İki Dünya, Bir Bakış: AVUSTRALYA’DA NASIL OY KULLANDIM?

0
442

Son zamanlarda gündem SEÇİMLER. Hem Türkiye’de yenilecek olan İstanbul Belediye Başkanlığı seçimleri hem de Avustralya’daki seçimler.

Her iki ülkede de yaşayan/yaşamış biri olarak, en büyük farkı görenlerden biri de benim elbet. Televizyonlardan ve sosyal medyadan takip ededururken Türkiye seçim dönemini, tam da o hafta Labor ve Liberal Parti başkanlarının konuşmasına tanık oldum televizyonda. Oldukça sakin bir programdı. Birbirlerini dinlediler, birbirlerine arasıra laf soktular, kendi programlarını açıkladılar. Tansiyon hiç yükselmedi, yükselir gibi olsa bile birbirlerine karşı kibarlığı hiç bozmadılar ve programın sonunda birbirleriyle sıcak bir tokalaşma esnasında şans dilediler. İyi olan kazansın!..

Bugün günlerden Pazar. Dün, bu ülkede vatandaşı olduktan sonra 3. defa kullandığım oyumun sonucunu bugün öğrendim. Başabaş geçen bir seçim sürecinden sonra Liberal Parti yine bayrağı ele aldı gibi görünüyor. Son dakika bir şeyler değişir mi bilemem. Dün gece televizyondan seçim sonuçlarını sakin sakin izledik, bu arada diğer kanallarda da Eurovision için ter döken Avustralyalı sanatçı için şans diledik. (ne alaka oradayız ama, olsun dedik bu arada da)

Bazı siyasetçiler sandalyelerini kaptırırken diğer siyasetçilere, çıkıp kendileri için kapanış konuşmalarını yaptılar. O konuşmayı dinlerken bile, “vay be” dedim; sandalye gitti ama adam aslanlar gibi gelip son konuşmasını yapabiliyor! On yılı aşkın bir süredir bu ülkede yaşayan bir vatandaş olarak, çok politik bir insan olduğum söylenemez ama her vatandaş gibi haklarımı bilmek, kime oy atacağımı, o oy neticesinde nelere katlanacağımı veye neler elde edeceğimi öğrenmek benim en doğal hakkımdır diye düşünürüm. Seçim sonuçları da üç aşağı beş yukarı belli oldu. Bundan sonrası bir vatandaş olarak hakkımızda hayırlısını dilemek.

Avustralya’da ilk oyumu bundan 3 yıl önce kullanmıştım ve inanın çok heyecanlıydım. Çok enteresan bir deneyim olmuştu benim için. Şaşkınlık ifadesi ile komedi karışımı bir oy kullanma deneyimiydi. Artık dün nasıl oy kullanacağını bilen bir seçmen olarak gidip, aslanlar gibi oyumu kullandım. Nasıl mı? Bilmeyenlere, merak edenlere ve de Avustralya dışında yaşayan dostlarla da paylaşmak isterim bu süreci.

Öncelikle Türkiye’de çokca seçim görmüş biri olarak, buradaki şeçim kampanyaları çok yavandı bana göre. Ne haftalar öncesinden konvoy olmuş seçim araçları gördüm sokaklarda, ne de partilerin asılmış bayraklarını. Çünkü benim anavatanımda aylar öncesinden bangır bangır seçim otobüsleriyle şenlenir ortam. Zaten yeteri kadar olan gürültülü ortama biraz daha katkıda bulunur şeçim araçlarından çığırılan şarkılı türkülü “oyunuzu bize verin!” sesleri. Hatta ve hatta her yerde seçim bayrakları, broşürleri, çevreye verilen kirlilik de olmazsa olmazıdır seçimlerimizin.

Avustralya’da ise hiç mi hiç seçim havası yoktu. Seçim süreci boyunca yapılan kampanyalar, duyurular, bilgilendirmeler, kamu spotları televiyon ve radyo programlarından biz seçmenlere ulaştırıldı. Posta kutularımıza seçim broşürleri ve nasıl oy kullanılacağını gösteren pusula örnekleri atıldı. Ayrıca Australian Election Office’den gelen bilgilendirme mektupları ile de “aman oy vermeyi unutmayın, oyunuz önemlidir, eğer oyunuzu kullanmazsanız , evinize gelen cezaya seve seve katlanırsınız” gibi bilgilendirilmeleri de belirtmeden geçmeyeyim.

Seçimin tarihi belliydi aylar öncesinden, ama erken oy kullanmak isteyenler için de bazı bölgelerde seçim kutuları ve seçim görevlileri bulunuyordu. Bundan sonra halktan beklenen, gidip oyunu kullanması idi.

Cumartesi sabahı bize göre makul bir saat diliminde hazırlanıp oyumuzu kullanacağımız ilkokula doğru yürüdük. Bu arada nerede oy kullanacağımız ile ilgili herhangi bir mektup almamıştık. Bu ülkede yaşayan her vatandaş biliyordu (ben de geçen seçimlerden deneyimledim), yaşadığın muhitteki herhangi bir ilkokula gidip, seçmen görevlisinin elindeki kalın ciltli kitapçıktan adını bulman, oraya bir “çizik” attırman, herhangi bir belge göstermene gerek olmadan, yani kendini ispatlamadan oyunu kullanman yeterliydi.

Oysa Türkiye’de öyle mi? Seçim öncesi muhtarlığa seçim kağıtları gider ve oy kullanma hakkı olanlar, muhtardan aldığı seçim kağıtları ile oylarını belirtilen okullarda kullanır. Çok sıkıdır seçimler, herkes önce kendisini ispat eder, görevini yapan seçim başındaki personele kimliğini gösterir, imzasını atar, parmağına damgasını yer ve kendisine gösterilen odacığa ya da kutularla yapılmış odacığa gider ve oyunu özgürce kullanır. Okuma yazması olmayan nineye dedeye bile yardım etmek yasaktır. Ortamda kedi tüyü bile bulamazsın. Sessizlik şarttır.

Oyumuzu kullanacağımız okulun önündeydik. Şansımıza bu sefer hiç sıra yoktu. Okul bahçesinin önünde, bağlı bulundukları partilerin broşürlerini ellerinde tutan gönüllü parti çalışanları bize formlar verdiler. Kime oy verecek isek, onların belirtiği şekilde oy kullanma örnekleri vardı o kağıtlarda. Ama zorunlu değil, herkes istediği gibi de sıralayabilirdi. Çünkü 1’den 6’ya kadar tercih ettiğin partileri sıralamak gerekiyordu. Bu kolay olanı idi, bir de başka bir liste vardı o biraz daha uzun bir sayfa ve 12 parti işaretlenyordu. (Aman kim uğraşacak, seç 6 yeter, dedim ben) Neyse, içeri girdik, masa başındaki görevli kişiye aile adımızı söyledik. Önündeki koca ciltli kitapçıktan isimlerimizi buldu. Alışkanlık hemen ehliyetimi çıkarttım, göstermek için, görevli kafasını çevirip bakmadı bile. Adım ve soyadım oradaydı ve verdiği iki oy pusulası ile oy kullanacağımız bölgeyi gösterdi.

Bu arada parmaktan damga bile yemedik. Oy kullanacağımız alan ise aynen yan yana dizilmiş telefon kulubeleri şeklindeydi ve sadece yan tarafları kartonlar ile kapatılmış idi. Yani rahatlıkla komşu yardımı alınabiliyordu. İlk önce yeşil kağıttaki oyumu rahatlıkla kullandım. Bu sefer tecrübeliydim, eşimden komşu yardımı almadım. “Bu ne? Şu ne? Şimdi ne yapacağım? diye sormadım ama konuşmak serbestti. Bu arada Türkiye’de damga basarak oy kullanılır ve de üzerinde damgası olan zarflara oy pusulaları konulur. Burada ise; yine elimize verilen KURŞUN KALEM ile tercihlerimizi yaptık. Ama beyaz ve çarşaf gibi upuzun olan oy kullandığım kağıtla bayağı bir cebelleştim. Bulunduğum alan kağıdın açılmasına olanak vermiyor idi. O uzun çarşaf gibi oy pusulasında birçok irili ufaklı partiler de vardı. Çoğunun adını ilk defa duyuyordum. Şansları hiç olur mu, hiç bilemem. Oy kullanma sırasında da çenem hiç durmadı ve devamlı yan tarafta oyunu kullanmakta olan eşime “Ay bu hangi partiydi?, şuna mı versem, ay çok kararsız kaldım. Yoksa buna mı? Hımmm bu hayvanları korumaktan yana, aaa seks partisi mi? O ne yahu?” gibi soru sorma şeklinde dialogların geçtiği bir seçim deneyimi daha yaşadım. (Gördüğünüz gibi hiç komşu yardımı almadım, ama danıştım. Soralım, öğrenelim, bilmemek ayıp değil, öğrenmemek ayıp demişler!) Sonra da hayırlısı olsun diyerek ortada duran iki ayrı kutuya oylarımızı atıverdik ve üzerimize düşen görevi yerinen getirmenin mutluluğu ile günlük Cumartesi rütunumuza geri döndük.

Açıkcası hayatımda ilk defa Avustralya’da oy kullandığımda kendimi çok garip hissetmiştim. Dalga geçmiştim yaşadığım durumla, komik gelmişti ve eğlenmiştim. İlk tepkim “Nasıl yani!?” idi, nasıl olabilirdi bu kadar basit, hem de kurşun kalem ile. Ama sonra hatalı düşündüğüm kanısına vardım. Her insanın bir oy hakkı vardı ve herkes gelip özgürce oyunu kullandı, kimse kimseye müdehale etmedi, kimse kimsenin yerine oy kullanmadı (acaba?), güven üzerine kuruluydu ortam, oyların çalınabileceği, yerine başkalarının konulabileceği, çöplerden torba torba oyların çıkabileceği, kedilerin trafolara girebileceği gibi olayların yaşanmadığı, güvenlik güçlerinin bulunmadığı, stressiz bir şeçim oldu yine. Normal seyrinde akmakta olan hayat aynı seyirde akmaya devam etti. Ne çevre kirliliği, ne gürültü kirliliği, işte burası Avustralya. Yarı şaka yarı ciddi, bu deneyimimi (uzun bir aradan sonra) sizlerle paylaşmak istedim. Umarım keyif almışsınızdır.

Sevgi ve hoşlukla kalın…

Nazlı Çalşimşek

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here