Hayatın İçinden: Kelimelerin Kodu

0

Masaru Emoto.

Japon bilim adamı.

Pirinç ile ilgili ilginç bir deneye imza atmış.

Haşlanmış ve iki farklı kavanoza konan pirinçlerle bir ay boyunca konuşuluyor.

Aynı koşullarda muhafaza edilen kavanozların birine olumlu sözler diğerine ise olumsuz sözler söyleniyor.

Bir ayın sonunda olumlu sözler işiten kavanozdaki pirinçler bembeyaz, olumsuz sözler işiten kavanozdaki pirinçler ise küflenmiş ve siyah bir halde bulunuyor.

Emoto, benzer bir deneyi su kristalleri ile deneyip benzer sonuç elde ediyor.

İnsan vücudunun yüzde yetmişinin de suyla kaplı olduğunu düşünürsek, kelimelerin insanlar üzerindeki etkisi tahmin edemeyeceğimiz kadar güçlü olmalı.

Kendimizi ve duygularımızı anlatabilmek adına kelimeler kullanırız. Çoğu zaman kelimelerin beyindeki gücünü ve etkisini düşünmeden, gelişigüzel kullanırız. Genellikle, yetiştiğimiz toplum ve ailemizden duyduğumuz kalıplaşmış cümleler ile kelime dağarcığımızı oluştururuz.

Ancak, kelimelerin dünyası oldukça derindir. Konuşurken kullanılan kelimeler algımızı belirler. Olumsuz çağrışımı olan kelimeler kullanıldığında olaylara bakış açımız da olumsuz bir şekilde etkilenir. Bununla ilgili bir bilim dalı dahi var, psikodilbilim dilin beyinde nasıl algılandığını ve işlendiğini inceler.

Fizyolojik olarak da kanıtlanmıştır, güzel söz işitmek insanların beyinlerinin ön lobunu güçlendirir ve bilişsel işlevi teşvik eder. Aynı zamanda, sizin fiziksel, ruhsal ve duygusal olarak iyi hissetmenizi sağlar. Bunun aksine olumsuz sözler işitenlerin beyninde doğal stres giderme mekanizmaları devre dışı kalır.

Mesela, bir çocuğa “sus” demek ile “daha kısık bir ses kullanabilir misin?” demek arasında anlam bakımından bir fark yoktur. Fakat, algıda emir kipi ile kullanılan sözler her zaman daha olumsuz bir hava oluşturur. Çocuk gerilir ve bu eylemi gerçekleştirmek istemez. Ancak, daha olumlu çağrışımı olan ve rica niteliğinde olan sözler ise çocuğun bunu olumlu algılamasını ve bu çağrıya cevap vermesini sağlar.

Kelimeler, insanların elindeki en güçlü araçtır. Bu gücü yapıcı bir şekilde cesaret verici sözlerle veya yıkıcı bir şekilde umutsuzluk söylemleriyle kullanmayı biz seçeriz.

Bu nedenle, insanlık tarihinde ve kültürlerin oluşmasındaki en büyük unsur olan dil, yine diğer bir büyük faktör olan din literatürlerinde de önemli bir yer edinmiştir.

Dünyada en yaygın olan iki semavi dinin kutsal kitaplarında dahi konuşma dilinin öneminden bahsedilmektedir. İncil’de (Proverb 15:4) “Nazik sözler sağlık ve ömür getirir, aldatıcı bir dil ise ruhu ezer” anlamında bir metin bulunmaktadır.

İslamiyetin kutsal kitabı Kuran’da ise Taha suresinin 44. ayetinde geçen “Ona kavl-i leyyinle – yumuşak bir sözle hitap edin. Olur ki aklını başına alır yahut hiç değilse biraz çekinir” mealindeki ayet, kullanmamız gereken dile ışık tutar.

Gerçekte insanı en iyi bilen ve en iyi nasihati verecek olan da tabii ki onun yaratıcısıdır.

Esasında, kullandığımız kelimeler ile karşımızdaki insanın bir durumu nasıl algılayacağını bile kodlayabiliriz.

Özellikle özgüven sorunu yaşayan insanlar bunu fark etmeden çok sık yapar. Kendi olumsuz düşüncelerini dışa vurarak karşılarındaki kişilerin de kendileri hakkında olumsuz düşünmelerini sağlar. Sürekli kendileri hakkında olumsuz sıfatlar kullanarak diğer kişileri de bu şekilde düşünmeleri için kodlamış olurlar.

Kelimelerin, düşüncelerimizi aktarmak ve yeni bir bakış açısı kazandırmak dışında algımızı kodlama gibi güçleri de vardır.

Etramıfızdaki insanların bize nasıl davranacaklarını da, bizim hakkımızda ne düşüneceklerini de kaçınılmaz olarak yine biz kodlarız.

“Söylediklerine dikkat et, düşüncelerin olur.
Düşüncelerine dikkat et, duyguların olur.
Duygularına dikkat et, davranışların olur.
Davranışlarına dikkat et, alışkanlıkların olur.
Alışkanlıklarına dikkat et, değerlerin olur.
Değerlerine dikkat et, karakterin olur.
Karakterine dikkat et; kaderin olur.”

Aslında hepimiz ağzımızdan çıkan kelimelerin birer esiriyizdir.

Zeynep
Melbourne

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here