Anıl’ın Güncesi: TAM 52 YIL ÖNCE…

0
199

Çocukluğumdan beri belgesel izleme bayılırım. Her türünü pür dikkat izlerim ve çok keyif alırım. Özellikle eski zaman belgesellerini izlerken içerisinde kaybolurum. Birkaç gün önce bir İstanbul belgeseli izledim. Tadı damağımda kaldı! 1959’da yayınlanmış. Yani ben İstanbul’a ayak basmadan tam 52 yıl önce… Sultanahmet, Ayasofya, Çemberlitaş, Milyon Taşı, Cağaloğlu, Balat Köprüsü, Eminönü gibi tarihi yerleri izliyoruz güzel bir müzik eşliğinde. Belgesel 52 yıl önceyi anlatırken ben 2011 yılında yaşamaya başladığım İstanbul’u düşünüyorum.  Çemberlitaş’ı, Cağaloğlu’nu, Sultanahmet’i görür görmez çocuk gibi heyecanlanıyorum.

O zamanlar, meşhur Cağaloğlu yokuşunda, Timaş Yayınları’nda çalışırken kitap fuarlarımız olurdu. Ramazan ayları yılın en güzel, en huzurlu zamanlarıydı sanırım. İftardan önceki meydan turlarımızda saatler su gibi akar geçerdi. İftarı yayınevimizde yapar oradan da Beyazıt Meydanı’na kitap fuarına geçerdik. Çok uzun yıllar arşınladım o sokakları. Kitapların kendine has sahaf kokusu hala burnumda tüter zaman zaman… İlk iş, ilk hayat okulu ve karşıma çıkan birbirinden harika insanlar…

Belgesel siyah beyazdı. Çemberlitaş’ı görür görmez siyah beyaz çerçeve benim hafızamda rengârenk oldu. Bir ramazan günü iftarımızı yapmadan önce Sultanahmet Meydanı’nda orucumuzun son saatlerini hızlı geçirmek için yine bir tura çıkmıştık. Cağaloğlu yokuşunu tırmanmamak için Sultanahmet Meydanı’ndan geçip yayınevine farklı bir sokaktan gitmek istedik. O gün, o sokaktan geçerken üzerimdeki gömleğe kadar hatırlıyorum. Masmavi küçük kareleri olan bir gömlekti. Daha önce birçok kez meydanda inmiştik ama Dikilitaş’ı ilk görüşümdü bu. İyice yakınına kadar ilerledim ve durdum. Çok mistik, gizemli bir havası vardı. Üzerindeki yazıları takip etmek için kafamı gökyüzüne doğru kaldırmaya başladım. O kadar uzun ki, sanki bitmeyecek gibi görünüyordu. O an içimden “Bundan 50 yıl önce burası nasıldı acaba?” diye geçirmiştim. Acaba 1625 yılından beri o taşın etrafında insanlar yürürken neler düşünüyordu? Kimler benimle aynı yere ayak izlerini bıraktı? Hangi kuşlar uçtu bu taşın üzerinde? Ne savaşlar, ne barışlar, ne aşklar yaşandı? Hangi mucizelere tanık oldu?

Bugün kilometrelerce uzakta, Melbourne’de, evimde bu satırları yazarken o anı düşününce huzur buluyorum. İstanbul’un kalabalığından sıyrılmış, huzur dolu bir an. O anı iyi ki yaşayıp hafızama kazımışım.

Belgesel devam ediyor ve Galata Köprüsü görünüyor. İş çıkışı en çok sevdiğim şeylerden birisi de Gülhane Parkı’nda çimlere uzanıp biraz kitap okumak oradan da bizim yokuştan Eminönü’ne doğru salınıp, Galata’da gün batımını izlemekti. Vapurlar, martılar, insan sesleri… O kalabalıkta bu güzelliklerin tadına varmak zordu ama tadını almışım demek ki sevgili okur. İzlerken yaşıyorum adeta. Tam 52 yıl sonra ben de oradan geçtim, ben de orada güldüm, ben de orada soluklandım… Benim de ayak izlerim var oralarda!

Bizlerden sonra da başkaları basacak aynı yere. Ben de o yıllara bir not bırakmak istiyorum. 52 yıl önce kayda alınmış bir belgesel nasıl beni buldu ise bu not da birilerini bulacak eminim. Çemberlitaş’ta iftar sonrası içilen kahvenin, Gülhane’de içe çekilen nefesin, Galata’da batan güneşin verdiği zevki yaşamaya bak. Zaman ve an kaybolup gidiyor. Şu an durduğun yerde senden sonra duracak kişilere yaşanabilir alanlar bırak. Onların da bunu yaşaması için elinden geleni yap. Ortak anıların, ortak uğraşların birbirine dokundurduğu insanlar aynı manzaraya bakıp aynı huzuru içlerine çekebilsinler.

Binlerce zaman diliminde, aynı yerde durup aynı manzaraya bakıp, ayrı anılar birleştireceğiz birbirimizden habersiz. Aynı yerde ayak izimiz olacak! Bugünden geleceğe selam olsun…

Anıl Çetli
Melbourne

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here