Ferhat Özkurt

HER ZAMAN İLK AKLIMIZA GELEN Mİ DOĞRUDUR?

Merhaba,

Bu hafta kendimi yazmak istediğim konular arasından hangisini seçmeliyim diye düşünürken buldum. Sonra kendimi telkin edebilmek için onca konu arasından, diğer haftalarda burada sizlerle paylaşacağım için ipucu vermemek adına şuan paylaşmaktan imtina ettiğim ilk aklıma gelen konuyu seçtim ve yazdım.

Ancak zihnim bir şekilde beni asıl yazmam gerekenin, “Her zaman insanın aklına gelen ilk fikir, doğru mudur?” sorusunu irdelemek olduğuna ikna etti. Şimdiden bu konu hakkında neler düşündüğünüzü duyar gibiyim. Ancak bence yine de siz aklınıza gelen ilk cevabı vermeden önce bu yazıyı bir okuyun derim.

Zihnimiz, birincil sistem ve ikincil sistem olarak adlandırabileceğimiz iki farklı mekanizma ile çalışır. Beyin karşılaştığı durumları önce birinci sistem ile ele alır. Eğer karşılaşılmış durum birincil sistemin tecrübesinden elde edeceği cevaplarla çözülebilecek ise, sorun yok. Aksi halde beyin, durumu ikincil sistemle ele alır. Bu da problemin en baştan analiz edilmesi, tüm verilerin dikkatle işlenmesi gerektiği anlamına gelir ki beyin için zahmetli iştir.

Birincil sistem anladığınız üzere hayatımız boyunca karşılaştığımız durumlardan dolayı oluşturduğumuz tecrübeye dayalı bilgiler ışığında, gündelik hayatta karşımıza çıkabilecek normal durumlar karşısında hızlı karar verme sürecinde zihnimizin as elemanıdır. ikincil sistem ise daha karmaşık konuların ele alındığı ve geçmişten gelen tecrübelerden ziyade gerçek veriler ile analiz gerçekleştirir. Yani kısaca birincil sisteme sezgisel, ikincil sisteme ise matematiksel sistem diyebiliriz.

Bu arada genel itibari ile hayatı boyunca çok şey yaşamış olan, farklı ülkeler gezmiş, çok kitap okumuş, farklı işler yapmış insanların, ya da hayattaki tecrübe fazlalığına binaen yaşlılarımızın, sezgilerinin neden bu kadar kuvvetli olduğunun bariz açıklamasını da yapmış olduk.

Peki öyleyse neden İnsanın aklına ilk gelen fikir ya da cevap doğru olmasın ki?

Sebebi beynimizin kendisini korumak amacıyla karşılaştığı durumları ele alırken çok fazla birincil sistemi kullanmasından kaynaklanıyor. Beyin ikincil sistemi rahatsız edip onu problemlerle uğraştırmak, yani daha fazla çalışıp yorulmak istemediği için, halk deyimiyle “tembelliğinden” her konuyu daha az efor sarf ettiği birincil sistem ile sonuçlandırmaya çalışıyor.

Bu, zihnimizi basit problemleri düşünmekten kurtaran bir kurtarıcı gibi görünse de hata yapma olasılığı çok yüksek bir yaklaşım. Çünkü sezgisel olarak ele alınan problem daha önceki benzer durumun bilgi ve koşulları yargı olarak kullanılarak değerlendirilir. Genelleme ya da sınıflandırma yapılmış yargılar ile ele alınır ve bu sayede o probleme uygun çözüm üretilir. Beyin iki kere ikinin dört olduğunu size otomatikman söyler. Bunun için bir hesap yapmaz. Çünkü çokça karşılaştığı bu sorunu çok önceleri çözmüş ve cevabı yeri her geldiğinde kullanabilmiştir. İşte tam burada insanda masumane bir ön yargı gelişir. Burada ön yargının ne kadar kötü bir şey olabileceği ile ilgili çok fazla yazmama gerek olmadığını düşünüyorum.

Yapılan araştırmalar insanların birincil sistemi ile yaptıkları hatalarda ayak dirediklerini, hata yaptıklarını kabul etmekte zorlandıklarını gösteriyor. Çünkü sezgisel olan birincil sistem, egonun besin kaynağı. Bir insanın egosunu şişiren en büyük faktör onun hayata dair bildiklerine olan inancıdır. Her ne kadar bu inanç gerçek hayatta bir değere sahip olmasa da. Olur da bir şekilde bu inanç bir şeyler tarafından sarsılırsa insanın egosu zedeleniyor ve hata yaptığını kabul etmek yerine beyin savunma durumuna geçiyor.

Bu sebeple sizi, beyninizin sizi nasıl kolay olan cevaba yönlendirdiğini tescilli olarak ispatlamış olan iki tane soru ile baş başa bırakıyorum. Bu sorular hakkında söyleyebileceğim tek şey, daha önce bu sorularla karşılaşmış olabilirsiniz, siz her ne kadar kabul etmek istemeyecek olsanız da ilk defa bu sorularla karşılaştığınızda aklınıza ilk gelen cevabın doğru olmadığıdır.

Soru 1: Bir beyzbol sopası ve bir beyzbol topu ikisi birlikte 1,10 dolara satılıyor. Sopa toptan 1 dolar daha pahalı. Top kaç paradır?

Soru 2: Bir nilüfer çiçeği düşünün. Her gün iki kat büyüyor. İçinde bulunduğu gölü, toplamda 40 günde kaplamış olan bu nilüfer çiçeği gölün yarısını kaç günde kaplamıştır?

Belki bir gün, bu yazıyı okuyan birisi, çok doğru olduğunu bildiği bir yanlışı yapmadan önce artık zihninin kendisine nasıl oyunlar oynayabildiğini bildiği için, ön yargısızca, karşılaştığı durumu ele alabilme cesareti gösterir.

Bir sonraki yazımda buluşana kadar esenlikler dilerim.

Hayat bilince güzel.

Ferhat Özkurt
Melbourne

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
%d blogcu bunu beğendi: