Hayat ve Hatırat: BİR BAŞKADIR BENİM MEMLEKETİM

15
453

Güneş bir başka doğar, yavaş yavaş denizden. Bir başkadır gün batımı ve yine nazlı bir gelin gibi süzülerek batar enginliklerine, masmavi suların kucağında. Geceleri bir başkadır gökyüzündeki yıldızlarının dansı. Pırıl pırıl, mutluluk ve huzur dolu. Bir başka ışıldar ayın parıltısı ve denizdeki yakomozları. İncecikten esen bir meltem rüzgarı okşar tenimi, sessiz ve yavaşça. 

Kuzey Kıbrıs Kayalar köyünden, Karşıyaka dağlarından ve tuzlu ılık sularıyla Akdeniz’den sımsıcak bir gün batımı…

Gecenin kokusu bambaşkadır. Pakistan gecelerinin, derinden gelen o eşşiz kokuları sarar benliğimi. Ya misler gibi kokan yaseminleri! Kocaman, bembeyaz ve mis kokuludurlar. İkindin vakti tek tek toplar; kimini ince ayırdığım hurma dalına dizerdim sıra sıra, kimini de iğne iplik ile dizer kolye ve bilezik yapar, asardım beyaz badanalı evimin duvarlarına.

Akşamın alaca karanlığında yavaş yavaş canlanıp, uykudan uyanan, saf, masum çocuklar gibi tek tek açardı yaprakları. Dayanılmaz kokuları başımı döndürürürcesine. Az ileride, süzülerek gelen dalganın kayaya çarpıp çıkarttığı ses ve bembeyaz köpükleri ise sanki bir gelinin duvağı misali. İleriden, taa uzaklardan gelen dağ kekiklerinin, adaçaylarının kokusu ciğerlerime dolup, başımı döndürürdü. Dağdan gelen doğa müziğine ne demeli peki?

Ağıllarına doğru giren koyun ve kuzuların dağ keçilerinin çıkardıkları çan sesleri, çocukluğumun saf ve güzel hatıraları canlanır gözlerim önünde. Belki üç yaşındaydım. Hayal gibi hatıralarımda hep. Hafta sonu annem ve babamla gittiğimiz, anneannem ve dedemin köy evi geldi gözlerimin önüne şimdi.

Otobüs bizi evden alıp köye getirmişti. Ana yoldan sapıp dağa doğru tırmanırken, tarladaki gelincikler, arpa çiçekleri. Ya o minik serçeler, daldan dala konarak ne de güzel şakıyorlardı öyle. Otobüs dağa doğru tırmandıkca, dışları beyaz badanalı, damları düz, kırmızı kiremitli kerpiç evler, sokakta yürüyen birkaç insan ve çocuk sesleri, camiden gelen ezan sesleri. Ne de özlemişim minarede okunan ezanı dinlemeyi.

Bir yere kadar gidebilen otobüs, yolcuları indirirken, elimizden tutan annem, çantaları yüklenen babam ve yokuş tırmanan yolcularla birlikte, önce köy kahvesini görüyoruz. Akşam olmak üzeredir. Kahvede konken, kağıt ve tavla oynayan üç beş kişi. Kenarları taşlardan kesilip ayrılmış parseller. Belli ki herkes kendi malını bu şekilde ayırmış. Zeytinlikler, meyve ağaçları, sebze parselleri…

Hafif bir yaz yağmuru mu damlayan! Hani “ahmak ıslatan” dedikleri cinsten. Yüzüme tıp tıp diye düşen birkaç damla süzülüp toprağa karışan su damlacıkları. Topraktan çıkan koku. Uzaktan, anneannemin sevinç çığlıkları. Koşun kızım! Damadım ve torunlarım gelmiş… Anneannemi hayal gibi hatırlıyorum. Sanki rüyadayım gibi.

Bir büyük ahır ve içerisinde de birkaç eşek. O zamanlarda arabası olan, hemen hemen hiç kimse yok. Ovalarda, dağlara eşekler ile gidilip zeytin toplanır, yük taşınırmış. Ağılın yanında kocaman bir oda. Bu da mutfak ve kiler. Bir bölümünde erzaklar. Bahçenin avlusunda kocaman sarı taştan mermer bir tekne. Yanıbaşında büyük bir köy fırını. Tarladan toplanan buğdayın un haline bulgur haline getirildiği, taş el değirmeni. İki taş arasında buğday sıkışıp ezildikçe yorulan kolların ağırlığı.

Üç basamakla çıkılan iki odalı kerpiç ev. Bir oda bize verilmiş. Kocaman bir yatak. Demir ve cibinlikli namsiyeli. Tertemiz bembeyaz çarşaflar. Yatak kenarında, elde tığ işi, yatak kenar süsü. Anneanemin, teyzelerimin elde ördükleri çeşitli nakış ve danteller. Birkaç yer yatağı ve hepsinden ilginç olanı da duvardaki çiviye asılı duran yağ lambasının titrek ışığından süzülen, duvarlardaki gölgeler. Ninemiz gelip bize masallar anlatıyor ve yorgun gözlerimiz uykusuzluktan süzülüyor. Annem bizleri bahçedeki köy tuvaletine sonra da büyük teknede  yeşil zeytin yağından yapılmış, sabunla el ve yüzümüzü yıkamaya götürüyor. Yumuşacık havlular kömür ütüsünde kalıp gibi ütülenmiş. Siliyor yüzümüzü, ellerimizi. Artık dedemizin anneannemizin ellerinden öpüp yatak odasının yolunu tutuyoruz. Yataklarımıza girip akşam duamızı ediyoruz. Annem lambaya üflüyor. Birden her yer karanlığa boğuluyor ve pencerenin perde arasından ay ışığı sızıyor odaya. Derin bir uykuya dalıyoruz. Sabah da horoz sesi ile uyanıyoruz. Yeni bir gün. Ağıldan çıkan koyun kuzu melemeleri. Tarlada çalışan işçi sesleri. Bahçedeki fırında pişen köy ekmeklerinin, çöreklerin kokusu. Taze tereyağı, sıcacık taze sağılmış ılık süt. Izgara, hellim ve zeytin, bahçeden kopartılmış domates ve salatalıkların o muhteşem kokuları, hiç burnumdan gitmedi ki yıllardır!!. Hiçbir yerde bulamadığım lezzet o çocuk damağımda yer etmiş.

Veeee nereden nereye !!! Deniz kenarından, güneşin batışından taaaa yıllar gerisine, maziye bir dönüş yapıp neleri hatırlamışım. Dünüm, bugünüm ve belki yarınım! Bir ömür… Yaşanılmış bir hayat. Ambarı olmayan gözlerin içerisine sığdırdıkları…

Çizmeye çalıştığım bu tablo, işte bir köy var çoook uzaklarda. Okyanusların taaa ötesinde. Özlediğim, unutamadığım… Gidemesem de, göremesem de hep orada bir yerde. Denizinde, taşında, toprağında. Bir tarih yazılmış. Ve yazılmaya devam edecek. Yine canlandı gözümün önünde hatıralar. Tatlı, sönük bir sis gibi. Benliğimde kazınmış derin bir iz gibi. Bir koca ömür dedikleri bir nefes gibi.

Evet bir başkadır herkesin yaşadıkları ve yaşayacakları. Hayatımızdan tek tek kopan takvim yaprakları gibi tıpkı.

Tekrar buluşuncaya dek esen kalınız, dert ve tasa girmesin yüreklerinize sakın.

Saygılarımla,
ÇİMEN SUPHİOĞLU

15 YORUMLAR

  1. Çok güzel yazdın Arkadaşım kendimi dedemin evindeki 1960lı yılları canlandırdın. Teşekkür ederim kalemine kuvvet, yazmak eylemin hiç bitmesin. Sen yaz ki tarihte bir seda kalsın bizlerden geriye. Sevgilerimle, Sağlık, Huzur ve Mutluluklar diliyorum saygılarımla..

  2. Sevgili ahmet omeraga_/Turgay sakiner/Nergiz Ergun ve faceden bircok yorum yazan sevgili dostlar hepinize ayri ayri tesekkuru bir borc bilirim.Sagolunuz.var olunuz canlar.

  3. Çimenciim memleketi özlemişsin. Sevgiler.

    Sevgili halacigim Gonce Toros yanit icin cok tskler,evet hepiniz de cok ozledim.Sevgi ve saygilarimla

  4. Hasretlik çok zor canım insanın memleketi gibi yok benim de oğlum Kanadadadır biz de ona hasretiz keşke ge
    lseniz ?.

    Sevgili Gulden Bayraktaroglu arkadasim. Yazimi okuyup yorum biraktigin icin tessekurler.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here