Hayatın İçinden: Bastığın yerleri toprak diyerek geçme, tanı!

0

GPS veya navigasyon aygıtları.
Herkesin duyduğu, çoğu kişinin de hakim olduğu bir teknoloji.
Varmak istediğin yerin adresini yazdığın zaman seni oraya götürecek talimatları oluşturuyor. Tek yapman gereken nereden geldiğini de bildirmek.

İnsanın nereden geldiğini bilmesi.
Osmanlı’nın ilk kadısı Şeyh Edebali de Cumhuriyetin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk de aynı cümlelerin altını çizmiş.
“Nereden geldiğini unutma ki nereye gideceğini de unutmayasın”.
“Geçmişini bilmeyen geleceğine yön veremez”.

Geçmiş, bugünü geliştirip, geleceğin belirlenmesine yarayan tek hazinedir. Bu sebeple kültürel mirasa sahip çıkmak, insanlık adına geleceğe yatırımdır.
Kültürel mirasa ait olan her şey bizler için bir önceki nesilden bir nevi devir teslim niteliğindedir.
Tıpkı bir hemşirenin nöbet bitiminde bir başka hemşireye önemli bilgileri devretmesi gibi.
Kültürel mirasa sahip çıkmak, hayata dair bilincin yenilenmesi anlamına gelir.

Kültürel değerlere sahip çıkma denildiği zaman, nedense herkesin aklına yemek tescil savaşları geliyor.
Elbette ‘kültür evinin’ bir duvarı da o kültürün mutfağıdır fakat bunu bir savaş haline getirmek bile kültürel mirasa sahip çıkma eyleminin aleyhinedir.
Aksine, mutfağımızı iyi öğrenip, kültürümüzün baş tacı olan yemeklerimizi güzel icra ederek bu mirasa sahip çıkabiliriz.
Yüzyıllarca aynı coğrafyada yaşayan toplumlar arasında mutlaka bir etkileşim olmaktadır.
Tabiki benzer kültürler ve bu nedenle de benzer değerler olacaktır.
Kültür evinin diğer duvarlarını geleneklerimiz, dilimiz, tarihimiz ve tarihimize ışık tutan tarihi eserlerimiz oluşturmaktadır. Bu duvarlardan bir tanesinin yıkılması kültürümüzün tamamının zedelenmesi demektir.

Tarih, bize milli ve manevi değerlerine sahip çıkmayan, başka milletlere özenerek onları taklit edip, milli şahsiyetlerini kaybedenlerin, dünya coğrafyasından silinip gittiklerini göstermektedir.
Bunun ile paralel olarak, kültürel miras hazinesine ait tarihi yapıtları, menfaat uğruna dünya coğrafyasından silmek veya tarihe saygısızlık yaparak güya restore ederek ucubeler haline dönüştürmek, milli ve manevi değerlerimizi ve şahsiyetimizi kendi ellerimizle kaybetmemize neden olmaktadır.

Bir toplumu içten yıkmak isteyenler, inanç, ahlak ve milli değerlerini yok etmeyi ilk hedef olarak belirlemektedirler.
Peygamberimiz de (s.a.v.) bizleri ahlaki çöküntüye sebep olabilecek, birlik ve beraberliğimizi bozacak başka milletlerin örf ve adetlerini benimsemekten sakındırmıştır.

21. yüzyılda dünyanın fazla kozmopolit bir yer olmasının çok fazla avantajı olsa da en büyük dezavantajı insanların kendi kimliğini unutmasıdır.
Ne kadar ‘bir’ olmayı teşvik etsek ve bunun en büyük hedefimiz olması gerektiğini savunsak da insanların doğası aidiyet üzerine kuruludur ve bu dünyanın düzeni de bizleri kültürlerimiz aracılığı ile sınıflandırmıştır.
Bu asla insanları kategorize etmek değil, sadece hayat yolculuğunda bizlere bir nebze pusula olabilmek içindir.
Biz kültürel miraslarımızı kendi hikayemizde kendi yolumuzu bulmak için kullanmalı, dünyayı yavan ve tekdüze olmaktan sıyırıp zengin bir yer haline getirdiği için de benimsemeliyiz.
Düşünsenize, herkes aynı dili konuşsa, aynı yemekleri yese, aynı kıyafetleri giyse aynı tip evlerde yaşasa dünya ne kadar yeknesak bir hal alırdı.

Kültürlerini kaybeden milletler, bağımsızlıklarını ve özgürlüklerini de kaybeder. Kültürel mirasa sahip çıkamayan toplumlar, başıbozuk, kargaşanın hakim olduğu, ekonomik ve siyasi istikrarın olmadığı ülkeler haline gelir.
Bir toplumun kültürel mirası, o toplumun tarihi, millet olma bilinci ve bir arada yaşama isteği ve gayretidir.

Zeynep
Melbourne

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here