İHTİYARLAR BİZANS’A

0
179

Sydney’de oldukça uzun süren Koronavirüs karantina dönemi sona erince dostlarla ev buluşmaları da yeniden başlamış oldu. Adresimiz yalnız yaşayan bir arkadaşın mütevazi evi. Benden başka bir arkadaş daha var. Ev sahibi, Anadolu ekolünden, geleneğin imkanlarının henüz tükenmediğini savunan, sanatkar, kendini ‘yaşam boyu öğrenci’ olarak gören nevi şahsına münhasır birisi. Diğer arkadaşsa modernist görüşlere sahip, aynı zamanda bir teknoloji gurusu. Nedim’in

Meyhâne mukassi görünür taşradan ammâ

Bir başka ferah, başka letâfet var içinde

dediği gibi, içi dışından daha zengin, daha parlak karakterler ikisi de.

O geceyi dünyanın gidişatına dair hararetli bir tartışmayla geçirmektense, Coen biraderlerden bir film izlemeyi tercih ettik. Bu Coen biraderlerin filmleri oldukça ilginç. Kendini kaptırarak filmi bir solukta bitirsen de, esas mesele film bittikten sonra başlıyor; filmin edebi ve felsefi derinliği içinde haftalar boyunca kayboluyorsun.

İzlediğimiz filmin adı ‘İhtiyarlara Yer Yok’. Uyuşturucu mafyası iki grubun çatışması; çölün ortasında sahipsiz kalan paranın tesadüfen oradan geçen Texaslı bir adam tarafından alıkonulması; paranın peşine düşen mafya; sıradışı bir katil ve ihtiyar polis. Film boyunca kalbimiz Teksaslı adamın parayı kaptırmadan yakasını katilden kurtarmasını isterken, bir yandan da katil rolündeki Bardem’in performansına hayran oluyoruz. İhtiyar polis ise filmdeki en renksiz karakter.

Bir kovalamaca, bolca kan derken film nihayete erdi ancak arkasından sorular geldikçe filmin hiç de öyle göründüğü gibi olmadığı, derdinin başka olduğu ayan olmaya başladı. Sahi, böyle bir filmin adı niçin ‘İhtiyarlara Yer Yok’ olsun ki?

Filmin adı romantik dönemin son şairlerinden sayılan William Butler Yeats’in (1865-1939) ‘Bizans’a Yolculuk’ şiirinden alınma. ‘Yaşlılara göre değil bu ülke’ diye başlayan şiir, sembolik bir dille, yaşadığı ülkede artık yaşlılara yer olmadığını, gençlerin ölümsüzlük ezgilerine kulak vermek yerine duyularının peşinde koştuğunu düşünen yaşlı bir adamın, o diyarı terk ederek hayalindeki ütopya ülkesi olan Bizans’a yelken açmasını anlatır. Soylu insan uğraşlarının, sanatın, ruhaniyetin merkezidir Bizans. Sonsuzluğun ustalığına ermektir niyeti.

Böyle romantik bir şiirle kanlı bir filmin ilgisi ne olabilir?

Daha önce dediğim gibi, filmde fazla öne çıkmayan ama her şey aslında onun zihnindeki bir anlatımdan ibaret olan ihtiyar bir şerif var. Dünyanın hızla değişmesinden pek memnun olmayan, polislerin kendilerini silah takmak zorunda bile hissetmedikleri o eski, sakin günleri özleyen bir şerif. Bizim, filmin ana gövdesi zannedip izlediğimiz, aslında şerifin tahkiye ettiği olayda ise son derece soğukkanlı, cüretkar, eli kanlı olmakla birlikte -ironi bu ya!- üzerine kan sıçramasından hoşlanmayan, insan öldürmek için akla hayale gelmeyen yöntemler izleyen suçlular var. İşte bu yeni dünyada kendisi gibi ihtiyar polislere yer olmadığını anlatıp emekli olmak istiyor.

Henüz ihtiyar sayılamayacak bir yaşta olan beni bu hikaye neden bu kadar etkiledi, bilmiyorum. Kendi mesleğimdeki akıl almaz hız, sürekli yenisi üretilen ve sanki kullanmazsak çağdışı kalacağımız ima edilen telefon ve bilgisayarlar, bunların uygulamaları ve yenilik olsun diye ortalığa saçılan fikirler, girişimler… Hızla bir otomasyona, robotlaşmaya ve sanallaşmaya doğru gidiş. Yeats’in ütopik ülkesindeki dinginlik, sonsuzluk ustalığı, ruhun maddeye galip gelmesi gibi insanın nihai hedefi olması gereken şeylerin, tuhaf bir apokaliptik hırsla, huzursuzluk, anlık tatmin ve Mankurtlaşmaya kurban edilmesini izliyoruz hep beraber. Adım adım kıyameti çağırıyoruz dünyaya.

Yenilik karşıtı gibi görünen bu cümlelerim ‘gericilik, çağdışılık’ olarak gelmesin lütfen kimseye. Benim derdim, yeniliğin hazmedilmeden, insan fıtratına ve onuruna uygun olup olmadığına bakılmaksızın hemen kabul edilmesiyle. Elde var olanı en iyi haline getirdikten sonra artık ihtiyacı karşılamaya yetmediğini gördüğümüzde peşine düşeceğimiz bir yenilikle bir derdim yok elbette.

Peki, filmi bırakıp bizim dünyamıza baktığımızda, gerçekten de artık ihtiyarlara yer yok mudur? Şimdilik varsa da gelecekte olmayacak mıdır? Yeni çıkan her telefonu, tableti, uygulamayı anında öğrenen gençler karşısında ihtiyarların hiç silahı yok mudur?

Geleceğin dünyasında sağduyunun, tecrübenin, rehberliğin değeri olmayacak mıdır? Kıyamete doğru doludizgin akan bu suyu yavaşlatmak için aklı başında birilerinin bir set oluşturması gerekmeyecek midir? Metaverse dünyasında insandan, topraktan ve hakikatten kopacak nesilleri yeniden insana, bilgeliğe, evrenle bütünleşmeye çağıracak akil insanlara ihtiyaç olmayacak mıdır?

Muhakkak olacaktır! Öyleyse ben de, Fahrenheit 451 evreninde, insanlık için insanlardan kaçarak, yok olmasın diye bir kitap ezberleyen kitap-insanlardan oluşan o topluluk gibi, tüm ihtiyarları Bizans’ta toplanıp  kıyameti yavaşlatmaya çağırıyorum!

Altan Sancar
Sydney

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here