Hayatın İçinden: Zamanımız Satılık mı?

0

Günümüz toplumları giderek mutsuz insanlardan oluşan bir yapıya büründü.

Yalnız, endişeli, depresif, yıkıcı, bağımlı insanlar.

Değerlendirebilmek için çok uğraştıkları zamanlarını boşa harcadıklarında mutlu olabilen insanlar. Kapitalist dünyanın tüketim sevdasına kapılarak en değerli varlığımızı, zamanımızı da tüketiyoruz.

2004 yılında Facebook, 2005 yılında YouTube, 2006 yılında Twitter, 2010 yılında Instagram gibi şirketler kuruldu.

Yeni bir mecra olan sosyal medya alışılmışa nazaran çok hızlı bir şekilde çoğumuzun hayatına giriş yaptı.

Tüketimcilik, 1600’lü yıllardan beri var olan bir kavram olmasına rağmen 2000’li yıllarda yoğunlaştırılmış şekilde bir pandemi gibi yayıldı. Teknolojinin gelişmesi ile birlikte üretim, dolayısıyla da tüketim ve her alanda tüketme arzusu çoğaldı.

Üstelik ortada satılan bir ürün olmasa bile.

Ürün yerleştirme ve pazarlama ile tüketime daha fazla kapı açan sosyal medya, sonunda bizleri de bir ürünmüşcesine piyasaya sürdü.

Yavaş yavaş bu teknoloji olmadan hayatlarımızı sürdüremez olduk. Bize çok büyük kolaylık sağladı. Öğrenmek istediğimiz her bilgiye bir tıklama ile evimizin konforunda ulaştık, çocukluk arkadaşlarımızla tekrar iletişim kurabildik, gurbette yaşayan ailelerimiz ile görüntülü konuştuk, bağışlar topladık, ihtiyacı olanlara kan bulduk.

Evet, hayal dahi edemeyeceğimiz şeylere bu teknoloji sayesinde ulaştık. Aslında, buraya kadar bir sorun yok. Tüm bunlar insanlık için çok kıymetli gelişmeler. Hayat artık insanlar için daha kolaydı ve elimizde daha çok vakit olacaktı. Fakat, durup etrafımıza bakınca herkes hala çok meşgul, herkes çok stresli.

Böylece madalyonun diğer yüzü yavaş yavaş göründü.

İnsanlar teknolojiye ve teknolojinin getirdiklerine bağımlı hale geldi.

Elde ettiğimiz iş kolaylığı ile bize kalan boş vaktimiz, sosyal medya vasıtasıyla bizden geri alındı.

Tüketimcilik zincirinde ana ürün haline geldik.

Sosyal medya mecraları bizden asla para talep etmiyor.

Farkında değiliz ama ödememizi geri iadesi olmayan, yeri doldurulamayan zamanımız ile yapıyoruz. Ne de olsa kapitalist dünya düzeninde her şeyin bir karşılığı vardır.

İlk etapta bu gelişmelerin çığır açacağına inandık. Bilgiye herkes ulaşacak, daha zeki insanların olduğu toplumlar oluşacaktı. Fakat, doğru bilgilerin yerine yanlış bilgiler daha hızlı aktarıldı.

Bilgeliğin yerini cehalet, birlik ve paylaşmanın yerini ise fikir ayrılıkları ve hoşgörüsüzlük aldı.

Sosyal medyada, başkasından gördüklerimizi bazen bilerek, bazen de etkisi altında kaldığımız için kopyalıyoruz. Hepimizin hayatı ister istemez birbirine benziyor. Hep başkalarına özeniyor, kendimizi onlarla kıyaslayıp özgüvenimizi zedeliyor, kimliğimizi kaybediyoruz.

Özgün insanlar yok oluyor.

Üstelik, bu platformlar kullanıcıların ilgisine muhtaç. Reklam üzerinden para kazanmak için kullanım süresi oldukça önemli. Bizim sosyal medyayı nasıl kullandığımız, hangi tür paylaşımları daha çok beğendiğimiz, neye ne kadar süre baktığımız takip ediliyor, kişiliğimize kadar biliniyor. Bir sonraki hamlemizi bile hesaplayabilecek algoritmalar kullanılabiliyor.

Ava giderken avlanıyoruz.

Sosyal medya platformları çoğu zaman masumane görünse de, işin arka planında bizlerden elde edilen veriler doğrultusunda, nasıl hissetmemiz gerektiği bile bizlere empoze ediliyor.

İnsanlığın ihtiyacı olan, iletişim kurma gibi duygular üzerinden bizi suistimal edip bu mecraları bilinçsizce kullanmamızı sağlıyor. Tüketici toplumu olarak bize sunulan yeni şeyler ilgimizi çekiyor ve uzak durmak için psikolojik bir savaş verdiğimiz bu platformlar çeşitli sebeplerden ruh sağlımızı da derinden etkileyebiliyor.

Bunun bir de siyasi ve tehlikeli boyutu var.

Devletler çok kolay bir şekilde ülkelerin sınırlarını ihlal etmeden, internet ve sosyal medya aracılığıyla insanları çıkarları için manipüle edebiliyorlar.

Yoksa, soğuk savaş dönemindeki argümanların yerini sosyal medya mı alacak?

Bir şaman atasözü der ki, ihtiyacımızdan fazla olan her şey zehirdir.

Vaktimizi bilinçsizce, malayani şeylere gereğinden fazla harcayarak, bilgi çağından bilgisizlik çağına doğru sürükleniyoruz.

Zamanımız ve aklımız satın alınamayacak kadar değerli olmalı.

Zeynep
Melbourne

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here