Babil Kulesi: YAŞAR KEMAL, KUŞLAR DA GİTTİ

0
82

Türk dilini gelecek kuşaklara aktarmak, toplumsal belleğin izini edebiyat üzerinden sürmek amacıyla Melbourne’de düzenlenen Türkçe Edebiyat toplantılarının Mayıs ayı konusu, Yaşar Kemal ve Kuşlar da Gitti romanıydı.

1923 doğumlu Yaşar Kemal, 1915 Van savaşı nedeniyle Van’dan Çukurova’ya göç eden ailenin çocuğudur. Aile ilk olarak Diyarbakır’a oradan Urfa’ya ve İslahiye’ye gelir. Yaşar Kemal çocukken at arabasından düşüp yaralanınca babası onun adına kurban kestirmeye karar vermiş ancak, bu sırada bıçak kurban kesenin elinden fırlayıp Yaşar Kemal’in sağ gözünü kör etmiştir. Kemal dört buçuk yaşındayken, babası Hemite Camii’nde namaz kıldığı sırada, evlatlığı Yusuf tarafından hançerlenerek öldürülür. Yaşar Kemal, böyle bir olaya tanık olduğundan, on iki yaşına kadar dili tutulur, kekeme olur. Babasının ölümüne uzun süre inanamaz ve derinden etkilenir. Uzun yıllar mezarlığın başına da uğrayamaz. Kırgınlığını, herkesin babası yaşarken benimki neden öldürüldü, diye dile getirir, bundan sonra hayatı çok zor geçer. Yaşar Kemal, göçmenliği de yaşadığı için ona göre, göçmenliğin üç boyutu vardır. Göçenler, göçmenleri uğurlayanlar ve göçmenleri karşılayanlar. “İnsanı yurdundan etmek, insanın yüreğini koparmak gibi bir şeydir. Ben bunu acısını bilirim,” der. Hayat okulunda yetişmiş, kırktan fazla eser vermiştir. Doğa ve insan sevgisi, Çukurova folklörü, Anadolu’da gezdiği yerlere merak onu zenginleştirmiştir. Türkiye’nin en önde gelen yazarlarından olan Yaşar Kemal 28 Şubat 2015’te İstanbul’da vefat etmiştir.

Kuşlar da Gitti, günümüzde kaybolmaya yüz tutmuş bir geleneğin, “Azat Buzat Beni Cennet Kapısında Gözet” sözleri söylenerek kuş azad etmenin etrafında şekillenir.

Roma Bizans döneminde başlayıp süregiden bu geleneğe göre, kuş avcıları şehrin ormanlık bölgelerine ağlar kurarak kuş yakalayıp kafese koyarlar. Sonra bu kafesleri şehir merkezlerine, cami, kilise, sinagog önlerine getirerek kuşları insanlara satmaya çalışırlar. Yoldan gelip geçenler satın alarak serbest bıraktıkları kuşların kendilerini cennet kapısında bekleyeceğine inanır. Bu nedenle kuşu azad ederken, “Azat uzat beni cennet kapısında gözet” duasını okurlar.

Yaşar Kemal diğer eserlerinde olduğu gibi doğa, çocuk temalarını bu romanda da hassasiyetle ele alır. Kitap 1970’lerde yayımlanmış olmasına rağmen, romanda hikaye 1940’ların İstanbul’unda geçmektedir. Hikayede Anadolu’nun ücra köşelerinden aileleriyle göç etmiş üç çocuk, Süleyman, Halil ve Semih, İstanbul’un Yeşilyurt, Menekşe, Florya gibi o zamanlar dış kesimler olarak anılan semtlerinde kuş avlayıp onları satarak geçimlerini sağlamaktadırlar.

Hikaye boyunca okurun zihninde, bu çocuklara ne olacak, yakaladıkları onca kuşa ne olacak sorusu cevap bekler. Yaşar Kemal, büyük ustalıkla ve yalınlıkla çocukların hallerini, içinde bulundukları durumu, zengin ve yoksul arasındaki uçurumu, onların saf niyetlerini, hayallerini anlatmakla kalmaz, adeta okura bir film izler gibi gösterir. Okuyucu, para kazanmak ve şehre tutunmak için çalışan bu çocukların bir aileden çok sokağa ait oluşlarına şahitlik eder. Çocukların zaten özgür olan kuşları yakalayıp, tekrar salıverilmek üzere satıyor olmasının saçmalığı, insanca değerlerin kişisel çıkarlarla yer değiştirmesinin yarattığı huzursuzluğun yanında hafif kalmaktadır. İstanbul’un yoksul semtlerinde yetişmiş, bir lokma aş için çalışan, şehrin acımasızlığı karşısında yaşam savaşı veren çocukların yaşadıkları yer bir çadırdır, aileleri çocuklarıyla ilgilencek durumda değildir. Okur bir yandan azat buzat geleneğinin, kuş salıverip sevap işlediğini düşünen alıcılardan çok bu işten para kazanan çocuklara yarıyor olmasına sevinirken bir yandan da bu uğurda telef olan kuşlar için üzülür.

Sosyopolitik açıdan 1940’lar Türkiye tarihinde dinin siyasi alanda yükselişiyle beraber kentsel dönüşümün hızlandırıldığı yıllar olarak yerini almış, günümüze gelinceye kadar İstanbul’da da inşaat sektöründe yaşanan patlamalar, geniş otoyol ağları ve ardı ardına yükselen konut projeleriyle yansımalarını sürdürmüştür. İnsan ve yeşil alan, beton yığınlarıyla karşı karşıya gelmiştir. Bu durum, kırsalın gelişmekte olan şehirlere göçünü artırıp hızlandırırken, öte yandan şehirlerde sıkışan insanları başka sorunlarla yüz yüze bırakmıştır. İlk başta kentin sınıfsal olarak ayrışmasına sebep olmuş, orta sınıf şehir merkezlerinde kümeleşirken, yoksul kesim, kent dışına itilmiştir. İnsan yaşamı sermayeye dönüşmüş, insani değerlerden uzak adeta pamuk ipliğine bağlı hale gelmiştir.

Yaşar Kemal, Kuşlar da Gitti kitabında, sanki bu günleri görmüş gibi şöyle yazar,

“Sokaklarında yalnız birbirlerine gösteriş yapmak, para para, yalnız para kazanmak için yaşayan, insanlıklarını unutmuş yaratıklar caka satacaklar. Otomobiller yüz elli, iki yüz kilometreyle Londra asfaltında insan ezerek buraya girecek. Belki kuşlar çok derin, eski bir içgüdüyle buraya, o zaman kesilmiş olacak olan şu ulu çınarın üstüne uğrayacaklar, bir an duraklayıp bir şeyler arayacak, bir şeyleri anımsamaya çalışacak, beton yığını evlerin üstünde küme küme dolaşacak, konacak bir yer bulamayıp bir uzak keder gibi başlarını alıp çekip gidecekler.” 

Hikayesinde değişen, git gide acımasız, sert hale gelen İstanbul’un insanlarını da,

“Şu Taksim alanında birbirlerini ezenler, o kadar insanın içinde hak tu, diye ortalığa tükürük savuranlar, sümkürenler, sümüklerini ağaç gövdesine sürenler, hasta yüzlüler, vıcık vıcık boyalılar, suratlarından düşen bin parça olanlar, düşman gözlüler, gülmeyenler, birbirlerinin gözlerini oyacak, kuyusunu kazacaklarmış gibi bakanlar, korkanlar, utananlar, bunlar mı, korkanlar, ben, ben, ben diyenler, bunlar mı?” diye betimler.

Yaşar Kemal, edebiyatın ve sanatın sosyal inşa üzerinde büyük rolü olduğunu düşünen bir yazar olarak, konuşmalarında bu düşüncesini sıklıkla dile getirir. Anadolu’da yaşanan kültürün dokuz bin senelik uygarlığın içinden, Homeros, Thales’in geçtiğini, Türkiye’den Hakkı Tonguç, Pertev Nailli’nin çıktığını, bu zengin kültürel birikimde şimdiki ve gelecek nesillerin öğrenecekleri çok şey olduğunu söyler. “Sanatın birinci işi başkaldırıdır. Tüketicilik hastalığıyla savaşın. Tüketim önce sanatı vuracaktır,” diye uyarır. Tüketim, belki de günün koşullarında yoksul insanlara uygarlık, kültür, demokrasi götürmek şeklini almış, daha fazla beton, AVM anlamına gelmiştir. Sömürgeciler, ilkel dedikleri kültürleri yok etmiş, sistemin dışına itmiştir.

Kuşlar da Gitti bu nedenle ahlaki, doğru davranış olarak düşündüğümüz olgunun aslında ne derece toplumsal doğrular üzerine kurulduğunu sorgulatır okura.

İnsanı anlamak, en derinlerde yatan sahip olma, yok etme güdüsünü, insanlık değerleri mi kişisel çıkarlar mı ikileminde sergileyebileceği güç oyunlarını görmek açısından, kısa, yalın, çok güzel bir roman Kuşlar da Gitti. Salt Yaşar Kemal’in anlatımının güzelliği için okunabilir.

Elhan Uzun  Mordialloc, Melbourne.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here