuklular için o dönem çok önemlidir çünkü çocukların ne okuldan kalması istenir ne de tatilden. Biletler alındıktan sonra, bekleme süresi başlar. Ta ki o vakit yaklaşana kadar.

Yola çıkmaya haftalar kala beni bir bavul telaşıdır kaplar. Her tatil öncesi kendime verdiğim sözler aklıma gelir… “Bu sefer az ve öz eşya götüreceğim, gerekirse Türkiye’den alırım. İlla 30 kilo bavul hakkımı doldurmak zorunda değilim, di mi ama!” (Bence bu cümlenin sonuna dört beş ünlem işareti bile az kalır, çünkü bu sözler hiçbir zaman gerçekleşemez.)

Bu sefer de başarılı olamadım. Ümitsiz bir vak’ayım. Kabul ediyorum. Ama ne yapayım, bu sefer Türkiye’nin kış mevsimine denk geldik, bavula ekstra konulacak hırkalar, yelekler, paltolar, botlar. Kilo ağırlığının sebebi budur, diye kendi kendimi teselli etmeye çabalarken eşimin “biz seni yaz dönemi tatile giderken de gördük!” iğnelemeleri inanın çok canımı yakıyor. Ne yani, mayo, plaj havlusu, terliği almayayım mı yanıma… 😊

Yıllardır her tatil için (ister yurt dışı olsun ister yurt içi fark etmez) hep “elimi kolumu sallaya sallaya” yola çıkmak isterim. Ama bir türlü bunu başaramam. Büyük bavulların yanı sıra el bavul hakkımızı bile tıka basa doldurur, sonra da hava limanında boynu bükük küheylan rolüne bürünürüm. Bazen bu taktik işe yarasa da bazen hiç kül yutmayan görevlilere de denk geldiğimiz olur. Bu sefer de öyle oldu. Görevli hanım nuh dedi, peygamber demedi. Kolumdaki çantaya kadar her bir yükümüzü tarttı. (Duyduk duymadık demeyin, kurallar değişmiş uçağa giren her şey tartılıyor. Ay iyi ki beni tartmadılar.) Altı üstü 15 kilocuk fazlamız çıktı, o da içeri alınmadı. Eee mecbur bıraktık, bir yığından da laf işittik sevgili eşten. 15 kilocuk için değer miydi yani…

Tabi, ben işin biraz mizahındayım, ama bu yazdıklarım da çok gerçek. Uçağa eşyalar verildikten ve güvenlik kontrollerinden kolay bir şekilde geçtikten sonra, bir oh çekilerek uçaktaki koltuklarımıza serilmek tabiki günün başarısıydı. Bu saatten sonra tek beklenti, başlasın servis, çok acıktım, çok…

Yolculuk uzundu, hep oturduğumuz için de biraz yorucuydu. Aralarda yakalandığımız türbülansları saymazsak, sonunda İstanbul’a iniş sağ salim tamamlandı ama daha çilemiz bitmemişti. Daha uçaktan inilecek, pasaport kontrolünden geçilecek, bavullar alınacak, o bavulları sığdırabileceğimiz bir taksi bunulacak, İstanbul trafiğinde raks edilecek, köprü geçilecek ve aileme kavuşulacak.  Abartmıyorum tam 3 saat sürdü anacığıma ve babacığıma kavuşmam.

Her evin bir kokusu vardır, eşikten adımımı atar atmaz o koku bendimi sarıverdi. İçimi bir huzur kapladı. Anneaannem koktu, babaannem koktu, annem koktu bu ev. Geçmişlerim, şu anım ve geleceğim bir aradaydık. Özlemle sarıldım anneme, babama, aileme. Gurbetliğin kucaklaşmasıydı, hiç bitmesin istedim.

Ama daha çok işim vardı, bavullar açılacak ve yerleşilecekti.

Rüyadan uyandım.

Türkiye’mdeyim, ailemleyim.

Bir müddet buradan sizlere yazmaya çalışacağım.

Gurbetimdeki dostlarım, hepinizi sevgiyle kucaklarım, hoşlukla kalın.

Nazlı Çalşimşek
Türkiye

1 Yorum

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here