Farkındalık: Kendini Tanıma

0
103

YÜZÜME KÜFREDER MİSİNİZ?

Bir seminerime katılan grubun en üst düzey yetkilisi, 90 dakika boyunca beni ekşi bir suratla dinlemişti. Verilen kahve molasında 2 dakika salonda kalmasını rica ettim; teklifimi kabul etti. Herkes salondan dışarı çıktı, o kaldı.

Kapıları kapattım ve beyefendinin karşısına geçtim. Aramızda şöyle bir konuşma geçti:

Ben: Beni kırmadığınız için teşekkür ederim. Şimdi sizden ricam, bana bakarak yüzüme küfretmeniz!

Üst düzey yönetici (ÜDY): Öyle şey olur mu? Küfretmem.

Ben: Rica ediyorum.

ÜDY: Olur mu efendim! Olmaz!

Ben: O zaman yüzüme bakarak, “Doğan Cüceloğlu, Allah senin belanı versin!” der misiniz, lütfen!

ÜYD: Ne münasebet! Demem!

Ben: Beyefendi, 90 dakika boyunca yüzünüzle küfrettiniz; şimdi dilinizle küfretmenizi istiyorum!

ÜYD: (Şaşkınlıkla bir süre yüzüme baktı; sonra yüzüne yayılan hafif bir gülümsemeyle) ”Benim oğlan da bundan şikayetçi,” dedi. “Baba çok asık suratlısın” der.

Kıymetli okuyucularım yukarıdaki kişi kötü birisi değil. Fakat kendinin ne yaptığının farkında değil. Peki kendinin farkına varmak kendini tanımak önemli mi?

Bana göre çok önemli. Bir Batılının da dediği gibi, insanlığın esas problemi “ekonomik ekolojik olmaktan daha çok egolojiktir.” Evet, (ego-benlik) yani kendimizi bilmeden tanımadan diğer problemler çözülemez.

PEKİ KENDİMİZİ NASIL TANIYACAĞIZ?

Kendimizi tanıma yolculuğuna çıkmak için ilk adım, KRİTİK ve CAN ALICI SORULARI SORMAKTIR.

Bu farkına varma ve kendimizi tanımada duygular çok büyük rol oynar. Bu yüzden genelde sorularımızı olaylar karşısındaki hislerimizle ilgili soruyoruz.

Mesela: Keyifliyim, şimdi bu keyfin kaynağı ne? Nereden geliyor?

GERGİNSİN. NİYE?

Senin için sana demeye çalışıyor ki. Dikkat et, güven yok. Canın yanabilir. Farkına var diyor.

HÜZÜNLÜSÜN. NİYE?

İçiniz diyor ki, eksik olan bir şeyler var. Sen kendin olarak yaşamıyorsun. Ve sen özgür değilsin. Kendin gibi yaşayacağın bir yola gir. Ne kadar önemli değil mi? Mesela: Öğretmen okula gidiyor, koronadan dolayı çocuklar gelmeyince içini hüzün kaplıyor. Şimdi bu hüznün sebebi, öğrencilerin yokluğu.

Duygular sürekli bize yaşamımızla ilgili önemli mesajlar veriyor.

ÖFKELİSİN. NİYE?

Hayat bir şey diyor. Tehdit var. Senin hakkın yeniyor. Değerlerin çiğneniyor. Sınırların çiğneniyor. Sana saygısızlık yapılıyor.

KAYGILISINIZ. NİYE?

İçiniz diyor ki, gelecekle ilgili bir belirsizlik var, bir tehdit var. Güven içinde değilsin, açıklığa kavuştur, farkına varmalısın diyor.

İÇİNİZDE BİR BIKKINLIK VAR. NİYE?

Ne yapacağımı bilemiyorum. Aman öf. Sizin hayatınızda gönül yolculuğu yok. Bu çok acı. İşinizde, çevrenizde en acısı da evinizde, eşiniz ve çocuklarla ilişkinizde. Kimin kusuru bu? Hemen dışarda bir kusur bulmaya çalışmayın. Önce bir farkına varın ve bir sorumluluk alın. O ilişkiyi beslediniz mi? Neyle beslediniz. Böylelikle o bıkkınlık bile size çok önemli bir mesaj verir.

SESİMDE NEŞE YOK, GÖZLERİM DONUK, SURAT ASIK, MUTLU DEĞİLİM.

Farkına varıyorsanız, kendinizi tanıma yolculuğuna çıkmışsınız demektir.

Hayat sizin sahip olduğunuz şeylerle değil, sizin varoluşunuzda, farkında olduğunuz şeylerle, inanç ve değerlerinizle anlamını bulur. Ve bu anlam içerisinde siz o zaman içinizdeki zenginlik kadar zengin olduğunuzun farkına varırsınız.

ZENGİNLİĞİN FARKINA VARINCA NE OLACAK?

İçinizdeki zenginliği oluşturabildiğiniz zaman, bebekler size gülümser, sizden ayrılmak istemez, güvenebileceğiniz dostlarınız olur.

Evlilik beden bedene bir ilişki, akıl ilişkisi, duygu ilişkisi hepsi var ama evlilik esas itibariyle gönlün birlikte yolculuğudur. Siz kendiniz o da kendisi ve bu yolculukta içinizde bir teşekkür var.

Önümüzdeki yazıda kendimizi tanımayla ilgili pratik bir metottan bahsedeceğim.

Yakup Öz

*Yararlanılan Kaynak: Geliştiren Anne – Baba (Doğan Cüceloğlu)

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here