Hayat ve Hatırat: “HALAL PORK”

6
730

Bir şehir efsanesi değil… Melbourne’de uzun yıllar önce yaşanmış düşündürücü, bir o kadar da traji komik bir olay. Bu olayı sonradan duyup öğrenenler, bugün olduğu gibi kendilerini gülmekten asla alıkoyamamış. O gün bugündür de bu hadise nesilden nesile hep aktarıla gelmiş, adeta toplum hafızasına kazınmış…

Bu tarihi olaya bizzat tanık olan yazarımız Çimen Suphioğlu, o günlerin yaşam şartlarından bizlere kısa bir kesit sunarken aynı zamanda tanıklık ettiği “Halal Pork” faciasının detaylarına ışık tutarak, tarihe bir not düşüyor. 


Yıllar öncesiydi. Yine o gün çalıştığım yerden izin günüme denk gelmişti. Sabah çocukların kahvaltı ve beslenme çantalarını hazırlayıp, kendim için de kahvemi termosa koymuştum. Araba sürerken, yudumlardım. Çocukları okullarına bıraktıktan sonra, oturduğum kasabadan yaklaşık 30 dakika uzaklıkta yaşayan arkadaşıma uğrayıp, birlikte o civarda yeni açılan Türk kasabından alış veriş yapar ve hoş sohbet ederiz diye düşünmüştüm.

Bahsettiğim bu arkadaşımla yıllar önce tanımıştık. Eşi ile birlikte aynı fabrikada çalıştığımız zaman, onlar geri memleketlerine dönmeyi planladıkları için ev eşyalarını satıyorlardı. Biz de yeni gelmiş henüz her eşyamızı alamamıştık. Bir çamaşır makinesine de ihtiyacımız vardı aslında. Çamaşırlarımızı, hafta sonları mahallemizdeki çamaşırlıkta yıkayıp kuruttuktan sonra katlayıp eve gidiyorduk. Zaten devamlı çalıştığımızdan dolayı da birbirimizi çok seyrek görüyor, birlikte olduğumuz zamanları da elzem işlerle harcıyorduk. Bu yüzden uygun fiyata sattıklarını öğrenince önce gidip gördük ve bu vesile ile onlarla da tanıştık.  Neticede benim ilk çamaşır makinemi de onlardan satın almış olduk.

Bu arkadaşlar yıllar önce Avustralya’ya geldikleri zaman, önce hostelde kalmış, sonrasında da hükümet evlerine taşınmışlardı. Flemington’da 20.katta oturuyorlardı. 3 odalı, kaloriferli evlerindeki eşyaları satıp geri dönüş yapmayı planladıkları zaman, evlerini de sıra bekleyen başka bir arkadaşlarına hava parasına vereceklerdi. Çünkü eğer beğenmez de geri dönerlerse geri evlerine gireceklerdi. Yani anlayacağınız, hiçbir isim değişikliği olmadan yeni kiracı sanki onlar oturuyormuş gibi kirayı ödeyerek onlara çıkan bu evden faydalanacaklardı. Eğer geri dönmezlerse de yeni kiracılar orada oturacaklardı.  Tabiki bizim hiç haberimiz yoktu bu imkanlardan. Zaten öğrendiğimiz zaman da çok geç  olmuş, borçlanıp ev almıştık. Hem de yüzde 14 faiz ile. Velhasıl bu alış veriş bize yeni dostlar kazandırmıştı. Bir müddet sonra memleketlerine uğurladığımız arkadaşlar orda kalamamış tekrar geri dönüp yeniden dairelerine kavuşmuşlardı. Bizim de arkadaşlığımız devam etti tabiki. 

Flemington’daki yüksek binalarda oturan göçmenlerin birçoğu Türk ve Müslümanlardı. Bu yüzden bu bölgede bir Türk kasap cidden çok büyük bir ihtiyaçtı. Dinimize uygun mezbahalarda kesilen helal et her yerde bulunmuyordu. Aynı bıçak veya makine ile kesilen etleri tüketmek istemiyorduk. Sakatat da bulamıyorduk şimdiki gibi. Zaman zaman birkaç arkadaş anlaşıp çiftliklerde kuzu veya dana keserek bölüşüyorduk. 13 dolara bir kuzu veya 20 dolara dana alınabiliyordu. Kıyma istediğimiz zaman da, kıyma makinelerimizle hazırlıyorduk ihtiyaçlarımızı. Bulamadığımız için kendi sucuğumuzu yaptığımız gibi güneşte et tuzlayarak pastırmamızı da kendimiz yapardık. Şimdiki gibi girdiğimiz bir Türk manavı veya AVM’de her istediğimizi bulamazdık. Yoğurt olsun, hellim olsun, hatta bademli üzüm sucuklarımızı bile öğrenip kendimiz yapıyorduk. Önce bademler ıslanır, iğne ile dizilirdi. Sonra da kasa ile aldığımız üzümler el makinesinden suyu ve posası ayrılarak suya nişasta ve un katıp muhallebi yapar, iplerdeki ceviz veya bademleri batırıp asardık. Süzülen muhallebi de alttaki tepsilerde sonradan kesilip kurutularak yenilirdi. Aynı zamanda artık tek tük de olsa video dükkanları da genelde Türklerin yoğun olduğu yerlere açılır olmuş, kiralık Türkçe kasetler alınıp izlenilmeye başlanmıştı.

İşte ben, günlerden birgün öncesinde arkadaşımı arayıp müsaitsen hem seni ziyarete, hem de kasap ve videocuya birlikte gidelim mi? diye sormuştum. Arkadaşım çok sevinmiş; kahvaltı yapmadan gel, birlikte pırasalı çarşaf böreği yer, demli çay içip gideriz demişti bile. Ben de bu izin günümde hem ziyaret hem de ticaret yapacağım için, içimde tatlı bir sevinç ve keyif ile yola çıkmıştım. Fakat ne yalan söyleyeyim ki… Sebebini bilmesem de hayatımda hiç pırasa yememiş,  evimde de pişirmekten hep kaçınmıştım. Çocukluğumdan beri sevmiyordum. İçerimde bir endişe oluştu aniden.  Nasıl yapar da arkadaşımı incitmeden böreğe hayır derim diye düşündüm.

Neyse 30 dakika sonunda vardığım yerde, arabamı park edip asansör ile yirminci kata çıktım. Kapıyı yine güler yüzü ile açtı arkadaşım. Kucaklaşıp selamlaştıktan sonra salona geçtik. Mutfağından yeni demlenmiş çay kokusu geliyordu. Hemen ikram etti. Yanında börek yoktu. İyi dedim içimden, vaz geçti herhalde!. Az sonra elinde kocaman beyaz bir çarşaf ile göründü, salonun ortasına halının üzerine serdi. Allah Allah bu da ne demeye kalmadı, izah etti; bu çarşaf sadece börek içindir diye. Hamurları önceden hazırlayıp yuvarlaklar halinde kesip yağlamış. Bir kabın içerisinde ezilmiş beyaz peynir ve yumurta beyazı karışımı, diğer kapta ise ince kıyılmış pırasa, soğan, zeytin yağında sote olmuş peynire karıştırıp hepsini büyük bir kaba alıyor arkadaşım. Ben şaşkın ve merakla seyrediyorum onu. O anlatıyor ve diyor ki bu börek iki kişinin yardımı ile olur; hem sen de öğrenir bize yaparsın. 🙂 

Banyoya geçip eller sabunlandı. Sonra da hamurları yağlayıp, uçlarından çekerek kocaman incecik bir yufka meydana getirdik. Merdaneye gerek yoktu. Sonra arkadaşım harcı da serpiştirdi yufka üzerine. Sıra çarşafın baş ucundan iki elle tutup öne doğru sallayınca yufka kıvrılmaya başladı. Sonrasında da bu yufkayı büyük bir tepsiye yuvarladı. Üzerine de yumurta sarısı, çörek otu, siyah ve beyaz susam serpip fırına sürdü. 20 dakika sonra sıcacık börek ve çay ikramı yapıldı. Ve ben ilk defa yediğim bu lezzetli böreği çok beğendim ve böylelikle pırasa lezzeti ile tanıştım.

Artık çarşıya gitme vakti gelip geçmişti. Gerçi çocukları okuldan babam alacağı için biraz da rahattım. Kasaptan alacağım ciğeri pişirmek için planlar kurmaya başlamıştım bile. Arkadaşımın oturdukları yerin merkezinde karşılıklı sıra sıra dükkanlar vardı. Arabayı park edecek yer ararken karşıda acayip bir kalabalık gözümüze çarptı. Gazeteciler,  TV  muhabirleri ve kalabalık bir meraklı kitlesi arasından zorla kasap dükkanına girdik. Ne oluyor dediğimiz zaman ilerde tarihe geçecek bu traji komik olaya bizzat yerinde tanıklık ettiğimizi nereden bilebilirdik…

Yeni açılan Türk kasabı, güler yüzlü servis ve uygun fiyatın yanı sıra tabiki helal et satmaya başladığı için devamlı dolup taşıyormuş. Yandaki Vietnamlı kasap ise tek tük müşteri ile zar zor geçimini sağlıyormuş. Merak ile bir vatandaşını alış veriş için Türk kasabına göndermiş. Bak iyice öğren gel, bana bildir bu ne hikmettir demiş. Casus müşteri gitmiş ve sorusunu sormuş. Bunca müşteriyi nasıl çekiyorsunuz diye. Türk kasap, civarda helal et satan tek kasap biz olduğumuz için diyerek izah etmiş. Demesine demiş ama…Casus hemen gidip öğrendiklerini aktarmış diğer kasaba. Vietnamlı kasap da tamam şimdi tüm müşterileri artık ben toplayacağım diye sevinip, kendi milletinden bir reklam yazarı aramış. Bulduğu kişiye demiş ki: Hemen gelir de dükkânıma fiyakalı, ışıklı, renkli bir yazı yazarsan sana günlük kazancının iki mislini vereceğim. Çok kısa sürede oraya gelen bu reklam yazarı, dükkanın ön camına kocaman, ışıklı, renkli ‘HALAL PORK’ yazısını yazıvermiş. Öyle bir yazı ki; gündüz veya gece araba ile seyir halinde oradan geçiyor olsanız ya da yaya olarak önünden veya karşı taraftan yürüyor olsanız mutlaka dikkatinizi çekecek fiyakalı bir reklam olmuş.        İşte bu yazıyı yazınca da Vietnamlı bu kasap kısa sürede çok meşhur oldu. Et satamadı fakat bütün Melbourne şehrinde yerel gazetelere, TV istasyonlarına haberlere yansıdı. Aylarca bu konu halkın dilinde yankılandı. Helal kelimesinin sihirli olduğunu sanan ve araştırıp gerçeği öğrenmeden hareket eden Vietnamlı kasap, para hırsıyla açık gözlülük yapayım derken cahilliğinin kurbanı oldu.

İnsanlar gülerek anlattı birbirine bu gerçek hikayeyi. Herkes kendi kısmeti ile demiş atalarımız.  Türk kasap oraya onun işine çomak sokmak için gelmemiş, vatandaşın yakınına gelip hizmet vermek istemişti. Zaten Müslümanlar domuz yemiyorlardı. Ama kendisini açık göz sanan ve acı bir şekilde deşifre olan Vietnamlı kasap, meğer “Helal Pork” yazısından dolayı tam da benim gittiğim gün baskına uğrayıp medyayı sallamıştı. Pek çok kişinin hafızasında kalmıştır bu olay fakat bilmeyen veya unutanlar için bu komik hadise ve o günün yaşam koşulları kısaca kayda geçsin istedim.

Bir başka sefere buluşuncaya dek esen kalınız…

Sevgi ve saygılarımla,
Çimen Suphioğlu

Melbourne

6 YORUMLAR

  1. Sevgili nazlicim cok tsk ederim .Sagol var ol.Ben de senin yazdiklarini severek okuyorum.

    Sevgili kizim cok tsk ederim.Annecigim bu gercek hikayesi sen de varsin.Begendigine sevindim.sagol var ol.

  2. Çimen hanım sizi tebrik ediyorum. Ben de seneye 50 yılı tamamlayacak biri olarak, böyle eski yaşanmiş hikayeleri okumaktan çok keyif alıyorum. Bizler kendi hayatımızda mücadele ederken, başkaları neler yaşamış, onları öğrenmiş oluyorum. Sabırsızlıkla bir sonraki hikayenizi bekliyorum. Devam edin lütfen.👏

    • CİMENCİĞİM SENİ TEBRİK EDER CANDAN KUTLUYORUM .😊 YAZINI BÜYÜK BİR ZEVKLE OKUDUM.ÇOK BEĞENDİM.KALEMİNE RUHUNA SAĞLIK.
      YAZILARININ DEVAMINI TEMENNİ EDER SEVGİLER VE ESENLİKLER DİLERİM.😊 💖 💐😘😘
      sevgılı Naime eser ve Aydan Özgulen arkadasıma sonsuz sevgi ve saygılarımı iletirimç Teşşekkürlerimi sunarım.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here