Bir Ademoğlu Gözüyle: Nasılsın?

0
100

Bu soruyu farklı dillerde her gün birbirimize soruyoruz. Her dilde sorup hiçbir dilde mana edemediğimiz bir soru malesef. Sıradan, selamlaşmak için kullanılan bir sorudan ibaret kalıyor genelde.

Dışta sessiz, içte gürültüsü çok olan o kadar insan var ki. İyiyim diyip geçiyor çoğu zaman. Ama iyi değiliz. Gerçi hangimiz iyi ki… Ama bazılarımız daha da kötü. Sorulduğunda ‘aynı işte’ diyoruz. Üstüne gidilmeyen bir cevap genelde. Daha öncesini bildiğimizi düşünüp, iyiymiş işte diyip önemsemiyoruz.

Batı Avustralya

Bir seferinde bana sorulduğunda ‘eskisi gibi’ dedim. ‘Eskisi nasıldı?’ diyen nadir de olsa birisi çıkmıştı. Beklemediğim bir cevaptı. Ama sustum gülümsedim sadece. Bir başka seferinde de ilginç bir diyaloğa şahit oldum. ‘Hayat mücadelesi işte’ diyen kişiye ‘kendimizi bu kadar acındırmayalım’ denildi.

O yüzden farklı cevaplar veriyorum. Bazıları boş yere ya da farklılık olsun diye yaptığımı düşünse de. Gerçekten mana ediliyor mu anlamak için. Sorsalar da anlatacağımdan değil ama, kendi kendime edindiğim bir sosyal deney işte.

Bazen de kendi kendimize sorarız ‘Nasılsın’ diye. Ya cevabından korktuğumuz, ya da unutmak istediğimizden geçiştiririz. Bir nefes almak isteriz, dinlenmek. Kendi kendimize sus deriz. Ama iç sesimizi susturmayı pek başaramayız. Bu yüzden dışarının gürültüsünden sessiz bir an bulduğumuzda, içimizin gürültüsü ürkütür bizi. Zihnimizin karanlığında, iç sesimiz elindeki lambayla bazen istediğimiz bazen de hatırlamak istemediğimiz olayları aydınlatıyor.

Pişmanlıklar, üzüntüler, haksızlıklar, endişeler, keşkeler adeta bir savaş için de; mutlu anılar, başarılar ve gülümseten yaşanmışlıklarla. Bazılarımızın terazisinde bizi üzenler ağır basıyor. Ama zihnimizin ışığı, aydınlattığı tarafı yoğunlaştırıp ona bir ağırlık katıyor ve nitekim terazinin dengesinde pay ediniyor. Bu yüzdendir ki mutlu şeylere odaklanmak onları çoğaltmasa bile yoğunlaştırıp, bize onları hatırlama refleksi kazandırıyor. O yüzden o kadar kişi pozitife odaklanmayı, mutlulukları düşünmeyi, krizlerden fırsatlar çıkarmayı öneriyor.

Bu satırları eskiden okuyor olsam, ’her şey iyi güzel de söylemesi kolay’ diye düşünürdüm. Evet, söylemesi kolay. Genelde buradan ileriye gidemiyoruz. Bazen çözüm o kadar büyük, sonuç o kadar uzak geliyor ki. O cesareti, enerjiyi ve umudu kendimizde bulamıyoruz.

Bundandır ki kendime ‘nasılsın?” diye soramadım çok zaman.

Bu umutsuz vakitlerde, küçük adımlarla başlamamız lazım. Sonucun uzaklığı, çözümün zorluğu bizi umutsuzluğa düşürmemeli.

Şu ana odaklı küçük hedeflerle heyecanlanmalı.

Belki duyamadığımız o içtenlikli ‘Nasılsın?’sorusunu başkasına sorarak başlayabiliriz.

Veya bir kahvenin devran sene hatrına sığınarak.

Belki bir mesajın içtenliğinde dinleriz başka zihinlerin farklı gürültülerini.

Belki bizim lambamız onların kendi zihinlerindeki güzellikleri görmelerine bir cesaret olur.

Kendinize ve başkalarına iyi davranın,

Mutlu olmaktan korkmayın.

Ümit dolu bir Ademoğlu

20.06.20

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here