“Bu sahada eğitime başlamam, hayatımda verdiğim en güzel kararlardan biri oldu.”

0
708

Yazarımız Müjgan Kim ile röportaj serimiz devam ediyor. Kendisinin bu defaki konuğu Avustralya’da sadece sekiz uygulayıcısı bulunan “Anat Baniel Metodu”nun Avustralya’daki öncü uygulayıcılarından Psikolog Başak Kerimoğlu.


Merhaba Başakcım, öncelikle okuyucularımız için biraz kendini tanıtır mısın?

Merhaba! 1973 doğumlu ve aslen Ankaralıyım. 1995 yılında ODTÜ Psikoloji bölümünden mezun oldum. Arkasından Amerika’da Yale Üniversitesi’nde Çocuk Araştırmaları Merkezinde Doktora Öncesi Bursu ile çocukların gelişimlerini takip eden bir araştırmada asistan olarak çalıştım. Türkiye’ye döndükten sonra bir süre uluslar arası bir şirkette eğitim koordinatörlüğü yaptım ve Örgütsel Davranış Master programını tamamladım.

Aklım hep çocuklarla çalışmakta kaldığından 2000 yılında oğlum Can’ın doğumunun hemen arkasından işten ayrılıp kendi anaokulumu kurma hayalinin peşine takıldım.

2003 yılında kızım Ada’nın doğmasından çok kısa bir süre sonra da İstanbul Tarabya’da “Atölye Çocukevi” ismindeki anaokulumu açtım.

2017 yılında Avustralya’ya taşınana kadar geçen 14 yıl içerisinde Atölye Çocukevi’ne hergün çok severek gittim, bu sayede hayatıma yüzlerce güzel çocuk ve anne baba kattım.

Bu kattığım çocuklardan biri sayesinde ise “Anat Baniel Method”u ile tanıştım. Okula 2 yaşında katıldığında henüz emeklemeye bile başlamamış, serebral palsili bir öğrencimdi ve okula devam ettiği 3 yıl boyunca gelişimini yakından takip etme şansım oldu. Ailesi benim bildiğim bütün klasik tedaviler – fizik tedavi, konuşma terapisi, duyu bütünleme gibi – dışında daha önce ismini duymadığım bir metod ile çalışıyor ve çok farklı sonuçlar alıyordu. Bu aile her 6 ayda bir ABD’ye gidip 15 gün kaldıktan sonra geldiğinde ben bambaşka bir çocukla karşılaşıyordum.

Merak edip annesiyle konuştuğumda bana Anat Baniel Method’unun kitabını verdi. Bu kitabı okudukça önümde ve kafamda yepyeni kapılar açıldı.

Çok kısa bir süre sonra, 2016 yılında kendimi Anat Baniel Method uygulayıcısı olabilmek için 3 yıl sürecek ve pek çok fedakarlık gerektirecek olan bu eğitime başlamış olarak buldum. Bu sahada eğitime başlamam hayatımda verdiğim en güzel kararlardan biri oldu..

Avustralya maceran nasıl başladı?

Avustralya vizesine 2013 yılında eski eşimin bir süre İstanbul’da işsiz kaldığı bir dönemde, bir akşam böyle genelde gece basan panik durumlarından birinde, aklımda aslında hiç de çok sevdiğim ve mutlu olduğum koca hayatımı bırakmak gibi bir niyetim yokken, sadece anlık bir buhran sonucu başvurdum:)

Danışmanlık hizmeti veren bir kurum bulunca ve adres olarak da okuluma çok yakın olunca, ertesi gün sadece süreci anlamak için randevu aldım. Ama görüldüğü gibi o süreci tamamladık. Vizemiz geldi ama hem eski eşim vize geldiğinde çoktan İstanbul’da yeni ve sevdiği bir işte çalışmaya başlamıştı, hem de benim de dediğim gibi aslında yerimden kıpırdamaya hiç niyetim yoktu.

Ancak çocuklar büyüyordu ve malesef ülkenin politik durumu canımızı çok sıkıyordu. Avustralya vizesinin varlığı da işi kolaylaştırmak yerine zorlaştırmaya başlamıştı çünkü böyle bir alternatifin varlığını bilmek ve buna rağmen kullanmamayı tercih etmek çocukların sanki ileride seçebileceği alternatifleri ve hayatlarını daraltmak gibi geldi.

Bu konuda çok git geller, kararsızlıklar yaşadıktan sonra bir gün sabah kalkıp “taşınıyoruz” dedim, ve dediğimden 10 gün sonra da çocuklar ve babaları uçaktaydı. Bu macera hiçbirimiz için kolay olmadı. Ben okulumu yıl ortasında bırakmak istemediğim için eğitim dönemini bitirip, çocuklardan 8 ay sonra Avustralya’ya taşındım. 2017 yılının Ağustos ayından beri Melbourne’dayım.

Eğitim amaçlı da olsa iki defa Amerika’da yaşamışsın, Avustralya’yı tercih etmenin nedeni neydi? Bildiğin bir yere taşınmak daha kolay değil miydi?

Avustralya’yı tercih etmiş olmamızın çok bariz bir sebebi yoktu ilk başta. Kanada ve Avustralya arasında bir tercih yapalım demiştik, ikisine de göçmen olarak başvurulabileceğini biliyorduk. Biraz sanırım kader buymuş diye bir cevabım var buna. Bir şekilde Avustralya göçmenlik başvurusuna danışmanlık yapan bir şirkete daha kolay ulaştım ve süreç oradan başlamış oldu.

Senin gibi eğitimli insanların beyin göçü Türkiye için bir kayıp. Ne düşünüyorsun bu konuda?

Malesef son yıllarda çok fazla tanıdığım yurtdışına gitti ve sana katılıyorum, Türkiye için tam en verimli, en güzel zamanında çok katkı sağlayabilecek pek çok insan artık orada değil. Gördüğüm kadarıyla Türkiye’de ne yazık ki gittikçe gerileyen ekonomik koşullar, siyasi ortamın verdiği gerginlik ve endişe, daha iyi bir gelecek yaratabilmeye olan ihtiyaçtan dolayı yüksek oranda bir beyin göçü yaşanıyor.

Bir şekilde hepimiz bence bulunduğumuz yerlerden de yapabileceğimiz her türlü katkıyı vermeye devam ediyoruz. Başka ülkelerde olmak kendi ülkene olan borcunu ve sorumluluğunu eksiltmiyor. Ben kendi adıma konuşayım mesela Türkiye’ye gidebildiğim her seyahatimde oradaki çocuklarla da çalışabilme fırsatı yaratıyorum. Çok şanslıyım ki buna izin veren bir mesleğim ve bana bu konuda destek olan meslektaşlarım var.

Mesleğin ve buradaki çalışmaların hakkında okurlarımızı bilgilendirir misin? 

Tabii. Anat Baniel Metodu, Nörohareket (NeuroMovement) öğrenme temelli bir farkındalık ve gelişim yaklaşımı. Son yıllarda nörobilim alanında yapılan en önemli gelişimler beynimizin nasıl çalıştığına dair ortaya çıkan yeni bilgiler ışığında gerçekleşti. Çok eski olmayan bir zamana kadar öğrenmenin sadece çocuklukta olduğu ve daha sonra kişilerin beyninin çok da fazla gelişme ve değişme göstermediğine dair olan inanc yıkıldı ve bugün ismine nöroplastisite denen ve insanların beyninin uygun koşullar altında her yaş ve her durumda değişebildiği yapılan bilimsel araştırlamalarla kanıtland.

Anat Baniel Metodu beynimizin bu değişebilme özelliğini kullanan ve hep bir sonraki mümkün olan beceri seviyesine ulaşmayı hedef alarak kişilerin gelişimine olanak sağlayan hareket temelli bir çalışma.

Dünyaya geldiğimiz andan itibaren sürekli bir öğrenme sürecinde oluyoruz. İnsanoğlu yapabildiği her şeyi öğrendiği için yapabiliyor. Konuşmayı öğrenmek zorunda, yürümeyi öğrenmek zorunda, hiçbir şey önceden programlı değil. Ancak belli bir süre sonra bütün bunları yapan bir sistem, daha iyisini yapmak için çaba sarfetmedikçe, öğrendikleriyle yetinerek, o ilk başlardaki muazzam öğrenme ve gelişme sürecinde bir platoya ulaşıyor. Sadece o zamana kadar öğrendiklerini kullanmaya başlıyor ve hayatına çok da yeni bilgi katmadan aynı bilgileri tekrarlayarak devam ediyor. Halbuki kendimizin daha iyi, daha gelişmiş bir versiyonu, öğrenmeye hazır bir beyni hep var ve işte Anat Baniel Metodu ile biz buna ulaşabiliyoruz.

Şu anda East Brighton’daki evimde öğrencilerimle Anat Baniel Metodu Uygulayıcısı olarak çalışıyorum.

Kimler seni görmeli ve ne uzunlukta bir tedavi bu? 

Buna bir tedavi olarak bakmak yerine bir gelişme ve öğrenme çalışması demek daha doğru. Böyle bakınca aslında bu yaklaşımın hepimiz için gerekli olduğunu ve kişilerin ihtiyaçlarını belirli rahatsızlıklar çerçevesinde sınırlamadan, herkesin gelişmeye ve var olandan bir sonraki adıma gitmeye potansiyeli olduğunu bilerek çalışıyoruz.

Kimi durumlar ve kişiler bu gelişme ihtiyacını herkesten daha fazla yaşıyor. Gelişimsel farklılığı olan çocuklar, genetik bozukluklar, nörolojik rahatsızlıklar, yaşlanma sebebiyle doğan fiziksel ve bilişsel zorluklar, kronik ağrısı olan kişiler, felç geçirmiş yetişkinler gibi çok geniş bir öğrenci kitlesiyle çalışıyoruz.

Çok da güzel sonuçlar alıyoruz. Örneğin buraya 2 sene önce ilk geldiğimde çalışmaya başladığım ve tesadüfen annesi Türk babası Avustralyalı olan çok tatlı bir öğrencim var. Çalışmaya başladığımızda daha 1 yaşındaydı ve çok az ses çıkartıyordu, sadece sırtüstü yatıyor, kendi başına yüzüstü dönemiyor ve etrafıyla çok ilgilenmiyordu. Birkaç ders içerisinde annesinin deyimiyle sanki uyandı. Gözlerimizin içine çok daha anlamlı bakmaya başladı. Sesler çıkarmaya, kendi başına daha çok hareket etmeye başladı. Ve bu arada geçen süreç içerisinde her ay 8 derslik paketler halinde çalışmaya devam ettik. Şu anda okula gidiyor, çok güzel yürüyor, tam olarak henüz konuşmasa da kelimeler söylüyor. Bu gelişmeleri görmek hepimizi çok mutlu ediyor.

Kalıplaşmış beyin düşüncelerini, hareketlerini, hastalıklarımıza bakış açımızı değiştirmek kolay mı bu kadar?

Beyin çok kompleks bir bilgi sistemi. Beynin değişebilmesi için bilgiye ihtiyacı var. Zaman içinde “yapmayı öğrendiğimizi” yapmaya başladıktan sonra genelde hep aynı şekilde yapmaya devam ediyoruz. Pek çok şey otomatikleşiyor. Nasıl yaptığımıza dikkat etmeksizin yapmaya devam ediyoruz. Bu hareketlerimizden, düşünme şeklimizden ve duygularımızdan hepsini kapsıyor. Aynı şekilde yürüyoruz, aynı yollardan geçiyoruz, olaylara aynı tepkileri veriyoruz, pek çok “kalıp” oluşturuyoruz.

Bunların değişebilmesi için beynimize yeni alternatifler sunabilecek ve yeni çözümler üretebilecek süreçler yaratmalıyız. Artık hepimiz her gün gittiğimiz yoldan değil de farklı yollardan araba sürmenin iyi olduğunu biliyoruz veya dişimizi hep sağ elle fırçalıyorsak bir durup fırçayı sol elimize alıp dişlerimizi bir de böyle fırçalamanın nasıl olduğuna bakmamızın beynimiz için iyi olduğunu biliyoruz. Veya ileriki yaşlarda alzheimer riskini azaltmak için dil öğrenmenin önemini duyuyoruz.

Bütün bunlar otomatik olandan çıkıp, beynimize ihtiyacı olan bilgiyi verebilmek için.

İşte Anat Baniel Metodu da çalıştığı kişiye, çok yavaş ve farkındalıklı hareketler yaptırarak ve otomatik olarak yaptığı hızlı hareketlere dikkatini vererek yeni yapacağı hareketler yardımıyla beyniyle ve sinir sistemiyle ilişki kurarak, kişinin beyninde yeni nöral bağlantılar oluşmasına olanak sağlıyor.

Peki bu durumda biz bu hızlı ve otomatik hayattan ne kadar kurtulmak istesek de, bize hazır sunulan TV programları, gözümüzü hiç ayırmadığımız, beynimizi uyuşturan elimizdeki telefonlar, araba sürmemize gerek kalmayan otomatik pilotlu arabalar, tüm otomatik teknolojiler beyin sağlığımıza iyi gelmiyor diyebilir misin bir uzman olarak?

Otomatikleşmiş kalıplara hayatımızda her zaman ihtiyacımız var. Ama bunun arasına, yaptığımız bir şeyi her zamankinden daha farklı yapmayı, deneyimlediğimiz belki de basit oyunlarla çeşitlendirmeler kattığımızda, rutini değiştirdiğimizde beynimize ihtiyacı olan gıdayı verebiliyoruz. Beyni yeni bilgiye ihtiyaç duyan aç bir canavar gibi düşünün. Bilgiyle beslenen canavar. Bunu sağlayabildiğimizde daha sağlıklı, daha uyanık, çalışma kalitesi daha yüksek bir beyne sahip olabiliyoruz. Aksi durumda da tersi oluyor, beyin tembelliği, bunama, Alzheimer gibi durumlarla bile karşılaşabiliyoruz.

Bu basit oyunlar şunlar olabilir: Arabayla hergün gittiğimiz yoldan gitmeyip yeni rotalar keşfetmeye çalışmak, dişimizi sağ elimizle fırçalıyorsak sol elle fırçalamaya çalışmak, yürürken adımlarımızı nasıl attığımıza dikkatimizi vermek, sağ adımla sol adım arasında fark var mı, ayak tabanımızda ağırlığımızı nerede hissediyoruz, ağırlığımızı bir bacaktan diğerine aktarmak istesek bunu nasıl yapıyoruz, belki geri geri yürümeyi denemek veya çapraz adımlarla yürümek.

Bu listeyi istediğiniz şekilde uzatabilirsiniz. Yani hayatımızda çok çok büyük değişiklikler yapmadan gün içerisinde belki hergün sadece 20 dakika kadar bu oyuna vakit ayırırsanız büyük farklılıklar hissettiğinizi görebilirsiniz. Belki bu röportajı okuyan herkes bir hafta bu oyunu oynayabilir ve fark ettiği değişiklikleri not alabilir.

Anat Baniel’in Türkçeye de çevrilmiş harika bir kitabı var. Doğan Yayınlarından çıkan ‘Sınırlarını Aşan Çocuklar’ ya da İngilizcesi ‘Kids Beyond Limits’ ismindeki bu kitabı herkesin okumasını tavsiye ederim. Beynimizin daha yüksek kalitede çalışmasına yardımcı olacak 9 temel esastan bahsediyor. Bu esasları yaptığınız, herhangi bir şeye uyguladığınız anda beyninizi daha iyi kullanmaya başlıyorsunuz.

Avustralya’da seni en çok etkileyen, ilgini çeken, şaşırtan şeyler neler oldu?

Yeni gelmiş sayılan biri olarak gözlemlerini merak ediyordur okurlarımız çünkü bizler buradaki hayata adapte olmuş ve senin dediğin gibi otomatikleşmiş bir şekilde, birçok şeyin farkında olmadan yaşıyor olabiliriz.

Avustralya’ya ilk geldiğimde öncelikli olarak daha havaalanında çok şaşırdım. Pasaportumda herhangi bir yapıştırılmış vize, damga hiç bir şey yoktu ve girerken acaba ne olacak endişesiyle gelmiştik. Oysa ülkeye girmemiz bir dakika bile sürmedi neredeyse. Hiçbir soru sorulmadan, gayet güler yüzle hoşgeldiniz dediler ve geçtik.

Diğer en çok şaşırdığım şey ise hergün sabah parka köpeğimizi gezdirmeye gittiğimde bir dolu yabancıyla karşılaşıyorum ve hepsi de hemen konuşmaya başlıyor. İnsanlar burada çok sıcak kanlı ve arkadaş canlısılar. Hiçbirinin bana nereli olduğumu falan sormamasına da şaşırıyorum çünkü belli bir aksanım var doğal olarak, ne de olsa burada doğmuş büyümüş değilim. Gayet sıradan bir şeymiş gibi konuşmalar yapıyorlar benimle oysa benim beklediğim konuşma çok farklı. Niye geldin? Ne zaman geldin? Nerelisin? Bunları hiç sormuyorlar bile. Sonra sonra anladım ki benim gibi o kadar çok farklı ülkeden farklı kültürden insan var ki Melburn’da, neredeyse buranın normali zaten aksanlı ve yabancı olmak. Bence bu harika bir şey..

Bunlar sevdiğim şeyler. Sevmediğim ve hala alışamadığım bir şeyse emaillere çok geç geri dönmeleri. Biz Türkiye’de ertesi güne bırakmazdık cevaplanması gereken mailleri. Burada her şey biraz daha gevşek:)

Burada başına gelmiş iyi, kötü, komik ya da ilginç bir anını bizimle paylaşır mısın?

Ben evimizden sevdiklerimizden bu kadar uzaktayken, aslında dünya o kadar da büyük değil diye anladığım anları çok seviyorum. Hepimiz bir yerlerdeyiz ama yine de birbirimizi buluyoruz.

Buraya geldiğimin ilk aylarında ABD’de tanıştığım ve çok çok uzun yıllardır görmediğim çok sevdiğim bir doktor arkadaşım Melbourne’a konferansa geldi. Geldiği gibi de hemen bavulunu bırakıp bana akşam yemeğine koştu. Ben onu 20 küsür yıldır tanıyorum ve o bundan da uzun zamandır yurtdışında yaşıyor, hala da hayatına Amerika’da devam ediyor. Buraya gelirken Türkiye’deki eniştesine telefonda konuşurken Melbourne’a gidiyorum demiş. Eniştesinin de meğer Melbourne’da arkadaşlıkları çok eski yıllara dayanan Bülent adında bir arkadaşı varmış, şaka olsun diye “Bülent’e selam söyle benden’ demiş.

Ben akşam yemeğe bu doktor arkadaşım Mustafa’yı çağırırken, aynı zamanda da burada tanıştığım ve bize anne baba gibi kol kanat geren, 30 küsür yıldır Melbourne’da yaşayan Bülent abi ve eşini de aynı akşam yemeğe davet etmiştim. Ve arkadaşımın eniştesinin selam yolladığı Bülent büyük bir tesadüf eseri gerçekten de o selam yollanan benim Bülent abim çıktı:) Büyük bir dünyada çok uzakta olduğumuzu düşünüyoruz ama aslında dünya ne küçük dedirten de böyle olaylar yaşıyoruz.

Buraya yerleşmek için yeni gelenlere neler tavsiye edersin? Özellikle tecrübe ettiğin bir zorluk yaşadın mı?

Her yolun bir zorluğu var ve bunlar çeşit çeşit. Ama bildiğim tek şey var tüm zorluklar güvendiğin, sevdiğin insanlar varsa daha kolaylaşıyor. Yeni gelenlere tavsiyem gittikleri yeri sevmek için, orayı da ev yapmak için, bir an önce yeni insanlarla tanışacağı ortamlar bulsun. Herkesin birbirine verebileceği, birbirinden öğrenebileceği, paylaşabileceği çok şey var. Burası çok güzel bir şehir ve hiç de az değiliz:)

 Çok acayip bir zorluk yaşamadım desem. Belki ehliyet sınavında yanlış şeritten gitmiş olmak olabilir ama yine de aldım ehliyeti:)

Okuyucularımızdan ihtiyacı olanlar sana nasıl ulaşabilirler?

Daha detaylı bilgi almak isteyenler www.theclarity.com.au adresiden internet sitemi ziyaret edebilirler veya basak@theclarity.com.au üzerinden istedikleri zaman bana direk mail yollayabilirler.

Röportaj: Müjgan Kim

mujokim@yahoo.com.au

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here