Hayatın İçinden: Kulaktan Kulağa

0
226

Hayatımızın ilk yıllarından itibaren bize bir takım değerler öğretiliyor. Önce yakın çevremizin, sonra bulunduğumuz toplumun değerleri ile aşina oluyoruz. Onların kendi değerlerimiz olduğunu düşünüyoruz. Bu değerlerin bize öğretilmiş olduğunu algıladığımızda ise geriye iki seçenek kalıyor. Ya göz ardı edip, körü körüne inanmak. Ya da sorgulayıp kendi özdeğerlerimizi bulmak.

Kendi gördüklerimiz ve duyduklarımızda bile yanılma payı varken başkasının gördüklerine ve duyduklarına itimat etmek ve sanal ortamlarda kolayca erişilen bilgilerin gerçekliğine güvenmek ne kadar doğru?

İnsanı diğer canlılardan ayıran en önemli özellik irade ve düşünme kabiliyetidir. İnsanlar ise kendilerine bahşedilen hür iradeyi kullanmak yerine körü körüne inanmayı yeğliyor.

Günümüzde teknolojik gelişmeler bilgiye kolay erişimin yanında birçok sorunu da beraberinde getirmekte. Gelişen teknoloji sebebiyle envai çeşit bilgiler ve yorumlar bir tıklama mesafesinde. Adeta bir bilgi deryasında yüzen bu bilgiler kolay elde edildiği için mantık süzgecinden geçirilmeden tasvip edilip kullanılmakta. Gerek sosyal medya üzerinden, gerek kulaktan dolma bilgiler akılda fazla yer edinmekte. Bütün bunlar bu sıralar çok sık duyulan komplo teorilerine de kapı aralamakta.

Somut bilgilerin azınlıkta olduğu şu dönemde soyut söylemler üzerinden fikir yürütmek kaçınılmaz bir hal alıyor. Bunun sonucunda da insanlar içgüdüsel olarak cevaplar arıyor. Ancak, bilimsel temeli olmayan fikirler oluştukça insanlar bir takım varsayımlar nedeni ile zıtlaşabiliyor. Bu zıtlaşma da toplumun birlikteliğine ve sükunetine zarar verebiliyor.

Bilgiye erişim kolaylaştıkça bir o kadar da sıradanlaşır. Elde ettiğimiz bilgi ne kadar kolay olur ise bir o kadar değersiz olur. İnsan hataya mahkum bir varlıktır. Fakat, teknolojiyi lehine kullanıp bol bol okuyarak, araştırarak elde ettiği bilgilere körü körüne inanmak yerine her zaman akıl ve mantık zaviyesinden de bakabilmelidir.

Geçtiğimiz yüzyılda David Hanig dilin tat haritası ile ilgili bir araştırma paylaştı. Araştırmasında dilin farklı bölümlerinin farklı tatları algıladığını açıkladı. Bu keşif, ilk yazıya dökülmesinden bu yana birçok kaynakta yayımlandı. Fakat, yayımlanan bilgi aslında yanlıştı. Hanig’in keşfi ve paylaşılan bilgi örtüşmüyordu.

Doğru bilinen yanlışlar kavramını hepimiz duymuşuzdur. İnsanların var olduğu sürece böyle yanılgılar meydana gelecektir. Çünkü insanlar hazır ve kolay olana her zaman daha yakındır.

Tat haritası gelişiminde, Hanig’in araştırmasının asıl konusu dilin farklı bölümlerinin farklı tatlara daha hassas olmasıydı fakat bunu aktarırken her tadın dilin genelinde de tadılabileceğini vurgulamıştı.

Orijinal metinin Almanca olması ve her çevrilip paylaşıldığında eksik aktarılmasından ötürü yıllarca yanlış öğretilmiştir. Tıpkı, çocukların oynadığı kulaktan kulağa oyununda ilk etapta seçilen kelimenin aktarıldıkça evrilip sonuç olarak farklı bir kelimenin ortaya çıkması gibi.

Bunun gibi çoğu doğru bildiğimiz yanlışlar asıl kaynağın çarptırılması nedeni ile meydana gelmektedir. Bu yanılgılar bazen art niyetli insanlar tarafından bilerek yapılsa da kimi zaman kasıtsız olarak yapılan insan hataları sebebiyle olabiliyor. Bu sebeple, bir araştırma incelendiğinde veya bir anekdot okunduğunda mantık çerçevesinde oluşturulmuş kuşkulu bir yaklaşım daha sağlıklı olacaktır.

Tüm bunlar bir dergide okuduğumuz bilimsel bir keşif, sosyal medya üzerinden paylaşılan bir fikir, arkadaş grubumuzda bahsi geçen bir varsayım veya bize öğretilen özdeğerlerimiz ile alakalı olabilir. İnsanlar elde edilen her bilgiyi feraset terazisinde tartarak kendi fikirlerini ve özdeğerlerini oluşturabilir.

Bilimsel veya güvenilir kaynağı olmayan bilgilerin kulaktan kulağa aktarımının yalnızca oyunlara mahsus kalması dileğiyle.

Zeynep Feyza
Melbourne

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here