Hayat ve Hatırat: ÖMÜR

1
246

Ömür nedir sizce?

Ömür ne kadardır?

Bir ömre neler sığdırabiliriz?

Ve daha birçok soru ve cevaplar.

Ne kadarı gerçek, ne kadarı doğru…

Ömür dediğimiz, kişiden kişiye değişen bir yaşam tarzıdır bence. Ömür belki bir saniye, bir salise, belki 100 yıl, belki bir nefes kadar kısacıktır. Kimi daha doğmadan ana rahminde öldüğü gibi kimisi de rahat, huzurlu ve geleceği garantili hiçbir zahmet etmeden, her istediğine ulaşabilen zenginler. Ki bunların genelde birçoğu mutsuz, huzursuz, doyumsuz, bencil olanlar. Veya hasta olup da keşke kuru ekmek yesem de sağlıklı olabilsem diyenler. Hayat dediğimiz, kimilerine altın tas, gümüş tepsi içerisinde sunulurken, kimilerine de acılar ile yoğrulmuş, rahatsızlıklarla veya geçim mücadelesiyle geçen bir yaşam şekline dönüşür.

Bir ömre birçok şey sığdırabileceğimiz gibi hiçbir şey de sığdıramayabiliriz. Hayatın akışında, yaşam kavgasında, aslında hiç farkında olmadan bir bakıyoruz ki geldiğimiz yaş ne çabuk gelip geçmiş. Ömür öğrenmekle geçen, sonradan eş bulup, kendinden sonrası için bir nesil bırakıp, ölümle sonuçlanan bir zaman dilimi içerisinde geçen bir yaşam mücadelesidir aslında.

Birçoğumuz da hayata gözümüzü açar açmaz bir mücadele içerisinde hayatın her türlü getirisiyle uğraşan, didinen, yeni nesle kendi öğrendiklerini öğretme çabasındakiler. Her gün yeni bir olay, her gün yeni bir şeyler öğrenerek, kimi zaman kendi kaderimizi yönlendirecek kararlar aldığımız, iyi veya kötü tecrübeler ile bilgi dağarcığımızı geliştirmeye çabalayan insanlar.

Aslında derin düşünecek olursak dünya üzerinde her şey dönüşüm değil mi? Topraktan gelip, toprağa döneceğimiz ve hiç kimsenin ne kadar yaşayacağını bilmediğimiz bir hayat. Peki niye hep daha fazla olsun diye uğraş verenler bu kadar doyumsuzlar! Kibirliler! Benciller!. Bilmiyorlar mı ki insanoğlu belirli bir zaman dilimi sonunda yine toprağa girecektir. Şu dünyadan kimler geldi geçti. Hani nerde Sultanlar? Krallar? Hani nerde ün sahipleri? Neticede her kulun sonu yine bu dünya toprağındadır ve hiç kimsecikler beraberinde bir şey götüremediler. Atalarımızın da dediği gibi kefenin cebi mi var? Her evden belki gelin çıkmayacak fakat mutlaka bu fani dünyaya veda eden cenaze çıkacaktır. O zaman bu kısacık geçici ömür diliminde üzerimize düşenin en iyisini yapıp; sevgi, saygı, paylaşım ve özveri içerisinde olup, karşılıklı uyum içerisinde yaşamaya gayret etsek ya!

Hiçbir renk, ırk, memleket farkı olmadan sadece kendimiz gibi insanlara değil de yaşayan nefes alan her canlıya aynı özenle, sevgi ile bakabilseydik eğer bu gün dünyada savaşlar olmaz, çocuklar çocukluğunu yaşayamadan ölmezlerdi. Daha fazla toprağım olsun, daha fazla malım, mülküm olsun derdine düşmeseler daha fazla doğaya özen gösterseler, gösterebilsek, bizden sonraki nesillere de örnek olabilsek fena mı olurdu?

Yaşanmış bir hikayeyi anlatayım sizlere…

Güzel bir yaz günüydü. Yorgun ve bitkin adımlar ile deniz kenarında yürüyen çok iyi giyimli bir adam. Başı aşağıda ve üzgün. Oysa halinden anlaşılacağı gibi durumu çok iyi hatta zengin olduğu belliydi. Deniz kenarında oturan, yüzünde derin çizgiler oluşmuş, yorgun fakat yüzünde tatlı hoş bir gülümseme olan balıkçı fakir bir işçi. Acıkmış belli ki!. Heybesinden çıkarttığı kuru soğana bir yumruk darbesi vurup ortadan bölüyor. Bir küçük ekmeği elleri ile parçalara bölerek yanındaki gazete kağıdı üzerine koyarken yine heybeden 3-5 de zeytin çıkartıyor. Zengin görünümlü adam hayret ile bu adamı seyre koyulurken, fakir balıkçı gülerek eline aldığı bir parça soğan, ekmek, zeytini kendini seyreden adama uzatıyor hemen. Buyur kardeşim birlikte yiyelim. Kusura bakma, size layık değil belki ama benim aşım bu kadar ve paylaştıkça çoğalır. Allah bana Halil İbrahim bereketi dedikleri kısmeti gönderir. Şükür olsun aileme helalinden kazanıp bakarım demeyi de ihmal etmiyor.Zengin görünümlü adamın gözlerinden yanaklarına süzülen yaşlar ve ağzından dökülen sözler ise şunlar idi: ‘Sen ne kadar güzel bir insansın. Ben çok zengin birisiyim. Milyarlarım var. Yatlarım, katlarım, korumalarım yani her istediğim var. Fakat mutsuz ve umutsuzum. Çünkü sağlığım yok! Ve çok yakında öleceğim. Neler vermezdim senin gibi sağlıklı olup da bu soğan ekmekle karnımı doyurup yaşayabilseydim. Paralarım sağlığımı almaya maalesef yetmez demiş.’

Dilerim ki bulunduğumuz dünyaya daha dikkatli olalım. Bizden sonraki nesle daha güzel bir doğa bırakalım. Onları eğitelim. Öğrenmenin yaşı ve zamanı yoktur. Her an yeni bir şeyler öğreniyoruz. Bir şeyi bilmemek ayıp değil, öğrenmemek ayıptır. Paylaşmayı, sevgi ve saygıyı öğrenelim, öğretelim. Hiç birşey için geç değil. Ve geç olmadan sevdiklerimize onları ne kadar çok sevdiğimizi söyliyelim. Sevgi çok emek ister ve paylaşıldıkça güzelleşerek çoğalır.

Savaşların olmadığı, çocukların ölmediği bir dünyada sevgi ve sağlık dolu günler dilerim.

Bir başka yazımda buluşuncaya dek, şen ve esen kalınız.

Saygılarımla,
Çimen Suphioğlu

1 Yorum

  1. Nesrin Sen Sevgili Cimen Celal ben yazilarini okuyorum cok guzel duygularla anlatiyorsun bende yaşamis gibi duygulanirim
    Seni canı gönulden tebrik ederim devamini dilerim
    Yolun açik olsun
    1
    Manage
    Like · Reply · 11h
    TC Cimen Celal
    TC Cimen Celal çok teşşekürler ederim.
    Manage
    Like · Reply · 1m

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here