Hayatın İçinden: Tabletten Tablete

0
216

Okul çağında bir çocuk tabletine şu metni yazmış:

‘Haftada altı gün çok erken saatte gelip çok geç saatte eve dönüyoruz. Keşke daha çok tatil olsa.’

Ne var ki bu yazıda, çocuk işte diyebilirsiniz. Ne de olsa zamane çocukları ellerinden tabletlerini düşürmüyor.

Yalnız, bu metin bir kil tablete, hem de günümüzden yaklaşık altı bin yıl önce kazınmış.

Altı bin yıl önce Mezopotamya topraklarında, Dicle ve Fırat nehirleri arasında yaşam sürdüren Sümerler, günümüz medeniyetlerinin ve esasında insanlığın temelini oluşturan değerleri ortaya koymuş, önemli bir toplumdur.

Sümerler, tarihin ilk ve en önemli medeniyetini kurdu.

Modern hukuk, temel bilimler, geleneklerimiz ve en önemlisi yazıyı onlara borçluyuz.
Yazıyı icat ettikten sonra ilk hukuk kanunlarını da onlar yazdılar.

Bu kanunlar ile birlikte özel mülkiyet ve aile hukuku düzene oturtulmuş, kimsesiz ve güçsüzlerin güçlü karşısında korunması yasal garanti altına alınmıştır.

Onlara göre adalet insanların hakkı ve devletin de görevidir.

Sümerlere ait bir başka tablette ise şöyle bir cümle geçmektedir.

‘Karanlık sokaklara girmekten kimsenin korkmadığı, yürüyenlerin ayaklarına diken batmadığı, insanların aç uyumadığı bir ülke hayal ediyorum’.

Size de çok tanıdık gelmedi mi?

Sanki MÖ 4000li yıllara değil de 2021 yılına ait bir metin.

Ne acı.

Altı bin yıl önce insanlığın kurduğu bu hayal günümüz insanlarının da en büyük hayali.

İlim ve bilim gibi alanlarda oldukça önemli ve somut gelişmeler kaydedebilmişiz fakat, insani değerler ve adalet gibi soyut kavramlarda altı bin yıldır bir arpa boyu yol alamamışız.

Mars’a koloni kurma gayreti bile dünyada sosyal adaleti sağlayacak sistemi kurma gayretinden daha fazla.

Kil tabletlere de kazısak, anayasa kanunlarına da yazsak, insanlar insanlığa dair ahlaki değerleri unutmaya mahkum.

Her medeniyet bir diğerine pusula mahiyetinde yazılı öğütler veya ibretlik hikayeler bıraksa da biz benliğimizi arar iken dünyanın tılsımına kapılıp bunları es geçiyoruz.

Tarihin her köşesinde olduğu gibi biz de yozlaşıyoruz.

Özümüzden uzaklaşıyor, bozuluyor, manevi anlamda değer yargılarımızı ve özelliklerimizi yitiriyoruz.

Yoz kelimesinin kökeni bir düşünceyi hiç sorgulamadan olduğu gibi kabul etmek demektir. Sorgulamadan başkasının hayatını yaşamaktır. Kendin gibi düşünmemek, özgün olamamaktır.

Yozlaşan toplumlarla beraber düşüncelerin farklılığı azaldı ve tek tip düşünen insanlar ortaya çıktı. Ne düşündüğünü bile bilmeden, düşüncelerini körü körüne savunan ve başkalarının düşünceleri ile var olmaya çalışan insanlar.

Yozlaşma ve tarihten ders çıkaramama hali birçok medeniyetin sonu olan etken.
Ancak temel insanlık ve ahlaki ideolojilerden sapmadan, özdeğerlerini kendi belirleyen ve farklı düşüncelerin saygıyla harmanlandığı toplumlarda yaşayan insanlar gelişebilir ve geleceğe ışık tutar.

Aksi takdirde, medeniyet yolculuğumuz gözlemlediğimiz gibi kil tabletten elektronik tablete süre gelen malayani bir yolculuktur.

***

İnsan müpteladır unutmaya,
Malayani ne varsa uğraşmaya,
Ne büyük kinayedir aslında,
İnsan nisyandan türemiştir esasında.

Unutkanlık hali kimi zaman nimet, evet,
Lakin, verdiğimiz sözleri unuttuğumuzda vahamet,
İbret almamak, ne büyük cesaret,
Beşer, kendine gel, bulma mazeret.

Zeynep
Melbourne

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here