Hayat ve Hatırat: KIBRIS’TAN AVUSTRALYA’YA…

20
418

O zamanlar herkes gibi ben de 2 yıl sonra temelli dönüş yapmanın hayali ile yaşıyordum. Bu asla mümkün olmadı. Avustralya’ya geldikten ancak 15 yıl sonra, oğlumuzu sünnet ettirmek için ilk kez gidebilmiştim canım vatanıma.

Birçok hayalim, istediğim gibi gerçekleşmedi. Tecrübesizlik, saflık, yerleşim, geçim derdi veya gençlik…Artık ne dersek diyelim. Hayat toz pembe değil ki!…


Yıl 1975… Memleket henüz savaştan yeni çıkmış. Ben 18 yaşında liseyi bitirip mezun olmuştum. Ailemin tek kızı idim. Benden küçük üç erkek kardeşim vardı. Son sınıfta iken, Avustralya’da yaşayan, iyi bir aile çocuğu ile sözlenmiştim. (Eskiler hep bir lafa takılı kalıp, 18 yaşından sonra evlenemeyen bir kızı evde kalmış sayarlardı.) Muhafazakar bir aileden geliyordum. Bu yüzden Lefkoşa Türk Kız Lisesi Edebiyat bölümünde okumuş, hiç yurt dışına çıkmamıştım. Okulda iken öğretmenlerim hep, sen güzel bir yazar veya avukat olabilecek kapasite sahibisin derlerdi. Sınıfta, ​seçilen herhangi bir konuda, iki grup yapılır ve konu hakkındaki araştırmalar tartışılırdı. Övünmek gibi olmasın ama her zaman benim grubum bu tartışmayı kazanırdı. Öğretmenim, bir konu hakkında 250 kelimelik bir kompozisyon yazmamızı istediği zaman ise; bana, az yaz ne olur derdi. Bitirme imtihanlarında Türk Dili ve Edebiyatı’ndan 10 üzerinden 10 almıştım.

Her genç kız gibi, ben de iyi bir üniversitede tahsil yapıp, kendi ayaklarım üzerinde durma sevdasında idim. Ancak o zamanlar, memleketimde üniversite yoktu ve babam da beni Türkiye’ye göndermek istememişti. Çocukluk ve gençlik yıllarımda hep erken büyümeyi hayal eder, sabırsızca ve bir an önce büyümek isterdim. Ahhhh!!! Şimdiki aklım olsa dermişim… Tasasız başım, çocukluğun saflığı ve umursamazlığı meğer bambaşka imiş. Tabii ki yaş aldıkça, her şey zamanına ve yerine göre şekil alacakmış.

1974 yılında mezun olur olmaz, Kıbrıs’ta Barış Harekatı başladı. Zaten ben doğmadan önce de Türkler ve Rumlar arasında devamlı sürtüşmeler oluyordu. 1963 yılında henüz 7 yaşında iken de evimizden bir gece pijamalarımız ile göç etmiştik. (Bir başka yazımda sizlere bu anımdan da bahsetmek isterim.) Barış Harekatı ile zor günler yaşayıp, birçok şehit verdik. Savaş biter bitmez de 3 ay içerisinde aile arası bir nişan, ve sonrasında küçük bir düğün (ki, düğünde herkesin gözü yaşlı, acıları taze idi) ile evliliğe adım atmış oldum. Yabancılara mahsus ilk Türkiye Cumhuriyeti pasaportunu ben almıştım.

Düğünden sonra yolcu gemisi ile Mağusa Liman Kasabası’ndan bir akşam yola koyulduk. Ben, bir adım atarken, üç adım geri gidiyordum. Ardımda bıraktığım memleketim, anne ve babam, kardeşlerim hep ağlıyorlardı. İçim buruktu, ancak yepyeni ufuklara, daha iyi bir hayata, bambaşka bir dünyaya gidiyor olmanın da heyecanını taşıyordum. Kolumdaki yeni tanıdığım adam!! Beni neler bekliyor? , ve daha birçok cevapsız soru ve düşüncelerle ağır adımlar ile ilerleyip gemiye bindim. Gözlerimden damlayan yaşlar, kalbimi zehirli bir ok gibi delip acıttı. Kayın validem, çeyizin olsun götürsün dedi diye, 3 bavul, 3 yorgan da cabası taşıdık. (Kaldı ki sonradan bu yüke Avustralya gümrüğünde 500 dolar da vergi ödedik :=))

İyi ki, gemide bizimle yolculuk yapan ve Türkiye’de okuyan 3 üniversite öğrencisi eşimin tanıdığı kişilerdi.. Bize yol boyu çok yardımcı oldular. Önce gemi ile Mersin’e, oradan da otobüsler ile Ankara’ya yola çıktık. Birkaç yerde mola verdik. Ankara’ya vardığımız zaman ucuz bir otelde kaldık. Yerimi yadırgadım. Duş, alt katta ve herkesin ortak kullandığı bir yer idi. Bir hafta gibi vize işlemleri, uçak biletleri ile uğraştıktan sonra Avustralya yolculuğumuz başladı. Hayatımda ilk kez uçağa binmiştim. Herkes balayı için özel tatil beldelerine gider iken ben bilmediğim bir memlekete, gurbet diyarına doğru yol aldım. İçimi tarifi imkansız bir his, heyecan ve de üzüntü ile karmakarışık duygular kaplamıştı.

Uzun ve yorucu bir uçak yolculuğu, önce Sydney, akabinde Melbourne’ye varış ile neticelenmişti. Karşılamaya gelen eşimin ailesi bizleri sevinçle kucakladılar.

Arabaya bindik. Etrafa sessiz ve şaşkın bir şekilde bakarken ilk soru geliverdi hemen. Melbourne’yi nasıl buldun?… Nasıl bulayım.!!! Bismillah… Dakika bir gol bir. Daha ne gördüm ki, ne söyliyeyim…

Evler, dışlarında sıva olmadığı için bana çok değişik gelmişti. Oysa Kıbrıs’ta kerpiç veya beton evlere dıştan sıva sürülürdü. Buradaki evler tahta veya dış kısmı hep tuğlaydı. Acaba sıva yapacak paraları mı yok? Diye düşündüm bir an. Sesli düşünmüş olacağımdan, arabada gülüşmeler oluverdi. Kızardığımı hissettim, yanaklarımdan kulaklarıma kadar bir alev sardı beni. Nihayet eve vardık. Ellerinde küçük hediyelerle, hoş geldine, gelen gidenin haddi hesabı yok. İngilizce fısıldaşmalar…. Mesela görümceme; ailem, yaşım, İngilizce bilip bilmediğim hakkında sorular soruyorlardı. Anlıyordum ama konuşma kabiliyetim sınırlı idi. Oysa hepsi de Türk.  Niye İngilizce konuşuyorlar ? ben, ne konuştuklarını anlamayım diye mi, yoksa gösteriş için mi? Belki her ikisi de. Okulda, İngilizce ‘A’ sınıfında olduğumdan anlıyorum herkesi, her şeyi.  Ama sessizce dinliyorum. Hayır! İngilizcesi yok rahat konuşun diyor görümcem.

O zamanlar, hafta sonları her kasabada büyük pazar marketleri dedikleri alış veriş yerleri kurulurdu. Rast gele geldiğimiz güne denk gelmiş, eşim elime 20 dolar tutuşturup haydi siz bayanlar hep birlikte gidin ne arzu edersen alın diye gönderdi bizi. (Meğer o zamanlar iş yerleri, maaş olarak erkeklere haftada 150, bayanlara da 75 dolar veriyormuş.) Bu yüzden bana verilen para fazla diye çok şanslı olduğum defalarca söylendi. Ben o gün, bütün pazarı dolaştım ve hiçbir şey almadım. Çünkü ne paranın değeri, ne de alacağım ihtiyaç hakkında bilgim vardı. Geri dönünce parayı iade ettim.

O yıllarda her kim, iş yerine işçi götürürse ona bahşiş de verilirdi. Biz yeni evli olduğumuz için, eşime düğün hediyesi olarak 75 dolar verilmiş.

Sonradan, ev işlerine, bulaşık, temizlik, yemek gibi işlere bakar oldum. Herkes sabah kalkıp işe gidiyor, evde ben yalnız başıma işlerle, bulaşıklarla uğraşıyordum. Ben, İngilizce okula gidip vaktimi değerlendirmek, pratiğimi artırmak istedikçe,  eşim bekle, vergi zamanı (tax) geçsin, eşe bakım için hükümetten geri iade alayım, sonra bakarız diye geçiştiriyordu. Posta ile İngilizce öğrenmeme de, işe başlamama da sıcak bakılmadı. Arkadaşların yardımı ile, trenle gittiğim ‘Allen’s Sweet’ şeker fabrikasında mülakata girip her soruyu başarı ile cevaplayınca işe alınmıştım.

Odama kapanıp özlediğim ailem için saatlerce ağladığım oluyordu. Çünkü o zamanlar şimdiki teknoloji yoktu. Ayda bir kez mektup gidip gelebiliyordu. Telefon yoktu ancak postaneden veya telefon dairesinden randevulu görüşme yapılabiliyordu. Gözümüz postacının getireceği mektupta idi. Türkçe ne bir video, ne de radyo istasyonu veya sinema vardı. Sonraları sinemalarda arada bir Türkçe film gösterisi oluyordu. Yıllar sonra videolar, videocular, piyasaya çıktılar ve Türkçe film kasedi ile video kiralanırr olmuştu.

Hiç unutmam, yıllar sonra, birkaç aile hafta sonlarında toplanıp birimizin evinde sabaha kadar film izlerdik. O zamanlar Kemal Sunal, Ferdi Tayfur, İbrahim Tatlıses’in ilk flimleri revaçta idi. Alış verişe gittiğimiz zaman genelde yürüyerek giderdik. Kiralık eve çıktığımız zaman, oturacak tek koltuk, tv, yoktu. Tek odalı (flat) denilen dairede sadece buzdolabı, mutfak masası, 6 turuncu renk demir sandalye, yatak (başlık da görümceden ödünç verilip, sonradan geri alınmıştı) vardı. Yani sadece elzem olan eşyalar ile hayata atılmıştık. Arkamızda bizi koruyup destek çıkacak ana, baba, aile yoktu ki!. Ana vatanımızdan hiç bilmediğimiz büyük bir memlekete, ellerimizde birer bavul ile gelip yeni bir hayat kurmaya başlayan, savaş yorgunu ama genç ve ümit dolu bir avuç insandık.

Nerede bir Türk görsek hemen tanışıp görüşürdük. Ev ziyaretleri, piknikler, muhabbetler bambaşka idi.. Herkes özlem ve hasret içerisinde, birbirine kenetlenmişti adeta. Gurbette  birçok zorluğa göğüs germek zorundaydık. Alış veriş sonrasında geri eve dönerken taxi çağırırdık. 30 dolara şimdiki alış veriş arabalarının altını, üstünü tıka basa doldurabiliyorduk. Ödemeye gelince de kağıt poşetlere paket yapılıyordu her aldığımız. Doğaya daha fazla önem verilirdi. Geldiğimizin 6. ayında ancak tv alabilmiştik. Üstelik renkliydi. Nasılsa ihtiyacımız var idi. Almış iken, küçük de olsa renkli olsun demişti eşim. Ailesinde büyük olay olmuştu. Herkeste siyah beyaz var iken, biz niye renkli almışız. Taksit ile Waltons diye bir mağazadan sandalyelere uygun koltuk takımı, yatak başlığı da aldık sonradan. O yıl turuncu renk çok moda idi Avustralya’da.

Kirada otururken, iş yerime gidip gelmek için tren kullanmak zorundaydım. Sabah saat 5.30’da yürüyerek istasyona 20 dakikada varabiliyordum. Soğuk, yağmur, çamur fark etmiyordu. Karanlıktan çok korkuyordum. O saatlerde yollar çok tenha ve karanlıktı. Komşumla birlikte çıkıp yürüyorduk. O Broadmeadows’taki Erricsson fabrikasına gitmek için North Melbourne durağında inip Broadmeadows treni ile giderken ben yoluma devam ediyordum. Eşim ise Footscray kasabasındaki Olympic Tyres teker fabrikasında, vardiyalı işçi idi. (Ailesi görücü geldikleri zaman, rahmetlik halası gururla oğlumuz makine mühendisi, evi var, işi güzel vs vs saymıştı. Babam da, bir kızım var yurt dışına da vermem, çalıştırmaya da kıymam diyordu. Oysa ben, fabrikaya işçi olarak girmiştim. En azından çalışıp eksiklerimizi alabilir, belki bir ev sahibi olabilirdik. İki kişinin çalışması şart idi. Hem evde boş oturup da ne yapacaktım ki!!!.)

Eşim döner shift (vardiya) çalıştığı için, birbirimizle mutfak masamıza bıraktığımız notlar ile haberleşirdik. Geceleri iş dönüşü yine karanlık ıssız yollardan hızlıca yürüyerek eve döner, karşı komşumla birkaç saat tv izlerdik. O cinayet ve korku filmlerini beğenirken, ben savaşlardan çıkıp geldiğim için romantik ve komedi, filmler izlemek isterdim. Birçok kitap da okurdum. Gelirken getirmiştim beraberimde.
Şimdiki gibi internet, Türk dizisi, telefon, radyo, kütüphanelerde Türkçe kitap yoktu. Kitap sevdam ise, Allah rahmet eylesin, Kıbrıs’ta iken karşı komşumuz Kitapçı Kemal Deniz Amca sayesinde gelişmişti. Türkiye’den koliler ile gelen kitaplardan, istediklerimi seçip okur ve iade ederdim. Dikkatli ve koruyarak okuduğum kitaplar raflarda satış için yer alırlardı dükkanında.

Yine çok uzun oldu yazım. Yazacak, anlatacak aslında daha birçok anım var.

Velhasıl… Ne umduk?, ne mi bulduk?…Çok şeyler!!!

Hayaller bedava, güzel ve erişilemese de birer ümittirler. Kişiye heyecan, ileriye doğru bir sevk ve bakış açısıdırlar diyerek yazımı burada sonlandırıyorum.

Tekrar buluşuncaya dek esen kalınız.

Saygılarımla,
ÇİMEN SUPHİOĞLU

20 YORUMLAR

  1. Neler görüp neler yaşamışsın güçlü birisi olmasan bugünlere gelmezdin helal olsun Çimenciğim ssğlıklı mutlu huzurlu günler seninle olsun😘🙏💕

  2. 1) leyla sunaycan arkadasim tskler ederim cnaim benim.Cimencim beni eskilere götürdün Unuttuğum gecmis günleri senin yazılarınla gözümün önüne geldi Demekki hepimiz aynı seyleri yasamısız Ellerine sağlık Gelecek hikayelerini bekliyorum👍👏🌷
    2)Kalemine saglik cimen abla. Uc asagi bes yukarj butun gurbetcilerin yasadiklarini dile getirmissin okuyan herkes bir seyler bulmustur mutlaka. (cok tskler Hayrunnisacim)
    3)Elif Kirnik cok tskler canim,sagolunuz,)Cimen hanim yazinizi okudum gercekten her birimizin digerine benziyor Avustralya anilarimiz. Bes yilligina geldigimiz bu ulkeden geriye donemedik malesef. Turkiye ye gidiyoruz adimiz Almanci buraya geliyoruz adimiz yabanci ne yazikki ama iyikide gelmisiz ve bukadar anilari biriktirmisiz sevgiler.

  3. Yazınızı okudukça, sanki ben de yaşamış gibi oluyorum. Herkesin bir göç hikayesi var. Bizler neler yaşarken başkaları neler yaşamış. Her zaman aynı sonuç aklıma geliyor. Göçün bize hem götürüsü hem de çok getirisi oldu.Lütfen yazılarınıza devam edin.👏

  4. 1)mujgan can Sari ) tsk ederim,. sagol .Yazın çok güzeldi yaşanan zorluklar güzellikler duygulandırıyor inanı yorum yazacaktım toruna baktım canum seni seviyorum ve özledim

  5. Her insanın arkasında koca bir hayat ve yaşanmışlıklar var
    Hikayeni okuduğumda örtüşen benzerlikler buldum hemen hemen hepimiz benzer deneyimleri yaşamışız
    Kalemine sağlık
    Sevgiler.(sevgili BetulKinali arkadasim cok tsk ederim.)

  6. Cimen hanim yazinizi okudum gercekten her birimizin digerine benziyor Avustralya anilarimiz. Bes yilligina geldigimiz bu ulkeden geriye donemedik malesef. Turkiye ye gidiyoruz adimiz Almanci buraya geliyoruz adimiz yabanci ne yazikki ama iyikide gelmisiz ve bukadar anilari biriktirmisiz sevgiler.
    ELIF KIRNIK ARKADASA YORUMU ICIN TSK EDIYORUM.SAYGILARIMLA

  7. (Okudum şimdi ,bir yandan yemeğimi yedim bir yandan okudum ellerine sağlık ,anı tadinda güzel bir yazı olmuş ,başarılarının devamını dilerim 😘)
    Sevgili Cannur Ozdemir cok tskler

  8. Çok teşekkürler Arkadaşım Yeni neslin bizlerin neler çektiklerini okuyup yorumlamaya ihtiyacı var bu yazılarımız bizden sonra bu toplumun belleği olacak ve bizlerin ne zorluklardan geçtiğimizi öğrenecekler kutluyorum sizi bu güzel yazınızla zaman tünelinde bir ışık yaktınız teşekkürlerimizle
    COK DEGERLI SAIR YAZAR AHMED OMERAGA GONYELI DUNDEN BU GUNE SAYFANIZDA PAYLASTIGINIZ YAZIM ICIN BIRCOK YORUM ALDIM.OVGU DOLU SOZLERINIZ ICIN SONSUZ TSKLERIMLE SAYGILARIMLA.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here