Dereden Tepeden: Toplum Gönüllülüğü

0
75

Kıymetli okuyucu,
İlk yazımdan sonra epey bir tebrik ve eleştiri aldım, kah sevindim kah üzüldüm. Bizim dernekte ve kahvede epey yorum dinledim. Okuyan ve zahmet edip iyi ya da kötü eleştiri yapan tüm can dostlara şükranlarımı iletiyorum. Bir önceki yazımda bahsettiğim ötenaziden ve Avustralya’mızdaki tartışmalardan toplum kuruluşlarımızın bihaber olması, bunun sonucu olarak da bitaraf olması üzücü; lakin hem kahvede hem de dernekte insanlarımız konudan haberdar ve tartışmaları takip ediyorlar, bu sevindirici. Bu konuyu anlayabilmek için önce 2500 yıl önceye gitmek lazım diye düşünüyorum. Bizim dilimizde Hipokrat yemini dediğimiz, İngilizce’de ise ‘Hippocratic oath’ diye bilinen, hekimlerin ve diğer sağlık çalışanlarının mesleklerini onurla uygulayacaklarına dair 2500 yıldır ettikleri yemindir. Nereden çıkmıştır bu yemin? Azıcık bakılırsa görülecektir ki o yıllarda doktorlar ya da diğer tıp çalışanları hastadan ümit kestiklerinde veya tedavide zorlandıklarında hastanın hayatına kolayca son veriyorlardı. Batıda tıp biliminin kurucusu kabul edilen Hipokrat ve ögrencileri, hasta-doktor güvenini oluşturmak ve sağlıklı bir temele oturtmak için bu andı söylemişler ve takip etmişlerdir. Günümüzde başlayan- ki bakıldığında temelleri ciddi olarak 1935’lere kadar giden- ötenazi tartışmaları tıp bilimini, hasta-doktor ilişkisini kanaatimce 2500 yıl geriye götürecek, insanlık yeniden bir Hipokrat bekler hale gelecektir. Çünkü konunun zamanının ne kadar kaygan olduğunu Belçika ve Hollanda örneklerinde acı şekilde gördük, görüyoruz. Belçika maalesef yaş sınırlamasını 2014’te kaldırdı; akıl, mantık ve insanlık tarihi penceresinden baktığımızda hızla 2500 yıl geriye gittiğimizi görüyoruz. Şimdiye kadar Belçika’da en az üç çocuk ötenazi yaptı. Hollanda, lütfedip, 12 yaşından küçüklere ötenaziyi yasakladı. Avrupa demişken, ötenazinin serbest olduğu ülkelerdeki klinikler ihtiyaca cevap veremez durumda şu anda. Sadece Hollanda’da geçen yılki sayı yaklaşık 3500 ve Belçika’da 2024 kişi. Bu sayı her geçen gün artıyor. Ülkemiz Avustralya’da ilk ötenazi vakası temmuz ayında Victoria eyalatinde uygulandı. Geçen yazıda da belirttiğimiz gibi konu giderek yayılıyor ve tartışma büyüyor. Batı Avustralya’da yasa geçti, ACT ve NSW’de gündemde. Diyeceğim o ki bu konu çok tartışıldı ve tartışılmaya devam edecek. Gönül ister ki Avustralya’daki Türkiye toplumu, kuruluşları, camileri, dernekleri de ses versin ve pozitif anlamda bu beyin fırtınasına katılsın. Dernekteki ve kahvehanedeki Aziz dostlara bir kez daha teşekkür ediyorum. Bu arada sosyal medya üzerinden de epey yorum geldi, o canlara da katılımcı yüreklerinden dolayı şükranlarımı sunuyorum. Bu husuta ilk yazımda da dediğim gibi her tür yorum ve eleştiriye açığım.

Aziz okuyucu, aslında bu haftaki yazım toplum gönüllüğü başlıklı lakin giriş uzadı, onun için konuyu uzatmadan dikkatlerinize sunmak istiyorum. Dünyada, bilhassa batı dünyasında hızla yayılan gönüllülük- İngilizce volunteering veya voluntarism- ülkemizde de çok yaygın ve vatandaşlardan beklenen bir girişim. Son günlerde ülkemizin dört bir yanını saran yangınların da önemli çözüm yollarından birisi gönüllülük. Keşke birbirimizi teşvik edebilsek ve boş vakitlerimizde topluma yararlı konularda gönüllü olabilsek. Ha, kahveci Hüseyin ve lokaldeki arkadaşlar bana kızacaklar lakin bu konuyu bundan sonra da burada fazlaca yazacağım. Çünkü ülke hepimizin ve çocuklarımızdan bize emanet. Ona iyi sahip çıkmamız ve daha güzel olarak çocuklarımıza torunlarımızın emaneti olarak teslim etmemiz gerekir. Bu cehennem yangınlarında okuduğumuza ve gördüklerimize göre binlerce itfaiye gönüllüsü hem de ceplerinden para harcayarak yanan yüreklere çare olmaya çalışıyorlar. Eğer içlerinde Türkiyeli toplumumuzdan da varsa başta onlara ve tüm gönüllülere teşekkür ediyorum, İnşallah darısı bizim başımıza. Sadece yangın gönüllüleri mi var? Tabii ki hayır, Avustralya’da binlerce gönüllü olunabilecek aktivite var. Bu arada sizleri duyar gibiyim, ‘Fatih abi, halka veriyorsun talkını, inşallah kendin götürmüyorsundur (salkımı)’. Yok canlar yok, uzunca bir vakittir kanser hastanesinin ve araştırma merkezinin gönüllülerindenim, bu işi bir ibadet olarak görüyorum; halka hizmet, hakka hizmettir düsturunca yapıyorum. Keşke genç olsam da itfaiyeci gönüllüsü de olsam; lakin belli yaştan sonra vücut kaldırmıyor. Demem o ki Aziz okuyucu, tabii ki bizim Hüseyin’in kahvesine gelin (reklam yapıp çayları da bedavaya getirdik), derneğe gidin, lokalde dostlarla Türkiye muhabbeti yapın; bütün bunlar hayatın tadı, tuzu lakin en azından ayda bir üç-beş saat de toplum gönüllüsü olmayı düşünün derim.

Sağlıcakla kalın.
Fatih Güneş

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here