HAYATIN İÇİNDEN – Özgürlük mü, Toplumsal Sorumluluk mu?

0
130

Ignaz Semmelweis.

1846 yılında Macar bir hekim.

Çalıştığı hastanede iki doğumhanenin kontrolü ondaydı.

Biri donanımlı, üniversite hastanesi kapsamında bir klinik diğeri de tıbbi yardıma erişemeyen kadınlar için ebeler tarafından yönetilen bir klinik.

Birinin diğerinden daha yüksek ölüm oranı vardı.

Şaşırtıcı bir şekilde bu klinik bahsedilen ilk klinikti.

Bu durum Semmelweis için hiç mantıklı değildi.

Bunun üzerine birçok çalışma yaptıktan sonra belki de öğrencilerinin ellerini yıkamaları gerektiğini düşündü. Öğrenciler genelde otopsi yapıp ardından doğumhaneye giriyordu.

Zorunlu klorlu el yıkama sistemi kurdu. Hemen ardından ölüm oranları düştü.

Fakat, hijyen teorisinin dünya tarafından kabul edilmesi için daha uzun yıllar vardı. Yeni bilimsel düşünceler hiç hoş karşılanmıyordu. Bu yüzden Semmelweis akıl hastanesine yatırıldı ve orada yaşamını yitirdi.

Semmelweis’ın çalıştığı hastane de, bu çılgın el yıkama olayını kaldırınca ölüm oranları tekrar arttı.

Yaklaşık 17 yıl sonra, 1863 yılında tıp tarihinde önemli bir yeri olan Fransız kimyager ve mikrobiyolog Louis Pasteur pastörizasyon adlı yöntemin gelişimini sağladı.

Pastörizasyon yöntemi ilk sunulduğu zaman insanlar yine karşı çıktı. Hatta Amerika gibi bir ülkenin pastörizasyon yöntemini uygulmaya başlaması elli yılı buldu.

Bunlar gibi bir çok örnek var.

İnsanlar genellikle yeni gelişmeleri tabu olarak görüyor.

Bilinmeyenin korkusu dalga dalga yayılıyor.

Bu günlerde bu korku Covid-19 aşısı için geçerli.

İnsanların bir şeyleri sorgulaması çok güzel. Fakat sürü psikolojisinin iki ucu olduğunu da unutmamalı.

Dünya genelinde aşılama kampanyası son sürat devam etmekte.

Danimarka ve diğer bazı ülkeler, turistleri çift doz Pfizer aşı kartını göstermesi üzerine kabul bile ediyor.

Dünyanın büyük bir kısmı nispeten özgür.

Peki özgürlük nedir?

Sözlüğe bakarsanız özgürlüğün tanımı: Herhangi bir koşulla sınırlanmama, zorlamaya, kısıtlamaya bağlı olmaksızın düşünme ve davranma durumu.

Aslında özgürlük, hakkında ne anlıyorsak, odur.

Mesela Ortadoğu’da yaşayan biri ile Avustralya’da yaşayan biri için çok farklı olabilecek bir kavramdır.

Bugünlerde ağzımızdan düşmeyen özgürlük tanımından herkesin beklentisi de tabii ki farklı farklı.

Şu an Avustralya’nın en büyük iki kentinde hala tecrit söz konusu.

Melbourne dünyanın en uzun tecrit rekorunu kırdı bile.

Çoğumuz özgürlüğümüzün elimizden alındığını şiddetle savunuyoruz.

Haksız da sayılmayız. Çünkü özgürlük tanımının zıttını yaşamaktayız.

İşte tam bu noktada devreye aşı giriyor.

Direnen insanlar aşıya güvenmiyor, bir kısmı yaptırım uygulanmasını doğru bulmuyor, bazıları ise toplum sağlığı bireysel tercihlere bırakılmamalı diyor.

Büyük bir çoğunluk da gelecekte oluşması sadece ihtimal olan problemlerle uğraşmaktansa şu an özgür olurum deyip aşı oluyor.

Kimi aşı olmamanın da bir özgürlük olduğunu savunurken kimileri de aşı olup özgürlüğe kavuşmanın hayalini kuruyor.

Ekranlar bilgi kirliliği ile dolu. Herkes farklı bir şey söyleyip daha çok kafa karıştırıyor.

Tüm bu düşüncelerin türediği haklı bir nokta olmasına rağmen kişisel özgürlüğümüz başkasının sınırlarına değdiği anda maalesef keyfiyete ve bencilliğe dönüşüyor.

Bu yaşadıklarımız belirli bir ülkeyle veya belirli bir kesimle sınırlı değil.

Tüm dünyayı ilgilendiriyor.

Bir kişinin aşı olmaması toplumun sağlığını etkiliyorsa bu artık toplumsal bir sorumluluktur.

Süreç tüm dünyada benzer nitelikte seyretmekte.

Uzun zamandır evrensel bir pandemi deneyimlemeyen bilim insanları da bununla mücadele etmenin çabasında.

Diğer yandan, özellikle aşı olamayan, bağışıklığı baskılanmış kişileri düşünerek de hareket edilmeli. Çoğumuz kendi bağışıklık sistemimize güveniyor olabiliriz fakat, böyle bir lüksü olmayan insanları ve onların ailelerini de düşünmemiz gerekir. Sağlık çalışanlarını ve hastane kapasitelerini de.

Sokağa çıkıyor, işe gidiyor, bir takım toplumsal faaliyetleri yerine getiriyorsanız veya bunlardan yararlanıyorsanız, yani toplum içinde yaşıyorsanız işte orada toplumsal sorumluluğumuz başlamış demektir.

Bu bir pandemi ise bireysel davranma hakkımız kısıtlı. Toplumun menfaatleri neyi gerektiriyorsa o yönde konulan kurallara her birey uymalı.

Neticede, pandemiden önce de durum böyleydi.

Toplumsal sorumluluklarımızı, bazı zorunlulukları sorun haline dönüştürmeden yerine getirebiliyorduk.

Peki şimdi ne değişti?

Zeynep
Melbourne

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here