Hayatın İçinden: Duyguların Esiri Olduk

0

‘Bütün teessürlerimiz, inkisarlarımız, hiddetlerimiz, karşımıza çıkan hadiselerin anlaşılmadık, beklenmedik taraflarınadır.’ Sabahattin Ali

Hiddet. Teessür. İnkisar.
Öfke. Üzüntü. Hayal kırıklığı.
Salt bir duygu durumu mudur?
Yoksa, karakterimizin zaafları mı?

Aslında bu duygular 7’den 70’e herkesin zaman zaman hissedebildiği duygular olmasına rağmen, karakter özelliği gibi aktarılıp insanları tanımlarken bile kullanılabiliyor.

İnsanların hissettikleri veya sergiledikleri duygu durumundan ziyade, bu duygu seline hangi nedenle kapıldıkları çok daha önemli.

Mesela küçük bir çocuk da öfkelenebilir, fakat hiçbir zaman o çocuğa kompulsif bir bozukluğu varmış muamelesi yapılmaz. Çünkü öfkelendiği şeyler ya oyuncağı ile ilgili olabilir, ya önüne sevmediği bir yemek konmuştur ya da oyun arkadaşı ile tartışmıştır.

Bir bireyin öfkesinin kaynağı ve hırçın tavırlarının motivasyonunu tespit edebildiğimiz sürece bu duygu durumu karakter özelliği olmaktan çıkar.

Sağlıklı yetişkinlerde ise her duygu durumunun motivasyonunu tespit etmek o kadar da kolay değildir.

İletişim mesafesini azalttığımız bu yüzyılda ne yazık ki eşit zamanlı olarak iletişim kalitesi de azaldı.

Son yıllarda insanlar birbirleri ile derin ve anlamlı şeyler konuşmaktansa boş konuşmayı tercih ediyor. Yargılanma korkusu ise iletişim kalitesini oldukça sınırlıyor.

Hissetiklerimizi doğru bir biçimde ve zamanında aktaramadığımız için duygu patlaması yaşadığımız anlarda, beklenmedik, olumsuz duygular beliriyor.

Bilinçli ve makul olan her birey öfkelendiği veya hayal kırıklığına uğradığı andan sonra oturup, etraflıca düşünüp, hissetiklerini anlamlandırabildiğinde daha empatik ve sağlıklı düşünebiliyor.

Bir hadisi şerifte öfkelendiğiniz zaman ayakta iseniz oturmanızın, oturuyorsanız uzanmanızın tavsiye edilmesi oldukça anlamlı. Çünkü, yüksek duygu durumları yaşarken farklı bir eylem ile ilgilenmek hissetiklerimizi anlamlandırmak adına zaman kazanmak demektir.

Sonuç olarak, bizler anlamaktansa kolay yolu tercih edip etrafımızdakileri agresif, öfkeli, soğuk ve benzeri kalıplar ile tanımlıyoruz.

Biz doğru bir şekilde iletişim kuramadığımız her an iyice bu kalıpların şeklini alıyoruz. Kaçınılmaz olarak bu tanımlamalara göre yaşamaya kodlanmış oluyoruz. Nitekim bu kısır döngü sürüp gittikçe maalesef basit bir duygu durumu kalıcı karakter özelliğine dönüşebiliyor.

Duygularımızın derinliğini ve tetikleyici sebepleri tespit etmek çoğu yetişkin için oldukça meşakkatli.

Çocukken, bütün dertlerimizi sansürsüz anlatabiliyoruz.

Yargılanma, dışlanma, benimsenmeme gibi duygularla henüz aşina olmadığımız için.

Yaş aldıkça ise içimizdeki çocuğu unutup sorunlarımızı rafa kaldırıyoruz.

Raflar dolup taşınca ise ortaya duygu bozuklukları çıkıyor.

Psikoloji biliminde yaygınca kullanılan Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisine göre aidiyet, sevgi ve özsaygı bir insanın temel ihtiyaçları arasında.

Bunun aleyhine, günümüz şartlarında özsaygı bir hayli azaldı. Herkes kendini bir başkasına beğendirme, onay alma çabasında.

Sosyal medya hesabımızda beliren bir çan işareti kendimizi bilmek ve net bir şekilde açıklamaktan daha kıymetli hale geldi.

Aslında onay alınması gereken tek kişi kendimizken, hayatımızın merkezinde hep elalem diye nitelendirdiğimiz bir kitle var.

Bu özsaygı eksikliği ve ait olamama korkusu iletişim eksikliği ile birleşince duygularımızın esiri oluyoruz. Özellikle karşımıza çıkan hadiselerin anlaşılmadık ve beklenmedik taraflarının doğurduğu hırçın duygularımızın.

Zeynep
Melbourne

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here