Hayatın İçinden: Ebeveynlik Ehliyeti

0

Her insan masum doğar.
Bebekler dünyaya geldiğinde ne iyi olmayı bilir ne de kötü olmayı.
Ne adaleti bilir ne de adaletsizliği.
Tek bildikleri şey korkudur.
Çünkü yaradılış gereği böyle programlanmışlardır.

Dünyada insanlardan bahsederken çocuk ve yetişkin diye ikiye ayırırız.
Yetişkinlerin de zamanında çocuk olduğunu unuturmuşcasına.
Çünkü insanları ayıran bu iki yaş kategorisi birbirine zıttır.
On sekiz yaşına girer girmez, aklımızda bir devri kapatıp sanki hiç çocuk olmamış gibi hayatın yetişkin evresine hızlı bir geçiş yaparız.
Çocukluk evresi saflık, masumiyet ve dürüstlük ile özdeşleşirken, yetişkinlik evresi her zaman temiz ve olumlu duygular ile ilişkilendirilmez.
Yaş alırken bilişsel yönümüz gelişse de genellikle manevi yönümüzü ne yazık ki ıslah edemeyiz.

Yetişkinlik evresinde, farkında olarak veya olmayarak bu duyguları özleyince, çocuk sahibi olarak, bu masum ve temiz duyguları bu sefer de kendi çocuklarımızın gözünden yeniden yaşamak isteriz.

İnsan ya sevgi ile bağlanır bir başkasına, ya da korku ile.
İçine doğduğun aileye bağlanma şeklin ise senin kim olduğunu ve kader yolunu belirler.
Kimi sevgiye tutunarak, hayattaki bu şansını kendine ve insanlara katkıda bulunmak için kullanır.
Kimi ise korkularına tutunarak, kendini bulamadan, üstelik kötülüğe bulaşarak ruhunu besleyemeden bu hayattan gider.
Hayattaki konumumuzu bir bakıma ailelerimiz belirler.
İyi ya da kötü.
Huzurlu ya da huzursuz.
Hayata ve insanlığa faydalı ya da zararlı olmayı onlardan öğreniriz.

Fakat, iyiliğe tekabül eden duyguları geliştirememiş insanların kuşkusuz başkalarına da aktarmaları düşünülemez.

Koşulsuz sevgi, merhamet, eşitlik ve fedakarlığın olmadığı evlerde çocuklar büyümemeli.

Çünkü, böyle evlerde büyüyen çocuklar masumiyeti ve iyiliği hatırlayamaz.

Tertemiz bir tuval ile dünyaya gelen o çocuklar, yetişkinliklerinde siyahtan başka renk keşfedememişlerdir.

Bu döngü, ebeveynler bilinçsiz oldukça böyle sürüp gitmektedir.

Halil Cibran, Ermiş adlı eserinde şöyle der:
Sizin diye bildiğiniz evlatlar gerçekte sizin değildirler.
Sizler aracılığıyla dünyaya gelmişlerdir ama sizden değildirler.
Sizlerin yanındadırlar ama sizlerin malı değildirler.
Onların bedenlerini barındırabilirsiniz ama ruhlarını asla.
Çünkü onların ruhları, geleceğin sarayında oturur ve sizler düşlerinizde bile orayı ziyaret edemezsiniz.

Kendini her açıdan geliştirmiş, mantıklı, empati kurabilen, koşulsuz sevgi verebilen, diğergam insanlar iyi karakterli çocuklar yetiştirerek hem kendi temiz yönlerini tekrar keşfeder hem de dünyaya merhametli insanlar armağan ederler.

Fakat, sevgi ve saygıyı bilmeyen, kendini geliştirememiş ve psikolijik travmaları olan insanlar bilinçsizce ebeveyn olunca işler karışabilir.

En basit bir şey için bile kurslara gidiyor, eğitim alıyoruz ama ebeveyn olmayı etrafımızdan duyduklarımıza ve içgüdülerimize bırakıyoruz. Özellikle çocuk yetiştirmeye gönül vermemiş yetişkinler çocukların kabusları oluyor.

Belli bir konuda yeterli olduğumuzu belirtmek için her şeye ehliyet verildiği bu dönemde, belki de içinde en çok yetersizliği barındıran müessese olan ebeveynliğe de ehliyet verilmelidir, ne dersiniz?

Böylece, çocuklar korkuya değil sevgiye tutunarak büyür ve onlar da başka çocuklara korkuyu değil sevgiyi öğretir.

Çocukların gülebildiği bir dünyada da toplumsal huzur fazla uzakta değildir.

Zeynep
Melbourne

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here